Mehmed Ali Aynî kuantumcuları dinleseydi..

Mehmed Ali Aynî’nin “Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim?” kitabı adeta insanı, gereksiz merakların peşini bırakıp sorgulanması gerekeni sorgulamaya davet ediyor..

Mehmed Ali Aynî kuantumcuları dinleseydi..

Kitabın ismi, adeta cevabı merak ettirerek okuyucu avlıyor dersem sanırım pek yanlış olmaz. En azından ben bu sebeple okumaya niyetlendim. Başlayınca gördüm ki, Mehmed Ali Aynî daha ilk sayfalarda cevabı tek cümle ile vermiş. “Metafizik ve ahlak ilimlerine dair en yüksek ve ince düşünceleri Şeyh-i Ekber’de bulduğu için” seviyormuş onu.

Şüphesiz en yüksek ve ince düşünce, her konuda olduğu gibi metafizik ve ahlak ilimlerinde de Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın getirdiği düşüncedir. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, Mehmed Ali Aynî, sözünü ettiği zirve noktayı Şeyh-i Ekber’de müşahade etmiş. Neticesinde ise -bence- bir vefa borcu, bir müdafaa mahiyetindeki bu eseri kaleme almış.

Mehmed Ali Ayni, Şeyh-i Ekber'i Niçin SeverimOkumaya başlar başlamaz ilk dikkat çeken, kitabın adeta Muhyiddin-i Arabî için yazılmış bir savunma olduğu. Ben böyle hissettim. Zira Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim, isminden de anlaşıldığı gibi bir sevgi, bir vefa kitabı. Onu oldukça zevkli bir ders kitabı olarak da tanımlayabiliriz. Henüz okumadan sayfaları şöyle bir karıştıranda akademik bir çalışmaymış hissini uyandırabilir. Genellikle bu, bizler gibi sade okuyucularda anlaşılması zor manasına gelir ama kitap öyle değil; gerçekten zevkli ve sürükleyici. En azından beni sürüklediyse, Muhyiddin-i Arabî’ye dair biraz merakı olan herkesi sürükleyecektir.

Kitap bir savunmadan ziyade, bir zafer ilanı niteliği kazanırdı

Müellif, tüm zamanlarda Hazreti Şeyh’e karşı tavır sergilemiş, onun fikirlerini reddetmiş ya da hakkında suçlama ve saldırı niteliğinde yazılar yazmış felsefeci, din âlimi ve mütefekkirlerin bu tavırlarını, nedenleriyle birlikte eserinde ele almış. Ayrıca onu rahatsız eden medrese âlimlerinden de bahsetmiş. Belki de yakın durduğu vahdet-i vücud anlayışı sebebi ile karşıt görüşleri yok saymadan, bilakis bunları kendi tefekkür dünyasını geliştirmekte kullanmayı tercih etmiş. Neticede görülen o ki, yazarımız sevdiği Şeyh-i Ekber’i müdafaa etme ihtiyacında. Bu müdafaayı yaparken, bir yandan reddedenlere, bir yandan onlara karşı sükûnetini koruyan Hazreti Şeyh’e hayret ediyor.

Kitapta, Muhyiddin Arabî ile aynı fikirleri savunanlardan, özellikle O’ndan etkilenenlerden bahsedilen bölümlerde, yazarın hissettiği mutluluk satırlara sinmiş. Hatta Dante’nin İlahi Komedya’sı üzerinde Şeyh-i Ekber’in tesirini anlatırken, okuyucusunu iyice ikna etmek için bu fikrin sadece kendisine ait olmadığını söylüyor ve delil olarak isimler sayıyor. Aynı şekilde Hazreti Şeyh’in hayatiyet konusundaki fikirlerinden bahsederken, onun keşif yollu tespitlerinin yirminci asrın sonunda bir Alman fizikçi tarafından tasdik edilmesinden duyduğu mutluluğu açık bir dille ifade ediyor.

Tasdik hususunda faydalandığı bir isim de Einstein. Öyle zannediyorum ki Mehmed Ali Aynî günümüzde yaşasa, kuantumcuları, kuramsal fizikçileri dinlese; uzay zaman boyutunu, sicim teorisini, parçacık teorisini duysa çok mutlu olurdu. Bu kitabı günümüz bilimini arkasına alıp yazsaydı, kitap bir savunmadan ziyade, bir zafer ilanı niteliği kazanırdı. Çünkü gördüğüm ve idrak edebildiğim kadarıyla diyebilirim ki bilim artık daha ziyade keşif yollu tespitleri formüle etmekle meşgul.

Gereksiz merakların peşini bırakıp sorgulanması gerekeni sorgulamaya davet ediyor

Mehmed Ali Aynî, Muhyiddin-i Arabî’nin belli başlı fikirlerini, nasihat ve ikazlarını kısa başlıklar altında toplayarak okumayı kolaylaştırmış. Sözünü ettiğim kısa başlıkların içinde bazıları var ki, her biri tek başına bir kitap mevzuu. Şahsen, akademisyenlerin ve mutasavvıfların bu konuları kendi alanlarında kitaplaştırmasının çok faydalı olacağı düşüncesindeyim.

