Ana Hatlarıyla Yahudilik

“Ana Hatlarıyla Yahudilik” kitabı Yahudiliğin tarihi gelişimini, modern mezheplerini, kutsal metinlerini, inanç anlayışını ve dini uygulamalarını anlatarak Yahudiliği tanıtmayı ve Müslümanlarla Yahudilerin birbirlerini tanıma ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Böylece etkileşimin haritasını çıkarmak ve dinin kültürel boyutunu görmek de mümkün olacaktır.

Ana Hatlarıyla Yahudilik

Türkiye’de Yahudilik mezhebine yönelen ilgi artmaktadır. Nüfusları oldukça az olsa da ilk “monoteist” din olması ve dört bin yıllık tarihiyle Yahudilik, Müslümanlar tarafından hala önemsenmektedir. Bugün bulunduğumuz coğrafyada, Osmanlı Devleti döneminde en büyük ve en etkili Yahudi topluluklarından biri yaşamıştır. Bu nedenle Yahudiler ile Müslümanlar arasında yüzyıllara yayılan geniş ölçekli bir iletişim ve etkileşim doğmuştur. Bu etkileşim Yahudilerin dini pratiklerinden, mezhep ayrılıklarına kadar pek çok alana yansımış, İslam kültürü Yahudi kültürü üzerinde dönüştürücü rol de oynamıştır.  

Pek çok uygarlığın himayesine giren Yahudi toplulukları, en dikkat çekici gelişmeleri Türk devletlerinin yönetimindeyken yaşamışlardı. Kültürel etkileşimler sayesinde yeni mezhepler oluşturmuş, Hristiyan devletlerin baskısından kaçarak Türk devletlerine sığınarak yaşamayı tercih etmişlerdir. İnanç biçiminden ziyade günlük pratikleri düzenlemeyi önemseyen Yahudilik, pek çok İslâmî pratikten de beslenerek kendi kültürünü oluşturmuştur. Yüzyıllar öncesine uzanan bu etkileşim, günümüz Müslüman ve Yahudi kültürlerinde de süren bir karşılıklı iletişim ve ilgiyi doğurmaktadır.

Soyları Hz. İbrahim’e dayanan Yahudilerin sayısı, büyük Yahudi sürgünleri ve Nazi katliamlarına rağmen günümüzde 15,5 milyona ulaşmıştır. Monoteist dinlerin ilki olan Yahudilik, yayılması ve etkisi açısından evrensel ölçütlere ulaşsa da iç dinamikleri arasında milli unsurlar ağır basar. Yahudilikte din ve etnisite, iç içe geçmiştir. İnançtan ziyade pratiğe dayanır. Bir yaşam biçiminin ve dini-etnik bir kimliğin ifadesidir. Etnik kökeni, ilk İbrani atası Hz. İbrahim’e ve ondan sonra gelen İshak ve Yakub’a dayanmaktadır.

Tanrı’nın Yakub’a İsrail adını verdiğine inanılır ve Yakub’un on iki oğlu, İsrailoğulları’nı teşkil etmiştir. Gelenekte Yahudileri ifade etmek için üç farklı hitap kullanılmıştır: İbrani, İsrail ve Yahudi. Tarih boyunca Yahudiler çeşitli sürgünlerle dünyanın her yanına yayılmış ve kendilerini milli, tarihi ve kültürel referanslarla tanımlamaya çalışmışlardır. Mısır’da kısa bir refah döneminin ardından Firavunların yönetimlerinde köleleştirilmişlerdir. Asurlular tarafından toprakları işgal edilmiş, Babil ordusunun denetimine geçerek Babil’e sürülmüşlerdir. Büyük İskender’in fethiyle Grek hâkimiyetine girmiş, Haşmonay hanedanı yönetimine geçmiş ve nihayet M.Ö. 143’te yarı bağımsız bir krallık statüsü elde etmişlerdir. Müslümanların Yahudilerle ilk münasebetleri Medine’de başlamıştır. Böylece Yahudilerin, Arap-Müslüman kültürünün etkisiyle gelişme gösterdikleri bir dönem yaşanır. Çeşitli Müslüman yönetimlerinin altına girerler.

