banner17

Kızılderili Şefi: 'Beyaz Adamlar Kalbimizi Zehirliyorlar'

Howard Zinn, Türkçe’ye 'Öteki Amerika' ve 'Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi' diye çevrilen kitabında Amerika’nın 500 senelik kısa tarihini anlatıyor. Bu tarih, muzafferlerin şanlı şöhretli destansı bir tarihi değil; aksine, Amerika’nın ötekilerinin tarihi... Ömer Yüceller yazdı.

Kızılderili Şefi: 'Beyaz Adamlar Kalbimizi Zehirliyorlar'

Biz Türkler, tarihi ancak kendimizi öven veya magazinel bir enstrüman olarak severiz. Bunun haricinde millet olarak tarih ilmiyle iştigal ettiğimiz ya da tarihi başka alanlarda kullandığımız pek söylenemez. Ne yazık ki “dış mihraklar” 200 yıldır bizim tarihimizle bizden daha ilgililer. Bu yüzdendir ki geçmişteki olayları laboratuvara sokup kendi istedikleri biçimde üzerinde çalışma yaparlar ve bize ihraç ederler. Beşinci kol faaliyetleri de bu ihraçların cabasıdır. Örneğin Ermeni Meselesi, içerde oluşan bir problemden çok dışarda oluşan bir problemdir. İçimizdeki İrlandalılar Ermeni Meselesi değirmenine su taşıyıp dururlar. Bu tür konuların mütemmim cüzü de Amerika’dır. Yine Ermeni Meselesi’nden örnek verecek olursak, her 24 Nisan’da Amerikan Başkanı’nın ağzına bakılır “Acaba soykırım diyecek mi?” diye. Gelin görün ki, neredeyse dünyadaki her konuda ahkam kesen Amerika’nın özellikle tarihi bahislerde ağzını açmaması lazımdır. Sadece yakın tarih değil, biz Türkler için bir hayli kısa fakat Amerikalılar için bir hayli uzun olan 500 senelik tarihlerinden ötürü başka milletlerin tarihine burnunu sokmamalıdır Amerika.

2010’da ölen Howard Zinn, Türkçe’ye “Öteki Amerika” ve “Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi” diye çevrilen “A People’s History of the United States” kitabında Amerika’nın 500 senelik kısa tarihini anlatıyor. Bu tarih, muzafferlerin şanlı şöhretli destansı bir tarihi değil; aksine, Amerika’nın ötekilerinin tarihi. Bunların kim olduğunu tahmin edersiniz elbette: Kıtanın asıl sahibi Kızılderililer, Afrika’dan getirilen zenciler, köleler, velhasılı kelam ‘Amerikanlaştırıl(a)mayanlar’ ve ‘Amerikalılar’ tarafından ezilenler...

Amerika’daki ‘insanlar’ sadece beyaz erkeklerdi

Kitap 1492’de Kristof Kolomb’un kıtayı yanlışlıkla keşfetmesi ile başlıyor. Kristof Kolomb’un bu komik başarısızlığını bir destan gibi sunmak elbette ki ancak Amerika’nın yapabileceği bir iş. Tabi, üzerinde yüzbinlerce insanın yaşadığı ve hatta Kolomb’dan evvel bilindiğine dair çalışmaların olduğu bir kıtayı ‘keşfetmek’ de ancak Amerikalılara yakışır. Aslında karayı Kolomb değil, Rodrigo isimli bir denizci görür. Gördüğü kara, Karayipler’deki Bahama Adaları’ndan biridir. Kolomb ise bir gece önce bir ışık gördüğünü iddia ederek Rodrigo’nun hakkını gasp eder, gemideyken karayı ilk görene İspanya tarafından verilecek on bin altınlık ödülün üzerine konar ve bu tarihi bir gasp ile başlatır. Başı karanlıklarla dolu bir yolculuğun sonu nasıl aydınlık olabilir ki?

Zinn, Kolomb’un kahramanlıklarını öne çıkarıp soykırımını küçümsemenin teknik bir ihtiyaç değil ideolojik bir tercih olduğunu belirtiyor. Kolomb’u eleştirmenin ve yargılamanın ise gereksiz bir bilimsellik olacağını düşünmekle birlikte yeni Kolomblar’a isyan ediyor. Çünkü “insanlığın ilerlemesi için ödenen bedeller olarak acınası iğrençliklerin kolaylıkla kabullenilmesi (Batı medeniyetini kurtarmak için Hiroşima ve Vietnam, sosyalizmi kurtarmak için Kronştad ve Macaristan, hepimizi kurtarmak için nükleer silahlanma) halen devam ediyor.”

