Kuşları uğurlamak da bir sanattır

Hayata dokunan metinler okurda da yazarda da bir karşılık bulur ve kalıcılar sınıfına dâhil olur. Okudukça kalbinizden sizi yakalayan öykülere sarılır ve bir daha bırakmazsınız. Serpil Tuncer’in sizi ince duygularınızdan saracak öyküleri Kuşları Uğurlama Sanatı’nı Recep Şükrü Güngör yazdı.

Kuşları uğurlamak da bir sanattır

İsmail Usta fırıncıdır. İşleri tak başına yürütmekte zorlanınca yanına Osman’ı da alır. Bazı vakitler usta fırından çıkıp yürümeye başlar. Köy camisine girerken Zehra ile göz göze gelirler ve ilk aşk kıvılcımı başlar. Orta yaşına kadar çalışmaktan evliliğe, eşe, aşka zaman ayıramayan usta Osman’ın fırında çalışmaya başlaması ile kendine gelmiştir. İsmail usta kuşçudur. Evinde çeşit çeşit kuşları vardır. Zehra ile caddede sokakta göz göze gelirler ve sonunda nişanlanırlar. Nişandan sonra kuşlarını ihmal etmeye başlar. Yemlerini, sularını vermeyi unutur. Sonunda onların orada yemsiz, susuz kalmalarına dayanamaz ve kuşları serbest bırakır. Kuşları uğurlamak da bir sanattır. Aşk ile gelen bir sanattır. Usta, kuşları gittikten sonra onların ardından yas tutar. Kitapla aynı adı taşıyan öykü şiirsel ve imgesel anlatımı ile dikkat çekiyor. Yazarın dilinde bir şiir tadı hemen göze çarpıyor. Öyküde şiire yakın söylem tartışılırken Serpil Tuncer ve kimi yazarlar öyküde şiirsel dili kullanmayı tercih ediyor ve bunda bir sakınca görmüyorlar.

Serpil Tuncer, Kuşları Uğurlama Sanatı’da öyküsünü modern zamanda ve dilde anlatırken geleneğe yaslanmayı da ihmal etmiyor. Dede Korkut hikâyelerine “Bey beylesin, yuvan şenlensin. Kapı önünde ardı ardına gezinen bebelerin olsun.” cümleleri gönderme yapıyor ve öyküsünün geldiği damarı işaretliyor.

Öyküler ne anlatıyor?

İstasyon öyküsünde başka bir şehre bakıcılık yapmaya giden bir annenin zor zamanlarını, Bir Garip Arkadaş öyküsünde arkadaşı için aşkını kalbine gömen bir gencin iç acılarını, Ekmek Teknesi öyküsünde büfecilik yaparak zar zor geçinen bir yoksulun büfesinin yanışını ve yoksulun meydanda öylece kalışını, Dilek Ağacı’nda köyün ağasının kızı ile çobanın aşkını, Bir Köy Öğretmeninin Anıları’nda Kara Davutlar köyüne tayinle gelen İzmirli ve Tokatlı iki genç öğretmenin dağ köyünde yaşama tutunma çabalarını, Kaldırımlar öyküsünde eskiden figüranlık yapmış ama şimdi sokaklarda yaşamak zorunda kalmış Rafet’in dramını, Uçan Balon Öyküsü’nde simit satan bir çocuğun balon satan emekli adamla konuşurken meydana çıkan iç yakan hayat hikâyesini anlatıyor.

Her bir hikâye bir sosyal sorunu dile getiriyor. Yer yer bireysel konuları ele alsa da kitabın genelinde toplumsal konulara parmak basılıyor. Sinek kovalayan birisinin anlatıldığı öykü bireysel meseleyi ele alıyor görünse de sinek ve sinekle yaşamak zorunda kalan binlerce insan düşünüldüğünde konunun bireysel olmadığı anlaşılır.

Renkli konular ve kişiler

Tango ve Çatı Katı öyküleri kötü yola düşen kadınların durup dururken kötü yola düşmediklerin, her birini arkasında büyük hikayelerin yaşandığını dile getiriyor.

Ateş öyküsü, insanlığın eski zamanlarına götürüyor okuru. Ateşin bulunması, gelişmesi ve yaygınlaşmasını ele alıyor. Ateşin kısa tarihini anlatarak insanlığın hikayesine değiniyor. İnsanlığın serüvenini hemen birçok öykücü ele almış ve o gizemli zamanı anlamaya, anlatmaya çalışmıştır.

