Özge Sena Bigeç / Dünya Bizim
Çocuk yaşlardan itibaren kalemi elinden bırakmayan, Saygıdeğer Hocamız Mehmethan Akan Beyefendi ile yazının rûhunu, insan varlığına kattığı değeri, toplum hayatındaki önemini, tarihsel süreçlerini, aşk ve meşk kavramlarının hakiki mânasını konuştuk.
1. Saygıdeğer Hocam, sizi hat sanatının güzelliği, yani “Hüsn-i Hat” ile tanıyoruz. Bize bu güzel yolculuğa nasıl başladığınızı anlatır mısınız?
Hat sanatıyla yolculuğum, güzel yazıya duyduğum merakın zamanla bir sevdaya dönüşmesiyle başladı. Fakat kısa zamanda anladım ki hüsn-i hat, yalnızca harfleri güzel yazmak değildir. Bu sanat; sabır, edep, ölçü, disiplin ve devamlılık isteyen uzun bir terbiye yoludur.
Bu yolda Mücahit Kılınçer Hocam ile yaklaşık sekiz yıl meşk ettim. Hocam da Ali Rüştü Oran ve Saim Özel gibi kıymetli isimlerden istifade etmiş bir sanatkârdır. Uzun yıllar süren meşklerimin ardından 2010 yılında nesih, celî nesih, sülüs, celî sülüs ve rik‘a yazılarından icazet aldım. Ma‘kılî yazı da üzerinde çalıştığım ve icazet sahibi olduğum hat dallarından olup, Cumhuriyet tarihinde ilk kez İstanbul Tasarım Merkezi’nde düzenlenen bir törenle Hattat, Dr. Savaş Çevik ve Hattat Turan Sevgili'nin imzalarıyla aldım .
Fakat benim nazarımda icazet, bir tahsilin bittiğini değil, asıl mesuliyetin başladığını ifade eder. Çünkü hattat, icazetten sonra artık yalnız kendi yazısından değil, mensubu bulunduğu sanat silsilesinin vakarından da sorumludur.
Bugün geriye baktığımda, açtığım kişisel sergilerden ve eserlerimin farklı sergilerde yer almasından ziyade, yüzlerce talebeye hat sanatını tanıtmış ve onların gönlünde bu sanata dair bir muhabbet uyandırmış olmayı çok kıymetli buluyorum. Eyüp Sultan Sanat Merkezi’nde uzun yıllardır sürdürdüğümüz eğitim faaliyetlerini de bu anlayışın bir devamı olarak görüyorum.
2. Hat sanatında esas olan nedir?
Hat sanatında esas, bana göre edep, meşk ve devamlılıktır. Kalem tutmayı öğrenebilirsiniz, harfin ölçülerini ezberleyebilirsiniz; fakat hat sanatının ruhunu ancak sabırla ve bir hocanın terbiyesinde meşk ederek kazanabilirsiniz.
Hüsn-i Hat’ta harfin bir ölçüsü vardır; fakat hattatın da bir ölçüsü olmalıdır. Harfin nizâmı ile insanın iç nizâmı birbirinden ayrı değildir. Kaleminiz ne kadar kuvvetli olursa olsun, sabrınız ve edebiniz eksikse bu sanat sizi bir noktada durdurur.
Bu sebeple eskilerin “Hat, hocanın öğretmesinde gizlidir” mânasına gelen sözlerini çok kıymetli buluyorum. Kitaplardan bilgi edinirsiniz; fakat hattatlık, yaşayan bir meşk zinciri içerisinde öğrenilir.
3. İnsanın yaşadığı muhit, hat sanatıyla olan ilişkisini belirler mi?
Muhit elbette insanı etkiler. İnsan gördüğü mimariden, işittiği musikiden, içinde bulunduğu kültürden ve beraber olduğu insanlardan beslenir.
Ben İstanbul’u bu bakımdan çok önemli görüyorum. Bir camiye girdiğinizde kubbede, kuşakta, levhada, mihrapta yahut çeşme kitabesinde karşınıza çıkan yazı yalnızca bir metin değildir; geçmişten bugüne ulaşan estetik bir terbiyedir.
Fakat muhit yalnız fizikî çevre değildir. İnsanın hocaları, arkadaşları, okudukları ve gönül dünyası da onun muhitidir.
Dolayısıyla güzel bir çevre sanatkârı besler; fakat insan kendi sanat muhitini de inşa edebilir.
4. Hat sanatında talebenin iç disiplini nasıl olmalıdır?
Talebe her şeyden önce sabırlı olmalıdır. Bugünün dünyası insana her şeyi hızla elde etmeyi telkin ediyor. Hat sanatı ise bunun tam tersini öğretir. Bazen tek bir harfi yüzlerce defa yazarsınız. Hoca yine bir kusur bulur. Talebe burada incinmemeli; bilakis tashihi bir nimet olarak görmelidir.
