Japonculuk üzerinde ciddi bir çaba sarf etmeli. Bu fikir bana Naoki Yamamoto’nun Japon-İslam kültürü projesini duyduktan sonra geldi. Baya ilham verici, harika bir proje olduğunu düşündüm. Sonra ister istemez aklıma geçmişte Japonya’yla ilgili yapılan şeyler geldi. Aslında ben yeni bir şey yapmıyordum. Sadece geçmişten hareketle bu akıma bir ad koyuyordum.

Genel olarak Japonculuğu tarif etmeye çalışırsak şöyle bir şey diyebiliriz. 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren Japon kültürü, felsefesi, sanatı, edebiyatı, siyaseti ve ekonomisinin doğu ve batı halklarının ilgisini çekmesiyle oluşan bir akımdır. Sanatsal akım Fransa’da başlamışken, politik-ekonomik akım ise Osmanlı İmparatorluğunda başlamıştır. Geç Osmanlı dönemindeki Japonculuk, siyasi ve ekonomik odaklı olup temelleri Abdürreşid İbrahim tarafından atılmıştır. Abdürreşid İbrahim, her ne kadar yerli Japonculuğun temellerini atsa da asıl ilgilendiği mesele Rusya Müslümanlarının istikbali olduğu için Alem-i İslam kitabında tamamen Japonculuğa odaklanmamıştır. Samizade Süreyya, Büyük Japonya adlı eserinde Japon parlamento felsefesiyle ilgilenir. Yamada Torajiro, Türk-Japon ilişkilerini başlatan ilk önemli isimlerdendir. Japon sanatı ve edebiyatı ile ilgilenmeye ise geç başlamışız. Orhan Veli, Cemal Süreya ve Oruç Aruoba haiku akımını başlatan yerli şairlerdir. Erdal Küçükyalçın, Bozkurt Güvenç, Naoki Yamamoto, Oğuz Baykara, Onur Ataoğlu, Selçuk Esenbel, Okan Haluk Akbay, Hakkı Koşar, Namık Ekin, Günseli Kato ve Ayşe Nur Tekmen günümüzde yerli Japonculuğa katkıda bulunan başlıca isimlerdendir. Ümit Özdağ hariç. Kendisi ne Japon’dur ne de Japoncu.

Japonizm akımı ise 19. Yüzyılın ikinci yarısında Batı sanatında etkili olan bir akımdır. Japonizm akımı, Post Empresyonist ve Art Nouveau hareketlerini doğurmuştur. Zen felsefesi ise Beat kuşağını etkilemiş, yeraltı edebiyatını beslemiştir. Gerçi yerli yeraltı edebiyatımız da Batıdan kopyala yapıştır yapmıştır.

Japonizm, Fransızca kökenli bir kavramdır. Özellikle Batı Avrupa görsel sanatlarında kullanılan bu akımın etkileri, az da olsa Osmanlı seramik ve diğer el sanatlarında görülebilir. Ama Japonizm akımına asıl yoğun ilgi, Avrupalılar tarafından gösterilmiştir. Ukiyo-e(ahşap baskı), sumi-e(mürekkep resmi), anime ve manga ilginin en yoğun olduğu sanat dallarıdır. Claude Lévi-Strauss ve Roland Barthes Japon kültürü çalışmalarını başlatan isimlerdir.

Yukarıda Japonculuğun genel ve kısa tarihini vermeye çalıştım. İyi bir Japoncu olmak için aynı zamanda Osmanlıcı, İslamcı, Türkçü ve Batıcı olunması da gerektiğini düşünüyorum. Yerli Japonculuk akımları arasında ise Japon-İslam kültürü ekolü, anime-manga ekolü, edebi-felsefi ekol, Japon dövüş sanatları ekolü ve yerli Japon çalışmaları ekolü başta sayılabilir.

Şu durumdan bahsetmek lazım. Edebiyatımızda manga, light novel(hafif roman), haiku ve zuihitsu(öz yazı) gibi edebi türleri bağımsız bir şekilde yazıp çizen ve yayınlayanlar var. Bu durum, şimdilik her ne kadar kısıtlı bir sayıda da olsa yakın gelecekte edebiyatımızı daha fazla etkileyip dönüştürecektir inşallah.

Japonculuk demişken bu akıma Hallyu, Çin-Hint kültürü ve Endo-Malay çalışmalarının da eklenebileceğini düşünüyorum. Sonuçta Japonya sadece Çin, Kore ve Hindistan’dan değil, Endonezya gibi diğer Doğu Asya ülkelerinden de etkilenmiş bir ülke. Ve bu ülkeler günümüzde de karşılıklı olarak etkileşimlerine devam ediyorlar. Böyle bir imkanı da eksikleri ve fazlalıklarıyla araştırmak lazım.

