banner17

Tavas hoş, mütevazı, iddiası iddiasızlığında!

Abdullah Saçmalı, ‘acar enişte’ sıfatıyla gittiği Denizli’nin şirin ilçesi Tavas’ı öyle güzel anlatmış ki.. Özellikle modernleşmeciler çok üzülecek bu haberimize..

Tavas hoş, mütevazı, iddiası iddiasızlığında!

 

Geçtiğimiz Ramazan bayramında eşimin akrabalarının memleketi Denizli’nin hoş bir ilçesi olan Tavas’ı ziyaret ettim. Yaklaşık beş günlük ziyaretimde de bir kısım gözlemler yapıp notlar aldım. Evvelki müşahedatımı da birleştirince işte böyle bir yazı çıktı ortaya.

Berberlerin ahşap çerçeveli aynaları Tavas, Denizli

Evvelen Denizli’nin bu hoş kazası, şehrin güneyinde yer alıyor. Denizli ile beraber Nazilli, Tire, Aydın, İzmir’le gayet yakın temasta. Hemen çevresinde ise, Kızılcabölük, Babadağ, Serinhisar, Kale, Acıpayam, Beyağaç gibi yerleşim bölgeleri yer alıyor. Tavas’a gitmek istiyorsanız, önce Denizli’ye otobüsle gelecek, sonra da yaklaşık elli dakikalık bir minibüs yolculuğuyla Tavas’a varacaksınız. Yahut uçakla Çardak Havaalanı’na, sonra da servisle Denizli’ye geleceksiniz. Gerisini biliyorsunuz. Vardığınızda göreceğiniz yer kesinlikle bir köy değil.

İlçe, esnafıyla, bankalarıyla, Tanzimat’taki mimari üslup ile inşa edilmiş okulları, devlet hastanesi, diş protez ve tedavi merkezleriyle şehrin birçok unsurunu bünyesinde barındırıyor. Ancak bunlarla beraber, gayet kıvrak ve kavisli ve bazen de çıkmaz sokakları, ilçenin az ötesinde uzanan ovalar, üzüm, domates, erik, şeftali gibi meyve ve sebzelerin yetiştirildiği bağlar, berberlerin ahşap çerçeveli aynaları ve saire, pek de büyük bir şehirde olmadığınızı haber veriyor. ODTÜ’den inşaat mühendisliği doktoralı yeni belediye başkanı ise kendi ifadesiyle “Tavas’ı köylülükten kurtarmaya çalışıyor.” Bu hedef doğrultusunda, bütün yollara taş döşeniyor; tozlu, çamurlu yollar bir bir tarihe karışıyor. Bu işe en çok Tavas, Denizlisevinenler ise muhtemelen kadınlar. Toz alma derdinden kurtulacaklar. Bu gidişimde ilçe meydanının tamamen şantiyeye çevrildiğini gördüm. Sorduğum vakit, heyecanla baştan aşağı yenileneceğini söylediler.

Cemaat pratikleri de taşrada bölgenin adetlerine adapte oluyor

Tavas’ta dinî hayata ilişkin olarak ise, burada aktif olan üç cemaat ve onlara nispeten daha zayıf olan Nakşibendi tarikatının bir kolu, görebildiğim kadarıyla kasabanın irfanına ve manevi hayatına büyük katkıda bulunduklarını söyleyebilirim. Özellikle buradaki kadınların dindarlığında bu dinî yapılanmaların tesiri büyük. Aralarında ufak tefek anlaşmazlıklar olsa da, bu ihtilafların umuma yansıdığını ve güzel gayretleri zedelediğini söylemek doğru olmaz. Hiç beklemediğiniz kimselerden tecvidi-mahreci gayet düzgün aşirler dinliyorsunuz.

Bu arada şu notu da ekleyelim. Cemaat pratikleri de taşrada bölgenin adetlerine adapte oluyor. Mesela şehirde, cemaat yapılarını halktan ayıran en önemli hususlardan biri olan haremlik-selamlık uygulaması bu farklı cemaatlerin en dindar mensupları tarafından bile uygulanmıyor. Sorduğumda, bunun kat’a mümkün olamayacağını, insanlara bu durumun anlatılmasının mümkün olmadığını söylüyorlar.

Dinî cemaatler deyince, Risale-i Nur'un bir nahiyede nasıl alımlanıp, dönüştürüldüğünü ve zaten varolan tasavvufî gelenekle nasıl harmanlandığını görmek istiyorsanız, bu şirin ege nahiyesinin çok iyi bir numune olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Tavas, Denizli

Dinî hayat ile ilgili olarak şu kısım söylenmese eksik olur. Kayınpederimin esnaf dedelerinden biri olan Mestan Ağa tarafından inşa edilen, hemen meydanda yer alan, Tavas’ın ulu camii mesabesindeki Mestan Ağa Camii’nde dinleyeceğiniz ezanın bir benzerini, İstanbul’un birçok camiinde bile işitebilmeniz mümkün değil. Emin Hoca’nın davudi bir sesle, okumaktan öte, icra ettiği o muhteşem ezanları her duyuşunda insanın kalbi ürperiyor. Evvelden umreye yahut hacca gidenler, herhangi bir vakit namazını caminin içerisinde, imamın arkasında eda edecek olurlarsa, o mübarek beldelere tayy-i mekân ile yeniden gittiklerini zannına kapılacaklar, hayal ile hakikati ayırt etmekte güçlük çekecekler.