Talebenin; hocasına karşı edebi, sanatına karşı sadakati ve kendisine karşı dürüstlüğü olmalıdır. Ben talebelerime her zaman şunu hissettirmeye çalışırım: Meşk kâğıdındaki kırmızı tashihler başarısızlığın değil, ilerlemenin işaretidir.
Hat sanatında insan önce elini terbiye ettiğini zanneder. Zamanla fark eder ki aslında terbiye edilen, insanın kendisidir.
5. Her isteyen hat sanatkârı olabilir mi?
Her isteyen hat sanatına başlayabilir; fakat her başlayan hattat olamaz. Çünkü istemek başlangıçtır. Bunun arkasından sabır, istikrar, meşk, fedakârlık ve uzun yıllar süren çalışma gelmelidir. Kabileyetin elbette payı vardır. Fakat ben istikrarın kabiliyetten daha belirleyici olduğuna inanıyorum. Çok kabiliyetli olup devam etmeyen nice insan vardır; buna karşılık sabırla çalışan bir talebenin yıllar içerisinde ulaştığı seviyeye defalarca şahit oldum. Hattatlık biraz da vazgeçmemeyi öğrenme sanatıdır.
6. Bu mümtaz silsilenin kaçıncı halkası oluyorsunuz?
Hat sanatında silsile meselesini yalnızca rakamla ifade etmeyi çok doğru bulmuyorum. Çünkü farklı yazı nevileri ve hoca kollarında silsilelerin intikal yolları farklılaşabilmektedir. Benim için esas olan, kaçıncı halka olduğumdan ziyade, sahih bir meşk ve icazet geleneğinin halkalarından biri olabilmektir.
Gerek Mücahit Kılınçer Hocamdan ve gerek Dr. Savaş Çevik hocamdan aldığım terbiye ve icazeti, onların hocalarından gelen sanat anlayışını muhafaza ederek talebelerime aktarmaya gayret ediyorum.
Bu zincirin kıymeti de burada yatıyor: Hoca, kendisine emanet edileni talebesine aktarır; talebe de bir gün hoca olduğunda aynı emaneti gelecek nesillere taşır. Dolayısıyla ben kendimi bu büyük silsilenin sahibi değil, emanetçisi olarak görüyorum.
7. Hat yolculuğunuzda sizi derinden etkileyen, unutamadığınız hatıra ve hikâyelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Hat hayatımda beni etkileyen pek çok hatıra vardır. Fakat en unutamadıklarım çoğu zaman büyük sergilerden veya resmî merasimlerden ziyade meşk esnasındaki küçük anlardır. Bir hocanın bazen tek bir harfin üzerine uzun uzun durması, talebenin ilk bakışta göremediği küçücük bir kusuru göstermesi insana çok şey öğretir. Yıllar sonra aynı hâli kendi talebelerimde gördüğümde meşk zincirinin ne demek olduğunu daha iyi anladım.
Bir talebenin yıllarca çalıştıktan sonra güzel bir yazı ortaya koyduğunu görmek veya icazet seviyesine ulaştığına şahit olmak benim için ayrı bir mutluluktur. Çünkü o anda insan kendi eserinden başka bir eser meydana getirdiğini fark ediyor: Bir insan yetiştiriyorsunuz.
Bugün yüzlerce talebeyle yollarımızın kesişmiş olmasını hayatımın en kıymetli kazanımlarından biri olarak görüyorum. Ancak; insan hayatında bazı özel zaman dilimleri vardır ki o anda Allah'ın elinizden tuttuğuna şahit olursunuz:

2014 yılında Diyarbakır'da bulunan Hz Süleyman Camisi'nde medfun bulunan 27 Şehit Sahabe’ye atfen geometrik daire içerisinde bir eser yapmayı arzulamıştım. ancak takdir edersiniz ki bir daireyi 27 eşit parçaya bölerek çalışmam gerekirdi..Bu karmaşık ölçüyü kağıt üzerinde hesaplamaya çalışırken, etrafı küçücük çıkıntılara ve girintilere sahip bir yemek tabağı setimiz vardı. çıkıntılı olan yarım yay şekillerini kullanmak üzere mutfaktan tabağı alıp kağıt üzerine koydum ve eskiz için çalışmaya başladım. Şaşılacak durum o ki; tabağın dış çıkıntıları tam 27 idi. Yüce Rabbim, anında yardım elini uzatıp 27 Şehit Sahabe’nin daire üzerindeki geometrik ölçülerini sadece bir dakikada hazır duruma getirmişti. İnanılmaz bir mutlulukla Allah'ıma şükür ettim. Sübhanallahi ve bihamdihi....