Edebi bir sentezin meydana gelebilmesi için ilk olarak sentezlenen konuların bilinmesi lazımdır. Mesela Aristo’nun ilk poetik düşünürlerden olduğu iddia edilir. Ama daha öncesinde zaten Antik Çinli düşünürler şiir teorileri hakkında düşünüp bunları kayda geçiriyorlardı.

Japonya ve Doğu Asya ülkeleri, ciddiye alınması gereken karizmatik kültürlere sahiplerdir. Uzakdoğu’nun önemli edebi ve fikri eserlerini çevirip yaymak, tecrübeli ve amatör Japoncuları bir araya getirmek, fikir tartışmaları ve konferanslar düzenlemek, Uzakdoğu ve Japonculuk ile ilgili çeşitli kuruluşlarla temas kurmak şu ana kadar yapılan faaliyetlerdir. Fakat bunların etkili olması için üzerinde önemle durulmalı ve daha fazla yapılmalı.

Sosyal yapı ve kalabalık nüfusu yönetebilmek önemli bir meseledir. Uzakdoğu eğitiminden esinlensek bile bunu yerlileştirmek lazım. Dirilişçilik, Milli Mücadele ve klasikler eğitim sisteminin ana yapısını oluşturmalı. Eğitim sisteminde görsel kültür ve dövüş sanatları da kendine yer bulabilmeli. Ama nasıl bir görsel kültür ve dövüş sanatlarından bahsediyoruz burada? Görsel kültür dediğimizde içine her şeyin boca edildiği bir görsel kimlik krizinden bahsetmiyorum. Her şeyin yerinde ve dengeli olduğu bir görsel kültür oldukça yararlı olacaktır. Aynı şeyi dövüş sanatları için de söyleyebiliriz.

Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı eseri, Doğu mistisizminden beslendiği için, dolaylı da olsa zuihitsu(öz yazı) tarzına benzer. Buradan hareketle Japon dili ve kültürüne de değinmek lazım. Japon edebiyatı modernizmi başarıyla yerlileştirmiş bir millet. Gerçi sıkıntıları da yok değil. Hala haiku gibi eski türlerde kalem oynatanlar var. Günümüzde haiku geleneksel ve modern olarak ikiye ayrılıyor. Bizde de mesnevi hala var. Ama kalem oynatanlar çok az. Devam ediyor. En önemlisinden Naoki Yamamoto’nun dediğine göre Japon ahlakı sıkıntılı bir durum. Çocuklar sevilmiyormuş. Zaten Japonya’da yaşlılar daha önemli bir yer tutar.

Ki samuraylık dediğimiz kültür de artık sadece felsefe ve sporda geçerli. Kimse eski militarizmin peşinden koşmuyor. Ama 45 sonrası modern Japonya da o kadar barışçıl değil. Eskiyi putlaştırmak yerine, eskiden yararlanan yeni bir kültür oluşturmalı. Sonuçta eskiyi dayatmanın kimseye bir faydası yok. Modernizme karşı değiliz fakat modernizmin dayatılmasına karşıyız. Günümüzde zaten modernizmi yok sayan hiç bir çalışma yapılamaz. Buna klasik Doğu kültürü de dahil.

Japon ve Uzakdoğu kültürü iyi araştırılmalı. Karşı olanlar da neye karşı olduklarını bilirler. Uzakdoğu ülkeleri arasında şunlar sayılabilir. Çin, Japonya, Kore, Hindistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Hong Kong, Tayland, Tayvan ve Singapur.

Geçmişte Japon basınına çok ilgi göstermişiz. Üzerinde durulması gereken önemli bir mesele daha. Bu konuyla ilgili yazılmış bir sürü makale, tez ve kitaplar var.

Burada ülkede 2010’lardan sonra şaha kalkan Japonya hayranlarını da hesaba katmak gerek. Çoğu hayran solcu. Önemli bir kısmı da imam hatipli. Sözde, imam hatipleri Japon ve Kore kültüründen kurtarmak amacıyla yazılmış birkaç kitaba da değinmek gerek. Bu kitapların kimseye bir faydası yok. Bu yüzden olaya daha geniş bakmakta fayda var. Mesela imam hatip felsefesi temel alınarak Japon eğitim sistemi üzerine bir yazı yazılabilir.

Aynı zamanda Japonculuk akımının, Çin etkisini de dolaylı yoldan kıracağını temenni ediyorum. Gerçi bu akıma sadece siyasi olarak bakmamak gerek. Hallyu’yu da hesaba katarsak genel olarak kültürel ve siyasi bir akım diyebiliriz.