Bir modernleşmeci herhalde ağlaya ağlaya kaçardı bu nahiyeden

Ayrıca, tamamen pür olmasa da büyük şehre göre gözle görülür bir safiyet var. Kader inancı gayet köklü ve güçlü. Tekstil, terzilik ve biraz da ayakkabı imalatı (ayakkabıcılığa burada kavvafiye diyorlar; Şemseddin Sami’ye göre Arapça “havvaf” kelimesinin galatı) üzerinde ihtisas kespetmiş Tavas’ta, din ekonominin ayrılmaz bir parçası. Bu sözü kasabanın esnafına söylesem şaşırıp kalacaklardır. "Tersi mümkün mü ki?” diye soran gözlerle bakacaklarını şimdiden kestirmek çok zor değil. Mesela geri ödememe niyeti ile borç alanın, mal almaya filan giderken yolda bir kaza geçireceğine yahut benzer bir felakete düçar olacağına olan iman yakin seviyesinde. "Erken kalkana Allah nasibini verir" inancının bir yansıması olarak, erken açılmayan dükkânın akşama kadar iş yapamayacağına dair tam bir itikat var.

Bu zaviyeden bakınca, zannediyorum, bir modernleşmeci herhalde ağlaya ağlaya kaçardı bu nahiyeden. Ayrıca ilçede gözlemlediğim bu din-iktisat münasebeti, Sabri Ülgener'in tasavvufla ekonomi arasındaki münasebeti inceleyen kitabını aklıma getirdi. Sözün özü: İslam kapitalizme müsaade etmiyor. Weber çok haksız değil galiba…

Tavas, DenizliBurada enteresan atasözleri de öğreniyorum, mesela; "Her düşüşte bir öğreniş, ne düşüş biter ne öğreniş", "Güzele her şey yakışır, çirkine nereden bulam alınan moru", (iyi insanlarla karşılaştığı düşünülen birine) "Sen ceviz tahtalı kapı bulmuşsun", "Bağda izin olsun ki üzüm yemeye yüzün olsun", "Her şeyi yakışığınan darnaşı [tarhana aşı] gaşığınan", “Herkes sakız çiğner ama, Avşarlı Fatma gibi çatlatamaz”, ilh...

Evvelden de gözlemlediğim, Tavas’ta da şahit olduğum bir husus var: Kibirli insanlar hayret etmemeye çalışıyorlar, aslında etseler de şaşırmıyormuş gibi yapmak için çaba harcıyorlar. Ancak muhataplarını da hep hayret ettirmeye gayret ediyorlar. Görebildiğim kadarıyla, bir zaaf alameti ve bilmemenin bir ifadesi ve itirafı olan hayretten nefislerini tebrie edip “yukarı” doğru çekerken, muhataplarını ise lüzumlu lüzumsuz hayretlerle aşağıya itmeye çalışıyorlar. Şaşırtma sermayesinin bitme endişesi ile beraber de yalan başlıyor.

Tavas’tan veya genel anlamda Anadolu’dan kız alsa sezadır diyor insan

Sırf o yanık koyun yoğurdunu, yahut içlı-dışlı "ballı-tahanlı" pidesini, mis gibi tabii domates, biber, üzüm ve incirlerini ara ara yiyebilmek için, Tavas’tan veya genel anlamda Anadolu’dan kız alsa sezadır diyor insan! :) Tireli biri olarak, buradaki en değerli ikramın o bal gibi yemişler olduğunu söylemeliyim. (Bu yazıyı dinleyen kayınpederim, bu noktada müdahale etti. Sadece bir evde yediğimiz incirin bahçelerinde yetiştiğini, diğerlerinin Nazilli taraflarından geldiğini söyledi.) Unutmadan, bu kasabada salatalık ve acur meyveden sayılıyor ve meyve tabaklarında, şeftalinin üzümün yanında bunlardan biri muhakkak oluyor. Bilmeyenler için not: Acur salatalıkgillerden bir sebze.

