banner17

Bir muallim olarak Peygamber Efendimiz (sas)

Cehaletle savaş muallimlerin, yani ilim sahiplerinin taşıması gereken en mühim özelliklerden biridir. Bunun en güzel örneği de şüphesiz Allah’ın son elçisi Hz. Peygamber’dir (sas). Büşra Ayar yazdı.

Bir muallim olarak Peygamber Efendimiz (sas)

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir

fakat insanların çoğu bunu bilmez.”

 (Sebe’ 28)

Kur’an-ı Kerim (Cum’a, Nisâ, Sebe ve diğer sûreler vasıtasiyle), sünnet ve hadislerle anlıyoruz ki, Efendimiz (sas); bir muallim, müjdeci, uyarıcı ve düzeltici olarak gönderilmiştir. İnsanlığın ve bilhassa Müslümanların büyük mesuliyetleri vardır. Bu mesuliyetler bizlere; Allah’ın, elçisine (sas) Kur’an’la buyurması, insanları İslâm’a tebliğ etmesi (“Allah indinde din İslâmdır”; Âl-i İmran, 19), sünnetleriyle örnek oluşu (ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğini nasihat edişi), hadislerle aktarılışı gibi yollarla ulaştırılmıştır. Tabii, insanın kaşık tutmayı öğrenmek için dahi rehbere ihtiyacı olduğunu kabul etmek, insanları hakikate erdirmek niyet ve gayretindeki o mükerrem kulun, basiretli bir rehber olmakla beraber, muallimliğindeki temel taşları, evvela zeminde yan yana olmak sûretiyle dizerken yavaş yavaş dikey yönde dizilecek taşların varlığını da kabullenmek demek oluyor.

Cehaletle savaş, muallimlerin, yani ilim sahiplerinin taşıması gereken en mühim özelliklerden biridir. Daima –nerede ve kim olursa olsun– öğrenmeye ve öğretmeye teşvik etmek, gevşeklikten sakındırmak, yer yer ihtarda bulunmak lâzımdır.

Abdulfettâh Ebû Gudde, OTTO yayınlarından çıkan Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed (sas) ve Öğretim Metotları kitabının ilk bölümünde bu konuda şu uyarıları yapıyor:  

“Bir topluluğa ne oluyor da; komşularını bilgilendirip öğretmiyorlar, onların İslâm’ı anlamalarına yardımcı olmuyorlar, iyiliği emredip kötülükten sakındırmıyorlar? Bir topluluğa ne oluyor da komşularından öğrenmiyorlar, bilgilenmiyorlar, İslâm’ı anlamaya çalışmıyorlar?” (s.23)

“Öğretmek ile öğrenmek de dinî vecibeler içindedir. (...) İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.” (s.25)

İslam’da cehalete yer yoktur

Kitabımızda nazil olan ilk ayetler; “Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı! Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti,” diyerek bizlere seslenirken cahil kalmak yahut cahillikle övünmek mümkün olabilir mi? Bilakis İslâm’da cehalete yer yoktur ve iki günü birbirine eş geçen ziyandadır.

Hz. Peygamber’in (sas) açıklamalarının güzelliği, konuşmasının fasihliği, kelâmının netliği, üslûbunun tatlılığı, ikazlarının nezaketi, ruhunun aydınlığı, açık kalpliliği, yüreğinin inceliği, son derece müşfik oluşu, kızgınlığında bile hikmetli davranışı, son derece dikkatli ve uyanık oluşu, zekâsının yüksekliği, insanlara karşı aşırı ilgisi ve merhametiyle o gerçekten de bu dünyada hayrı gösteren ilk muallimdi. (s.27)

“Allah’ım! Faydasız ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefsten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım.”[1] Çokça tekrar ettiği dualardandı.

Öğrenmek isteyenlere karşı şefkatli, öğrenmeleri mevzusunda ısrarcı olmakla beraber zorluk vermez ve kolaylaştırmayı münasip ve sevimli bulurdu. Her zaman ve mekânda ilmi; iyiliği öğrenecek ve öğretecek olanlara aktarırdı.

Mâlik b. Huveyris’in (ra) anlattığına göre Hz. Peygamber (sas); “(...) Ailelerinize dönün ve onların arasında kalın. Onlara hem öğretin hem de emir verin. Namazı, beni kılarken gördüğünüz gibi, kılın. Vakti gelince içinizden biri size ezan okusun, en büyüğünüz imam olsun” buyurmuştu. Bu hadiste yer alan tâlim ve terbiye ile ilgili hususlardan biri şudur: İlmi, pratiğiyle birlikte öğrenmeleri, bu vesileyle en güzel şekilde anlamaları ve en iyi biçimde tatbik etmeleri.

