Dünyaya bulanmadan dünyaları boyamak

"Elimizden bırakalım istiyorum şu herkesin sahiplenip durduğu dünyanın iplerini. Ellerimizle inşa edelim, ifa edelim, irşad edelim, ikram edelim. Bir esirin iplerini çözelim. Bir kalbin söküğünü dikelim. Bir çocuğun saçlarını sevelim. Bir hayvana yemini verelim. Kalkarken ve inerken, sıktığında ve bıraktığında Resulullah’ın elleri olsun ellerimiz. Bir ümmetin eli olalım. Elimizde olsa şu dünyayı ellerimizle boyayalım." Hilal Gülenay yazdı.

Dünyaya bulanmadan dünyaları boyamak

Türlü düşünceler kapladı beni yine. Bir hüznün içinde yuvarlanıyorum. Fikir yumakları zihnimden kalbime akın ediyor, bir yük olup oturuyorlar merkezine. Tüm vücuduma kan ve dert pompalanıyor. Bir dert dolaşıyor yüreğimden bileğime, bir dert taşınıyor ruhumdan cismime. Sessizlik gövdemin duvarlarında yankılanıyor. Derdim, hırçın bir deniz misali göğüs kafesimden taşıyor son medcezirle. Bin hüznün içinde yuvarlanıyorum.

Ve sonra umut ediyorum. Bir müminin umutla var olduğunun bilincindeyim. Elimden ve içimden gitmesin diye sıkıcı tutuyorum o umudu. Zihnimin derinliklerinde ışıklar gözlüyorum. İstiyorum ki isteyeyim. İstiyorum ki isteyelim. Damlalarımız dalga olsun, tüm hüzün coğrafyalarını bir mavi tsunami olup örtelim. Yürek yürek çoğalalım ve “bunyânûn mersus”1 (sağlam örülmüş bir duvar) olalım.

Ki ben, elimde olsa mesela konuşmaya korkan suskun yüreklere özgürlük şarkıları söylerdim geceler boyu. Parmakları buruşmuş, zihinleri karışmış o kadınların ruhlarına gerçekleştirecekleri hayaller iliklerdim. Bir ucundan diğer ucuna haykırırdım denizin ve okyanusun. Coşkulu tezahüratlar kaydederdim kamerama o ve şu şehirlerde. Gözyaşıyla tescillenmiş şerefli ve diri duygular yüklenirdim, sırtımda da taşırdım ta nehirlerden çöllere.

Elimde olsa severdim, annesi ve babasının toprağın altından sevdiği çocukları. Derin dehlizlerde, gizli laboratuvarlarda çocukluk üretirdim şişe şişe, ücretsiz dağıtmak üzere. Elimde olsaydı eğer yanıma boya ve fırçalarımı alıp topraksız halkların halksız topraklarına(!) giderdim. Karanlık gecelerini güne boyardım güneş ve bulutlarla. Ve yine gökyüzünden topladığım bulutlara umutlarımı katardım ki ümit dolsun topraklarına. Ardından huzur yeşersin, pak yemişler versin ağaçlar.

Elimde olsa rüzgârı örgü şişlerime takar da battaniye yapardım, üşüyen kimselerin üzerine örterdim bir kış mevsimi. Tel örgü diye bir şey olmazdı sonra yalnız saçları örülü olurdu küçük kızların. Sevinçle koşup zıplarken de saklambaç ve ebelemece oynarken de örgüleri savrulurdu sağ ve sola. Hiçbir çocuk ağlamazdı, hiçbir kafes tavana asılmazdı. Bahçeler çocukların olurdu, gökyüzü kuşların.

Elimde olsaydı güneşin ışıltısından hapsederdim bir kavanoza da gözleri sönük bakan yorgun babalara verirdim bir mesai bitimi ve inanırdım ki yine aynı babaların nasırlı elleriyle boğulacak kalpleri nasırlaşmış zalimlerin küfrü. Ateş böcekleri üflerdim nazikçe yıldızları azalmış bazı göklere. Dahası… Yıldızları ve ayı toplardım kıpırtısız geceler. Yıldızları küpe yapardım genç kızların kulağına, hilali de biraz eğer, somurtkan delikanlıların yüzlerine tebessüm yapıp asardım.

Elimde olsa demet demet papatya dökerdim şairlerin kucağına. Sakin yağan yağmurun sesini, taze biçilmiş çimenlerin kokusunu, sevinç gözyaşlarının tatlı tuzunu yerleştirirdim kat kat sarılı bir bohçaya. Uzun yolların yolcularına azık yapardım. Onlarla alırdım yolları. Hep durgun ve yorgun akşamları soluklayan şehirlere parlak ve harlı güneşi kucaklamayı öğretirdim. Sokaklara dökülüp ağaçlar dikerdim.

Elimizden bırakalım istiyorum şu herkesin sahiplenip durduğu dünyanın iplerini. Ellerimizle inşa edelim, ifa edelim, irşad edelim, ikram edelim. Bir esirin iplerini çözelim. Bir kalbin söküğünü dikelim. Bir çocuğun saçlarını sevelim. Bir hayvana yemini verelim. Kalkarken ve inerken, sıktığında ve bıraktığında Resulullah’ın elleri olsun ellerimiz. Bir ümmetin eli olalım. Elimizde olsa şu dünyayı ellerimizle boyayalım.

Ellerim karıncalanıyor. Ellerimde bir şey var. Doğu ve batının hüzün ve umutları, kalp çırpıntıları. Kahkaha ve alkışları, acı ve haykırışları. Ellerimi kaldırıyorum. İçlerinde nurdan boşluklar. Elimde acz ve fakrımdan başka bir şey yok.

Elimde acz ve fakrım varsa herşey var.

Hilal Gülenay

Dipnot:

1  Saff suresi, 4. ayet

Yayın Tarihi: 15 Kasım 2021 Pazartesi 09:00 Güncelleme Tarihi: 15 Kasım 2021, 08:45
banner25
YORUM EKLE

banner26