8. Hat sanatının insanın manevî dünyasına yansıması nasıldır?
Hat sanatı insanı sükûnete davet eder. Kalemi elinize aldığınızda acele edemezsiniz. Nefesinizi, elinizi ve dikkatinizi kontrol etmek zorundasınız. Bir süre sonra bu disiplin yalnız kâğıt üzerinde kalmaz; hayatınıza da sirayet eder.
Üstelik hattat çoğu zaman âyet, hadis, dua ve hikmetli sözlerle meşguldür. İnsan yıllarca aynı mânaların etrafında dolaştığında bunların gönlünde hiçbir iz bırakmaması mümkün değildir.
Ben hüsn-i hattı yalnız göze hitap eden bir güzellik değil, aynı zamanda insanın iç dünyasını incelten bir terbiye olarak görüyorum. Kalem kâğıda yazarken, yazdığı mânanın da insanın gönlüne yazılması gerekir.
9. Hat sanatında her şey kaide ve letâfet ile ilerliyor. Hat sanatı kişiye “istikamet” verir mi?
Kesinlikle verir. Hat sanatında istikamet çok güzel bir kavramdır. Çünkü harfin bile istikameti vardır. Elif eğilirse başka bir hâl alır; satırın nizâmı bozulursa bütün kompozisyon bundan etkilenir. İnsanın hayatı da böyledir. Hat bize ölçüyü öğretir. Nerede başlayacağımızı, nerede duracağımızı, ne kadar uzatacağımızı, ne kadar kısaltacağımızı öğretir. Bu sebeple hat sanatının insan karakterine de bir ölçü ve istikamet kazandırdığına inanıyorum. Harf ölçüyle güzelleşir, insan da ölçüyle kemale yaklaşır. Güneşe, aya ve sayısızca galaksilere yön ve yörünge veren Allah-u Teala'nın kullarından istediği bir erdem de doğru yol üzerine istikamettir.
10. Meşk nedir? Aşk olmadan meşk olur mu?
Meşk, yalnızca hocanın yazdığını taklit etmek değildir. Meşk; görmenin, anlamanın, tekrarın ve sabrın eğitimidir.
Hoca yazar, talebe bakar. Talebe yazar, hoca tashih eder. Bu yıllarca devam eder. Fakat o tekrarların içerisinde göz eğitilir, el olgunlaşır ve gönül terbiye olur.
“Aşk olmadan meşk olur mu?” derseniz; yapılabilir belki, fakat sürdürülemez. Çünkü hat yolu uzundur. İnsan sevmediği bir şeyin zahmetine uzun yıllar tahammül edemez. Ben bunu şöyle ifade etmeyi seviyorum:
Aşk, meşkin sabrıdır; meşk ise aşkın disiplinidir.
Yalnız aşk yeterli değildir; kaide gerekir. Yalnız kaide de yeterli değildir; muhabbet gerekir. Hüsn-i hat bu ikisinin birleştiği yerde güzelleşir.
11. Hâfız Hattat Osman Efendi (1642–1698) “Padişah Hocalığı” da yapmıştır. Osmanlı padişahlarının hat sanatına teveccühü ve iltifatının hikmeti nedir?
Osmanlı dünyasında hat sanatı yalnızca estetik bir faaliyet değildi. Kur’ân-ı Kerîm’in yazılmasıyla doğrudan ilişkili olduğu için yüksek bir manevî kıymete sahipti.
Padişahların ve devlet adamlarının hüsn-i hatta ilgi göstermelerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Hat meşk etmek; sabrı, ölçüyü, dikkati ve tevazuyu beraberinde getirir.
Hâfız Osman gibi büyük hattatların hükümdarlara ders vermesi, sanatın devlet katında gördüğü itibarı göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Burada ayrıca çok güzel bir sembolizm vardır: Hükümdar dahi olsa, meşkhanede talebedir. Hocasının karşısında kalem tutar ve tashih alır. Sanatın terbiyesi makamın önüne geçer.
2. Bayezid, padişah olduğu zaman. Amasya'da hocası olan Şeyh Hamdullah'ı Der-Saadet’e yani Topkapı'daki saraya getirip kendi aile efradı içerisinde ona hususen bir oda verip hat sanatını en pik noktaya yani üst seviyeye getirmesi için sükunetle ve huzurla çalışmasını istemiştir. Şeyh Hamdullah yazıyı kısa bir süreç içerisinde en görkemli seviyeye çıkaran çok önemli hattatlardan biridir Rabbim onlara rahmet eylesin.