Mesela Şeyh-i Ekber’in “Tabiat Ne Çoğalır, Ne Eksilir” başlığı altında yer alan tek sayfalık kısım insanı doğrudan İhlâs Suresi’ne götürüyor. Muhyiddin-i Arabî’nin vahdet-i vücud anlayışı ışığında sade bir dille yazılmış İhlâs Suresi tefsirini okumak harika olurdu. Kitapta yer verilmiş “İnfak” ve “Hareket Nazariyesi” üzerine de böyle çalışmalar yapılmalı.Mehmed Ali Ayni, İbn Arabi'de Varlık Düşüncesi

Hani biliriz ya bazı marketler gazeteyi sırf müşterinin ayağını kendilerine alıştırmak için satarlar. Zira gazete havadistir, meraktır ve merak insanın tabiatında bolca vardır. Özellikle gayba yönelik merak! “Esrar-ı Huruf/ Harflerin Sırrı Bahsi”nden, bu mevzua merakı olan okuyucuyu Şeyh-i Ekber’e yaklaştırma amacıyla faydalanılabilir. Şeyh-i Ekber’i Niçin Severim?, tüm bunları okuyucusuna hissettirerek Muhyiddin-i Arabî’nin çok yönlü bir şifa kaynağı oluşunu da hatırlatmış oluyor.

Kitap adeta insanı, gereksiz merakların peşini bırakıp sorgulanması gerekeni sorgulamaya davet ediyor. Bunu yapması için okuyucusuna mukayeselerle yardımcı oluyor. “İnsanlığın ne kadar zamandır dünya üzerinde olduğu” meselesi gibi… Hem bu soruyu ele alıyor, hem de Muhyiddin-i Arabî’nin “insan”lığın bir mertebe olduğu fikrini ve “hayvan insan” ifadesini hatırlatıyor. Bu yan yana getiriş, okuyucuya “İnsanlık altı bin senedir dünyada olsa ne olacak? Kırk bin senedir olsa ne olacak?” sorusunu sorduruyor. Çünkü düşünmeye sevk edilmek istediğimiz asıl soru; ‘insanlık benim vücut dünyama geldi mi, gelmediyse ne zaman ve nasıl gelecek?’

Kitap, yormadan öğrettiği için ayrıca güzel

Kitap bittiğinde okuyucu ister istemez kendine dönüp, “Şeyh-i Ekber’i ben niçin severim?” diye soruyor. Sordum!.. 1990 senesinde Sahaflar Çarşısı’ndan iki kitap almıştım. Selahaddin Alpay tercümesi bir Fütûhat-ı Mekkiye ve Michel Chodkiewicz’den Sahilsiz Bir Umman. Benim için Muhyiddin-i Arabî’yi anlamak şöyle dursun, okumak bile zordu. Hâlâ öyle ama Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesemeyiz!

Sahilsiz Bir Umman’da Şeyh’in Bakara Suresi’ndeki kâfirlere ilişkin ayetleri izahı beni hayretler içinde bırakmıştı: “Allah onların kalplerini mühürlemiştir ki, kalplerinde O’ndan başkası için yer olmasın. Onları sağır kılmıştır ki, bütün kelamlarda ancak O’nun kelamını işitsinler. Ve Allah’ın nuru onların gözünü mahlûkata karşı kör etmiştir.” Bu evvelce rastlamadığım merhametli yaklaşım benim onu anlamadan sevmeme yetmişti. Sonuç bugün aynı kapıya çıktı. Aslında insan onu severken Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın getirdiği en yüksek ve ince düşünceyi seviyordu. Bunu fark etmek kişiye, ‘âlemlere rahmet’ ve ‘vahdet-i vücud’ kavramlarını birlikte düşündürtüyor. Anlamak uzak bir ihtimal olabilir. Yine de onunla meşgul olmak bence çok kıymetli.

Darülfünun Felsefe müderrislerinden Mehmed Ali Aynî’nin Büyüyen Ay Yayıncılık’tan çıkan bu kitabında bir kere daha Hazreti Şeyh’i okumaya ve anlamaya çalışmaktan büyük mutluluk duydum. Hüseyin Rahmi Yanyalı, İsmail Dervişoğlu ve Emir Hüseyin Yiğit’in sadeleştirme çalışmaları olmasa ne kadar zorlanırdım biliyorum. Bu anlamda kitap, yormadan öğrettiği için ayrıca güzel. Hepsine çok teşekkürler. Muhyiddin-i Arabî ile biraz alakadarsanız sizin de zevkle okuyacağınıza eminim. Unutmadan; dipnotlara dikkat!

Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 15:09
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13