Rabbanî Yahudiliğine alternatif olan Karâî mezhebi bu dönemde, bu etkileşim sonucunda ortaya çıkmıştır. Hristiyan Bizans ve Avrupa yönetimindeki Yahudilerse daha gerilimli tarihsel süreçlerden geçmiştir. Roma yönetiminde Hristiyanlaştırılmış, ortaçağ Avrupa’sında kısıtlanmış ve Türk Hazar Devleti’ne sığınmışlardır. Baskılar nedeniyle Hıristiyanlığa geçmiş görünen ama aslında Yahudi inançlarını benimseyen Yahudiler için “Kripto-Yahudilik” kavramı ortaya atılmıştır. En iyi bilinen örnekleri de Osmanlı topraklarında yaşayan “Maranolar”dır. Osmanlı döneminde, bankacılık, ticaret, dokumacılık gibi alanlarda çalışmışlardır. Bir Osmanlı Yahudisi olan Sabetay Sevi’nin 1665 yılında Mesihlik iddiasında bulunmasıyla, Sabetaycılık hareketini başlatırlar. Osmanlı divanında sorgulanıp Müslüman olan Sabetay Sevi’nin ardından bu hareket, gizli bir hâl alarak devam etmiştir.

18. yüzyılda aydınlanma hareketleriyle birlikte modern Yahudilik ortaya çıkmıştır. Farklı mezhepler oluşmuştur. Modern Yahudileri dünyaya entegre etme hareketi Siyonizm de bu dönemde ortaya çıkar. Ancak bu entegrasyon çalışmaları, eşit vatandaşlık hakkı getirmediği gibi, Hristiyan dünyasında “anti-semitizm” olarak tanımlanan, ırka dayalı bir Yahudi düşmanlığını da beraberinde getirmiştir. Almanya’da Nazi yönetiminin iktidara gelmesiyle de sistemli bir soykırım başlatılmıştır.

Yahudilerin kutsal metinleri, yazılı Tevrat “Tanah”, sözlü Tevrat “Talmud”, “Midraş”lar ve tefsirlerdir. Yazılı Tevrat, Hz. Musa’ya Sina’da Tanrı tarafından verildiği kabul edilen kitaptır. Musa sonrası döneme ait kitapları, Peygamberler kitabını ve Kutsal Yazılar kitabını da içine alan külliyata ise “Tanah”, Türkçesiyle “Eski Ahit” denir. “Tevrat”, “Tekvin”, “Çıkış”, “Levililer”, “Sayılar” ve “Tesniye” olmak üzere beş bölümden oluşur. Geleneksel ve Ortodoks Yahudi inanışında, Tevrat’ın, Tanrı’nın Hz. Musa’ya diktesi olduğu ve Hz. Musa tarafından yazıya geçirilerek aslıyla muhafaza edildiği kabul edilir. Sözlü Tevrat ise yine Hz. Musa’ya verildiğine inanılan, nesiller boyu sözlü olarak aktarılıp, 3. ve 4. yüzyıllarda hazırlanan Talmud metnini ifade eder. “Midraş”, Tevrat tefsiri olan şer’i yorumların yanı sıra teolojik ve mistik yorumları da içeren bir literatürdür.