Bağımsızlık Bildirisi de Amerika’nın kendisi gibi bir numaradan ibaret

Dünyaya bağımsızlık ihraç eden Amerika, kendi Bağımsızlık Bildirisi’nde “bütün insanlar eşit yaratılmıştır” ifadesini kullanır. Howard Zinn’e göre Amerika’daki ‘insanlar’ sadece beyaz erkeklerdi. Beyaz kadınlar bile insan sayılmıyordu. Hatta beyaz erkek olmak bile insan olmaya yetmiyordu. Tam bir insan olmak için zengin olmak da gerekiyordu. Bu yüzden Zinn şu soruyu soruyor: “... zenginlikte aralarında devasa fark olan insanlar gerçekten eşit haklara sahip olabilirler mi?

Bağımsızlık Bildirisi John Locke’un 1689’da İngiltere’de yayımlanan Second Treatise eserine dayanıyordu. John Locke, ipek ve köle ticareti yapan zengin bir tüccardı. İngiltere Merkez Bankası’nın satışa çıkarılan ilk hisselerine yatırım yapmıştı ve faiz gelirleri de bir hayli yüksekti. 1740’a kadar İngiltere’de bir parça bez çaldığı için asılan çocukların, 14 yaşına kadar çalışmayarak toplumda kayıp işgücü yarattığını söylemiş ve 3 yaşından itibaren tüm çocukların çalışma okullarına girmelerini ve böylece çalışmaya alışacaklarını belirtmişti. Bağımsızlık Bildirisi de Amerika’nın kendisi gibi bir numaradan ibaretti çünkü Zinn’e göre “Bazen aralarında tartışmalar ve çatışmalar olsa da, esasında ortak çıkarları bulunan insanlardan oluşan bir topluluk olarak ‘Birleşik Devletler’ diye bir şey varmış gibi numara yapılır.” Douglas Miller da 1830 ve 40’larda Amerikan politikasının popüler bir imaj yaratma ve bunun pohpohlanması olduğunu iddia eder.

“Şu anda bu ülkenin bir savaşa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum”

Amerika’da 1800’lü yıllarda Demokratlar ve Liberaller diye ayrılan iki parti vardır. Bu partiler pek çok ekonomik ve siyasi konuda zıt düşünmelerine rağmen birkaç konuda hiçbir problem yaşamamışlardır: Yoksul beyazlar, siyahlar ve Kızılderililer.

Zenciler ve Kızılderililerin Amerikalılar tarafından insan olarak görülmediği çok aşikardır. Örneğin 1932’de basılan bir ders kitabında iki liberal tarihçi köleliği siyahların “medeniyete geçişi için gerekli” görüyordu. İktisatçılar veya istatistik tarihçileri ise köleliğe değer biçmeye çalıştılar. Köle ticaretine göstermelik olarak son veren bir yasa çıkaran Birleşik Devletler, bu yasayı doğru dürüst uygulamamıştı. Yasaya binaen Dred Scott isimli zenci, 1857’de kendisinin ve eşinin özgürlüğü adına bir dava açmıştı. Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi ise davanın sonucu hakkında değil, davanın kendisi hakkında tarihin en acı kararlarından birini verdi: Dred Scott böyle bir dava açamazdı çünkü onlar insan değildi, alınıp satılabilen birer maldı.

1897’de Amerika Birleşik Devletler Başkanı Theodore Roosevelt’in bir arkadaşına yazdığı satırlar, aslında asırlara yazılmış satırlardı: “Herhangi bir savaşı sevinçle karşılayacağıma eminim, çünkü şu anda bu ülkenin bir savaşa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.”

Amerika’da asırlara haykıranlar sadece zalimler değildi. Zalimlerin zulümlerini anlatanlar da ileriki yüz yıllara kazınan cümleler kuruyorlardı, tıpkı Black Hawk Kabilesinin Şefi gibi: “Beyaz adamlar kafa derimizi yüzmüyorlar fakat daha da beterini yapıyorlar; kalbimizi zehirliyorlar. Elveda halkım! Elveda Black Hawk!”

Howard Zinn, Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi, İmge Yayınları

 

Ömer Yüceller

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 12:56
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20