Tasavvufi tefsir geleneğine yaslanan bir eser

Necmettin Şahinler hocanın Yetiş Ey Ölüm kitabı, Kuran-ı Kerim’in üç Mekki suresini, İnşikak, İnfitar ve İnşirah surelerini konu ediniyor. İsmail Demirel yazdı.

Tasavvufi tefsir geleneğine yaslanan bir eser

Yıllardır İslam düşüncesinin önemli simalarını gerek telif gerek tercüme eserlerle gündemimize getiren İnsan Yayınları, haklı bir şöhrete sahip. Hemen her İslamcının kütüphanesinde İnsan Yayınları markalı bir sıra kitap vardır diye düşünüyorum. Türkiye’nin Batısından Doğusuna bu durum geçerlidir. Bu bize yayınevinin önemini gösteren önemli bir delildir.

İnsan Yayınları'nın bastığı son kitaplardan biri de Necmettin Şahinler Hocanın kaleme aldığı Yetiş Ey Ölüm. Necmettin Şahinler Hoca, merhum Ahmed Yüksel Özemre’nin öğrencilerinden. Özemre merhumu Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı adlı eseriyle tanımıştım. Kitap ödül almış ve döneminin çok satanları arasında yer edinmişti bir müddet. Özemre Hocayı de o vesileyle tanımıştım. Bu vesileyle, ödülleri, kimi yazarları tanımamızı sağlamaları yönüyle de değerlendirmek gerek.

Özemre Hoca Üsküdarlıydı. Üsküdarlı olmaya dair çok güzel bir hikâyesi var. Onu burada nakletmeden geçmek istemem. Üsküdar’daki Balıkçılar Çarşısında, -belediyeye daha yakın olanında- bir dilenci, hazretten yardım talebinde bulunur. Hazret de cebinden çıkardığı bir miktar parayı dilenciye uzatır. Olaya şahit olan balıkçı esnafından biri “Efendim” der, “O dilenci muhtaç değildir, zengindir. Boşuna para verdiniz kendisine.” Hazret de “Evladım, biz Üsküdarlıyız. Bizim ahlakımızda isteyene vermek var.” der. Balıkçı bu söz üzerine “Bana da versene” der. Hazret hiç tereddütsüz cebinden çıkardığı bir kâğıt parayı balıkçının şaşkın bakışları arasında avucuna sıkıştırır.

Özemre hocanın, vefatından önce, “Bizden sonra bizi görmek isteyenler Necmeddin evladımıza baksınlar.” dediği sevenleri tarafından rivayet edilmektedir. Benzer bir şeyi Âdem Ergül, Musa Topbaş Hocayı anlatırken ifade etmişti. Topbaş Hoca vefat ettiğinde o kadar Ramazanoğlu Mahmud Sami hazretlerine benzermiş ki, görenler hayret edermiş. Âdem Ergül bu olayın “fena fiş-şeyh” makamının bir tecellisi olduğunu ifade etmiş ve “Seven sevdiğine benzer.” demişti.

İşari/tasavvufi tefsir geleneğine eklemlenebilecek bir eser

Kendisinden daha önce Dağlara İnmek İçin Çıkılır, Musa İle Yürümek (Hz. Musa-Hz. Hızır Kıssası), Yeşil ve Siyah (Kur’an’da Renk Sembolizmi), Kur’an’da Kadın Tasvirleri, Üç Gömlek Hikâyesi (Hz. Yusuf Kıssası) gibi eserleri okuduğum Necmettin Şahinler hocanın Yetiş Ey Ölüm kitabı, Kuran-ı Kerim’in üç Mekki suresini, İnşikak, İnfitar ve İnşirah surelerini konu ediniyor. Hoca, bu üç suredeki ölüm, kıyamet ve ahiret tasvirlerini gündemimize taşıyor ve yorumluyor. Nahif üslubuyla, satır aralarından sezilen alçak gönüllüğüyle ve öğrendiklerini paylaşma niyetiyle bizlere anlatan; asla dikte etmeyen, bu böyledir yerine “âcizin fikri budur, biz böyle anladık” diyen Şahinler’in Yetiş Ey Ölüm kitabı işari/tasavvufi tefsir geleneğine eklemlenebilecek risale çapında bir eser. Hazretin Ahmed Yüksel Özemre’nin halifesi olduğunu düşünecek olursak, kaleme aldığı eserlerin kıymeti bir kat daha artar gibi geliyor bana.

Kur’an İlimleri” serisinden basılan Yetiş Ey Ölüm kitabında bugüne kadar gelen tasavvufi tefsir geleneğine yaslanıldığını, ehl-i sünnetin görüşlerinin yeniden ifade edildiğini görüyoruz. Açıkçası bu durum bizi ziyadesiyle memnun ediyor. Zira şaz rivayetlerin gündeme taşınarak yeni hükümlerin ortaya atıldığı günümüzde geleneğin büyük adasında var olanları bize anlatan eserlere ihtiyacımız var. Zira ilim tekrardan ibarettir. Yine körpe dimağlara ehl-i sünnetin tasavvufi yorumunun yerleşebilmesi için bu doktrinin fikirlerinin her imkân ve fırsatta değerlendirilmesi ve ifade edilmesi gerekiyor.

Neden ehl-i sünnetin tasavvufi yorumu? Zira bu topraklar, bu fikriyatla mayalanmış ve bu fikriyatla beraber manevi fetihler başlamıştır, maddi fetihlerden önce. Bütün bir divan edebiyat geleneğimizin İbn Arabi hazretlerinin vahdet-i vücud neş’esini terennüm ettiğini gördüğümde büyük bir hayrete düşmüştüm. Evet, bütün bir divan edebiyatı geleneği vahdet şarabının manevi sarhoşluğuyla Vücud-ı Mutlak’ı övüyor.

Necmettin Şahinler hocanın Kur’an merkezli yaptığı okumalar

Sadece divan edebiyatı değil, halk edebiyatı da aynı şarabın tadından mest olmuş. Bu durum bize Anadolu insanının İslam’ı nasıl anladığını ve yaşadığını gösteriyor. Dediklerimizin daha iyi anlaşılabilmesi için Abdulbaki Gölpınarlı’nın Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler kitabına bakılabilir. Gölpınarlı bütün bir Anadolu coğrafyasında halkın dilinde dolaşan deyimlerin İslam ve tasavvufla olan bağını ortaya koymuş. Özellikle tasavvufu reddedenlerin, vahdet-i vücudu şirk olarak değerlendirenlerin dikkatle okumaları gereken bir eser, Gölpınarlı’nın eseri.

Bu anlamda ve bağlamda bize düşen de ehl-i sünnetin tasavvufi yorumunu gündemden düşürmemektir. Gelenek adasından uzaklaştığımızda bizi neyin bekleyeceğini bilmiyoruz; yolumuzu kaybedebilir ve heva hevesimizi kendimize rehber edinerek dalalete düşenlerden olabiliriz. Böylesi bir durumdan Allah’a sığınırız.

Sonuç itibariyle Necmettin Şahinler hocanın Kur’an merkezli yaptığı okumalar sonucunda kaleme aldığı risaleler, hayata tasavvuf penceresinden bakıyor ve günümüz insanına bir şeyler söylüyor. Hocanın bu çalışmalarının sonu gelir mi bilinmez, ancak ortaya koyduğu risaleler büyük bir tefsir mecmuasının parçaları olarak duruyor. Vakti olanların bu sese kulak vermeleri gerektiğini söyleyerek bitirelim.

İsmail Demirel, bu sese kulak verelim diyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2019, 18:28
YORUM EKLE

banner19