Yahudiliğin inanç anlayışının temelini; Tanrı, Tevrat, İsrail, peygamber, ahiret ve Mesih inancı oluşturur. İnançtan ziyade, pratiği öne çıkaran bir din olan Yahudilik, Hristiyanlardaki gibi bir kutsal otoriteye ya da İslâm’daki gibi her dönem için bağlayıcı olan bir amentüye sahip değildir. Yahudiliğin temelini on prensip (On Emir) oluşturmaktadır. Bu emirler de daha çok pratik ve etik yaşama dairdir. Tanrı’ya ilişkin, birbirinden çok farklı, hatta zıt düşünceler barındırır. Çünkü Tanrı’ya inançları, ona ibadet etme, yani amel konusuna odaklanmaktadır. Tevrat’ta da Tanrı’nın monoteist, “tek bir Tanrı” mı olduğu, yoksa İsrailoğulları’nın milli Tanrı’sı mı olduğu tartışmalı bir konudur. Tevrat’a olan inanç da mezhepler arasında farklılık gösterir. Muhafazakâr kanat, Tevrat’ın vahiy mahsulü olduğuna inanıyorken liberal kanat, bu metnin, insan eliyle oluşturulmuş, kendi döneminin dilsel, kültürel özelliklerini yansıtan, her dönem yeniden yorumlanmayı bekleyen bir metin olduğunu düşünmektedir. İsrail kavramı, Tanrı’nın seçtiği kutsal topluluğu ve bu topluluğun yaşadığı toprakları ifade etmek için kullanılır. İsrailoğulları, kutsal kavmi temsil eder. Peygamber yani ilahi elçi inancı ise “seçilmişlik” kavramıyla birlikte düşünülür. Popüler peygamberler kâhin, klasik peygamberler ise bir tebliğci olarak düşünülür. Hz. İbrahim’le başlayan peygamberliğin, Hz. Musa ile mükemmel bir hâl aldığına inanılır. Ahiret inancı Tevrat’ta fazla yer işgal etmez. Milli diriliş ve kurtuluş beklentisi, İsrail eskatolojisinde ifade bulmuştur. Dirilmeden sonra ebedi mükâfat ya da ebedi ceza yaşanacağına inananlar da vardır. Ancak ahiret inancı kesinlikle homojen değildir, çok farklı inançlar bulunur. Mesih inancı ise Yahudilerin karizmatik bir lider tarafından, sürgün ve katliamlardan kurtarılarak dini ve siyasi bağımsızlık kazanmaları düşüncesine dayanmaktadır.

Yahudilikte doğum, evlilik ve sünnet, dini bir vecibe iken çocuk sahibi olmamak günah sayılır. Erkekler, hem neslin devamını sağlamak hem de sünnetle görevlendirilir. “Talmud”, her erkeğin, bir erkek, bir de kız çocuk olmak üzere, en az iki çocuk dünyaya getirmesi gibi pek çok şart koşar. Doğum kontrolü ve kürtaja ise ancak annenin sağlığını olumsuz etkileyecek bir durum varsa izin verilmektedir. Ergenliğe geçiş de ibadete katılım ve dini yükümlülüklerin üstlenilmesi anlamına geldiği için çok önemsenir ve törenler düzenlenir. Evlilik de yine neslin devamını sağlayacak bir vecibe olarak görülür. Toplumun sosyal, ekonomik, ahlaki açıdan sağlıklı olmasını sağlamak amacıyla araçsallaştırılmıştır. Yahudilikte bekâr kalmak, kabul görmemektedir.

Tevrat’ta ibadetin temelini, kurban etme kültürü oluşturmaktadır. Sinagog’da dua etmek ve “Şabat” gibi ibadetler de bulunur. Tanrı’ya adak sunmak, Yahudiliğin temel ibadetlerindendir. Fakat liberal kanat, kurban kültürünü sürdürmeye, yaşadığımız çağda gerek kalmadığını iddia eder ve Yahudiler arasında geniş ölçekte kurban merasimi uygulanmaz. Sinagoglarsa geniş dua salonları olacak şekilde inşa edilmiştir. Geçmişteki idari görevlerinin yerini bugün daha ziyade sosyal işlevler almıştır. Sinagoglar, Yahudi cemaatlerinin bir araya gelebildiği bir alan sunmaktadır. İbadeti resmi bir din adamının yürütmesi zorunluluğu yoktur, yardım amacıyla din adamları bulundurulmakla birlikte, dua sistemi ferdîdir. Yahudi takviminde haftanın yedinci günü, en kutsal gün kabul edilir ve “Şabat” olarak isimlendirilir.

Kutlama ve kutsama havasında geçen bu günede çalışmak yasaktır. Dini hayatın ve ibadetin bir diğer halkası da bayramlardır. Ayın hareketlerini esas alarak belirlenen Yahudi bayramları, ilkbahar, sonbahar ve yaz dönemlerinde kutlanır. Yeni yıl bayramı, haftalar bayramı, “hanuka”, “purim” gibi bayramlar, hala kutlanmaya devam edilmektedir.

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 16:26 Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2021, 17:16
banner25
YORUM EKLE

banner26