Hz. Âişe’nin (ra) aktardığıdır: “Hz Peygamber (sas) sizler gibi hızlı konuşmazdı.”

Hattâ öyle ki konuştukları tane tane olduğundan ezberlemek isteyenin aklında kolayca kalırdı, kulaklar dahi dinlemekten lezzet alırdı, akıl söylenenleri kabulde şüphe duymazdı.

Hz. Hasan’ın (ra) ifadesiyle; “ Resululullah sürekli hüzünlü, devamlı tefekkür hâlinde idi. Rahat edip dinlenecek zamanı yoktu. Uzun süre susardı, ihtiyaç hâsıl olmadan konuşmazdı. Konuşmasına Allah’ın adını anarak başlar ve yine böyle bitirirdi. Özlü ifadelerle konuşurdu.”[2] Konuşmasında kelimeler birbirinden ayrılırdı, kelâmı ne uzun ne de kısaydı.

Sıralayalım ve görelim:

Kaba yahut zelil biri değildi.

Dünya ve dünya işleri onu (sas) kızdırmazdı.

İnsanları methetmede aşırı gitmezdi; kişileri bulundukları konumlarda tutardı. Onlar hakkında adalet ve insaf ölçüleri içerisinde konuşurdu.

Yabancı kimsenin konuşmasındaki ve sualindeki kabalıklara sabrederdi.

Zulme gitmedikçe kimsenin sözünü kesmezdi. (Kişi konuşmasıyla hakkı aştığında ise ya konuşmaktan men eder yahut ayağa kalkarak konuşmasını bölerdi.

Hz. Ali (ra) der ki: “Hz. Peygamber (sas) beraber oturduğu herkesle yeteri kadar ilgilenirdi. Onunla oturan Efendimizin (s.a.v) nezdinde kendisinden daha kıymetli biri olabileceğini düşünmezdi.”[3]

Dârimî’nin Sunen’inde geçen hadise göre kendisine sert ve keskin sualleri bulunan zatın “bana kızma” diyerek yönelmesi üzerine; “Sana kızmayacağım, istediğini sor,” buyurmasını Abdulfettâh Ebû Gudde şöyle yorumlar: “Öğrenmek isteyenin –sualinin muallim tarafından güzel karşılanması için- sualinden önce birkaç güzel kelâm söylemesi, mazeret beyanıyla söze başlaması gerekir. Bu maksada ulaşmanın güzel bir yoludur.”

Güler yüzlülük, sükûnet, şefkat, kanaat, hayâ, vakarlılık, özlü konuşma, ahlâk, delillerinin sağlam ve açık olması, insanları dinlemesi, sözlere dikkat etmesi, gereksiz konuşmaktan uzak olması, davranış ve edebinin güzelliği gibi hassalara sahip olması nelere dikkat etmemiz gerektiğini remzlendirirken mualliminde niçin, hangi hassalara sahip olması gerektiğine remz ifade etmektedir.

İlmin ve muallimin kıymetini beyan ederken niçin ve nasıl bir mübarekten bahsettiğimizi anlamak ve icraata geçmek de yazarı dahil okurlarını da kapsayan bir vebaldir. Mübarekliği bezm-i elestten gelen meslek, “kutsal” ile ifade edilemeyeceği gibi kıymet hükümlerinin yeniden ve defalarca yoğurularak ait olduğu yere kavuşturmasını Rabbimizden niyaz ederken bizlerin de dua ve gayrette olması lüzûmunu bir kez daha hatırlatalım.

Not:  Abdulfettâh Ebû Gudde’nin, OTTO yayınlarından çıkan Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed (sas) ve Öğretim Metotları kitabının ilk bölümü ele alınarak yazılmıştır. Nasipse ikinci bölüm yâni öğretim metodları bir başka yazının bahsi olacaktır.

Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed (sas) ve Öğretim Metotları, Abdulfettâh Ebû Gudde, OTTo Yayınları.

Büşra Ayar

[1] Muslim; XVII/41, Kitâbu’z-Zikr ve’d-Duâ, bâbun fî’l-ed’iye.

[2] “Sana şüpheli geleni bırak; şüpheli gelmeyene yönel.”, “Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi kişinin İslâm’ı güzel yaşamasındandır.”, “Her bidat dalalettir.”, ...

[3]  Tirmizî; Şemâil, s.212.

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2018, 09:50
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20