Osmanlı tarihine baktığımızda 36 padişahın yaklaşık 17'si yıllarca zaman ayırıp meşk ederek Hattat olmuştur.
Bugün baktığımızda, Cihan İmparatoru olan birçok padişah hat sanatına zaman ayırabilirken , bir meşki yazmak için zaman bulamadığını ifade eden öğrenciler çıkabiliyor.
12. Ecdadımız hat sanatına büyük kıymet vermiş; “Hâfız Hattat...” gibi vasıflar yüksek bir itibar taşımıştır. Daha sonra ise bu sanat bir dönem unutuluşa terk edildi. Siz değerli hocalarımız ise yeniden ihya ediyorsunuz. Bu iki çağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geleneksel sanatlarımızın tarih içerisinde çok güçlü dönemleri olduğu gibi, zayıfladığı dönemler de olmuştur. Hüsn-i hat ise bütün kırılmalara rağmen usta-talebe ilişkisi sayesinde yaşamayı başarmıştır. Bence burada en önemli kavram emanettir. Biz bu sanatı sıfırdan meydana getirmiyoruz. Asırlar boyunca işlenmiş, kaideleri teşekkül etmiş, büyük üstatların elinde zirveye ulaşmış bir mirası devralıyoruz. Bizlere düşen, geçmişi yalnızca taklit etmek değil; geleneğin özünü bozmadan onu bugünün insanıyla buluşturmaktır.
Ben yıllardır verdiğim eğitimlerde ve yetiştirdiğim talebelerde bunu esas almaya çalışıyorum. Sergiler de bunun bir parçasıdır; fakat kanaatimce asıl ihya, yeni bir talebenin önüne meşk kâğıdını koyduğunuz anda başlar. Çünkü sergi bir müddet sonra kapanır; fakat iyi yetişmiş bir talebe, öğrendiğini başka bir nesle aktarabilir.
Bu bakımdan bugün hat sanatına gösterilen ilginin artmasını memnuniyetle karşılıyorum. Ancak bu ilginin yalnız görsel beğeni seviyesinde kalmaması; meşk, icazet, hoca-talebe ilişkisi ve sanat ahlâkıyla beraber devam etmesi gerektiğine inanıyorum.
13. Kıymetli talebelerinize ve müstakbel talebelere söylemek istedikleriniz nelerdir?
Öncelikle bu yola girecek kardeşlerime şunu söylemek isterim: Acele etmeyin. Hat sanatı size hemen netice vadetmez. Fakat sabrederseniz size güzel yazıdan çok daha fazlasını verir.
Hocanıza güvenin. Tashihlerden incinmeyin. Başkalarının yazılarıyla kendinizi sürekli mukayese etmeyin. Dün yazdığınız harfle bugün yazdığınız harfi mukayese edin.
Kaleminizi bırakmayın. Çünkü hüsn-i hatta kabiliyet kadar devamlılık da önemlidir.
Talebelerime söylediğim gibi, müstakbel talebelerime de şunu söylemek isterim:
Hat sanatını yalnız elinizle değil, gönlünüzle meşk edin. Harfin şeklini öğrenirken edebini, ölçüsünü öğrenirken sabrını, güzelliğini öğrenirken tevazusunu da öğrenin. Bizler bu sanatın sahibi değiliz. Bizden önce nice büyük üstatlar bu emaneti taşıdı; bugün sıra bizdedir. Yarın ise sizde olacaktır.
Benim en büyük temennim, yetiştirdiğimiz talebelerin bizlerden daha güzel yazmaları, daha güzel eserler meydana getirmeleri ve kendilerinden sonraki nesillere bu emaneti hakkıyla aktarabilmeleridir. Çünkü bir hocanın gerçek eseri yalnız duvara asılan levhası değildir. Onun en büyük eseri, yetiştirdiği talebedir.
Bu güzel söyleşi için, siz Değerli Hocam’a şükranlarımı sunuyorumç Vâr olun, Kıymetli Hocam!
Bu güzel söyleşi vesilesiyle hüsn-i hat sanatımıza gösterdiğiniz ilgi ve hassasiyet için ben de teşekkür ediyorum. Kadim sanatlarımızın konuşulması, araştırılması, kayıt altına alınması ve gelecek nesillere aktarılması son derece kıymetlidir.
Hat, geçmişten bize ulaşmış bir estetik miras olmanın ötesinde, yaşayan bir meşk ve terbiye geleneğidir. Bizlere düşen vazife de bu emaneti aldığımız yerden daha ileriye taşıyarak gelecek nesillere teslim etmektir.