İnşaatçılar hikâyesinde daha çok erkeklerin dünyasını ilgilendiren konuları bir bayan yazar olarak ele alıyor ve olabildiğince de başarılı anlatıyor öyküsünü. Bir erkeğin kadın dünyasını, bir kadının erkek dünyasını anlatması her zaman risk barındırır. İyi araştırmadan, sadece kendi gözlemlerine dayanarak ele alırlarsa bir yerde bir şeyler hep eksik kalıyor. Serpil Tuncer, bu kitabında yer yer hikâyeyi erkeğin diliyle anlatıyor. İnşaat işçilerinin inşaatta kalarak çalıştıkları zor zamanları anlatırken hikâyesini başarı ile kuruyor.

Kuşları Uğurlama Sanatı’nın öykülerinde köy şehir çatışmasını görebiliyoruz. Yoksul zengin ayırımını okuyabiliyoruz. Amelelik, yoksulluk, varsıllık duygularının nasıl bir duygu olduğunu yaşıyor gibi hissedebiliyoruz. Sanat sezdirerek, hissettirerek anlatma sanat değil miydi? İşte bu eser bunu sağlıyor.

Kuşları Uğurlama Sanatı kitabında öykülerin ucu açık. Kesin bir sonla bitmiyor öyküler. Okurun çoğaltabileceği, zihnen öyküyü devam ettirebileceği şekilde sonlanıyor.

Öykülerde yer yer çoklu anlatım dikkat çekiyor. İç içe geçen olaylarla öykü girift hal alıyor ve anlam çoğalması meydana geliyor.

Yazar, tek etki yerine çok etkiyi kullanıyor. Öykülerde tek sonuç çıkmıyor. Birçok öyküde birden çok sonuç, birden çok mesaj, birden çok konu ortaya çıkıyor. Bu da öykünün çoklu anlamla okunmasını sağlıyor.

Halkın içinden öyküler

Sıradan insanların günlük yaşamları ele alınıyor. Kitabın tamamında böyle konulara değiniliyor. Bir bürokrat göremiyoruz öykülerde. Bir devlet adamı da dikkatimizi çekmiyor. İşçiler, fırıncı ustaları, ev hanımları, çalışan anneler, evde sinek kovalayanlar, işsizler, evsizler, kahve müdavimleri vb. basit insanı ele alarak öyküde durduğu yeri de imliyor. Halkın içinden halkın öykülerini anlatıyor. Yüksek tabakadan özellikle mi uzak duruyor bilinmez ama bu yaklaşımı ile hemen herkesin okuyabileceği sosyal konulu öyküler kaleme alıyor. 12 Eylül döneminde yaşananların ele alındığı öykü okuru en ince noktadan yakalıyor. İnsanların bir sağdan bir soldan asıldığı, suçunun sabitliğine bakıldığı o darbe dönemlerini ele alarak siyasi tarihe gönderme yapıyor ama burada da makam sahipleri öyküde yer etmeyecek kadar bir iki cümle ile geçiyor. Öykünün omurgasını idama giden Melek ile ona aşık olan gardiyan oluşturuyor. Yani sıradan insanın dramı ve basit yaşamı… Başhekimin delirmesini anlattığı öyküde de onu bir başhekim olarak değil bir hasta olarak ele almış ve öyle anlatmıştır.

Deyim, terim, kelime çeşitliliği ile de dikkat çekiyor. Türkçesi duru, anlaşılır ve akıcı. Konuyu ele alış biçimi de okuyucuyu yormayacak şekilde. Devrik cümlelere çok yaslanmaması da önemli bir özelliği. Devrik cümlelerin çok kullanılması okuru yoran, kaçıran bir unsur. Serpil Tuncer bundan özellikle imtina ederek okuru kendine çekiyor.

Yirmi üç öyküden, 168 sayfadan oluşan kitap Anatolia yayınevi tarafından okura sunulmuş. Şiirsel diliyle, kısa cümleleriyle ve kısa öyküleriyle ilgimizi çeken Kuşları Uğurlama Sanatı iyi öykü okurlarının kaçırmaması gereken bir eser.

Serpil Tuncer kimdir?

1972 doğumlu yazar ilk, orta ve liseyi İstanbul’da okudu. Daha sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. “Neoliberal Anlamda Ak Parti İktidarının Kadın İstihdam Politikasının Medyaya Yansıması” konulu tezi ile yüksek lisansını tamamladı.

Erik Ağacı Öykü isimli bir internet sitesinin yayın ve yazı işlerini yürütmektedir. Aynı zamanda Acemi dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Eserleri: Erik Ağacı (şiir), Ekinoks Günleri (öykü), Mor Sokak Sakinleri (öykü), Büyülü Deniz (öykü) kitapları bulunmaktadır.

Öykülerini Hece Öykü, Dil ve Edebiyat, Aşkar, Temrin, Yedi İklim, Mavi Yeşil, Lacivert gibi dergilerde yayınlamıştır.

Serpil Tuncer, Kuşları Uğurlama Sanatı, Anatolia Yayınları

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2018, 10:51
YORUM EKLE

banner19

banner13