Geçtiğimiz çarşamba akşamı yere çakılı bir kazığa geçirilmiş tavuğun üzeri tenekeyle kapatıldıktan sonra, çevrede yanan ateşle yaklaşık 30-45 dakika arasında bu tenekenin içinde ağır ağır pişen pilicin parçalanıp tabaklara pilavla birlikte konularak, ve etrafında da közlenmiş biber, ve soğanların yer aldığı, lezzetin zirvesindeki koyun yoğurdu eşliğinde verilen bir ziyafete davetli olduğumu söylesem canınızı çok mu çektirmiş olurum? :)

"Ye oğlum ye, ye Abdullah ye, bak hundan yimedin"Tavas, Denizli baklavası

Bayram bu nahiyede tabiri caizse son damlasına kadar yaşanıyor. Bir tatil olmaktan öte bir vazife. Aynı zamanda ciddi bir yorgunluk sebebi. Özellikle kadınlar için. Öncesindeki dip-köşe temizlikler, sonrasında da 15-20'şer dakikalık misafir seferleri için hazırlanması gereken, 40 kat yufka ile yapılan cevizli Tavas baklavası, şekerpare, kalburabastı, tel kadayıf, ıspanaklı börek ilh. hep emek istiyor. Ve tabii bunların bulaşıkları. Arada bir misafire yedirilen akşam yemeklerini ise saymıyorum. Erkekler yemekten ve gezmekten yoruluyor diyeyim, gerisini siz hesap edin.

Biz düşük bir performansla Salı günü 7 kapı gezdik. Daha stratejik ve planlı bir tarz-ı hareket ile, 15'i, 20'yi vurdurmak mümkün. Bu arada kulağınız kirişte misafir bekliyorsunuz. Haber vermek yok, çünkü gerek yok. Bayramda misafir gelir, siz de ağırlarsınız. Erken çıkan ziyaretlerini tamamlar. Evden çıkarken göstereceğiniz tekasül, bir baskın yemenize ve ziyaret planınızı aksatmanıza sebebiyet verecektir. Ayrıca, misafirliğe gittiğinizde ev sahipleri el ele verip sizi bir "buyrun geçin", "geçin geçin" yağmuruna maruz bırakıyorlar. (“N”leri lütfen nazal “n” olarak telaffuz ediniz.) O derece ki, buyurup geçmemek mümkün değil.

Hemen akabinde yemeğe otururken, bu sefer "yeyin yeyin", "buyrun yeyin" sağanağı başlıyor. Yemek, ev sahibinin pek de dikkatsiz olmayan bakışları altında yeniyor. Eğer yavaşladığınız, yahut isteksizlik, iştahsızlık gösterdiğiniz fark edilirse bu sefer de "ye oğlum ye, ye Abdullah ye, bak hundan yimedin" diye nokta atışı bir tahşidata maruz kalıyorsunuz. Eğer bu tavsiyelerin yahut ev sahibi baskılarının modern semantikle okunup anlaşılmaması gerektiğini bilmez, bunların referans yaptığı hususların, misafiri memnun etme mülahazası gibi bambaşka dertler olduğunu fark edemez de, literal bir okuma yaparsanız, akşama geçireceğiniz mide fesadı hususunda size teminat verebilirim.

Tavaslıları beyaz Türklerden ayıran husus ne?

Tavas, DenizliTavas'ta belli bir estetik tavır var. Mesela bütün evlerin önleri süpürülüyor. Binaların cepheleri de düzenli bir şekilde boyanıyor. Yalnız, işte bu estetik seviyenin ne derece olduğu tartışmalı. Mesela tuvalet-banyo kalebodurları ile dış cepheleri veya minareleri kaplamak, yahut Turkcell afişiyle balkon korkuluklarını kapatmak ne kadar estetik, sizlerin takdirine bırakıyorum. Renk uyumsuzlukları ise cabası.. Estetik hususunda Tavas’ın biraz daha alacağı yol var. İçlerindeki güzellikleri göremeyip bir oryantalist gibi baktığıma dair tenkidleri duyar gibiyim. Ama ne yapayım, hissettiğim bu. Çirkine de güzel diyemem ki. Ben dürüst olayım da…

Cuma namazına gittiğinizde görüyorsunuz, herkes takribi en fazla bir hafta içinde ense tıraşını yeniliyor, yahut cuma namazına tıraş olup geliyorlar. Bu hususta İstanbullulardan çok daha dikkatli olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak güneş altında çalışmak sebebiyle, keskin ense tıraşının iyice belirginleştirip, görünür kıldığı kavruklaşmış tenler Tavaslıları beyaz Türklerden ayırıyor.

Ayrıca bu nahiyede çok fazla dikkatimi çeken bir diğer husus da tabelalardaki yazıların fontları. Gayet kıvrak olan bu fontlar, İstanbul’daki, yahut diğer büyük şehirlerdeki köşeli yazıların tam karşısında yer alıyorlarmış gibi geliyor bana. Hem kıvrımlarıyla hem de kırçıllı, "mükemmel" olmayan renkleriyle, fırça izlerinin gayet belli olduğu harfleriyle tabelalar, Tavas’ın modern sertlik ve mutlaklığa karşı kadim kültürlerin engin esneklik ve geçişkenliğini, sırf akılla kavranamayacak, selim bir kalbin tahassüsünü de iktiza eden hikmetini sanki ilan ediyorlar.

Neticeten, yeni akrabalarımla beraber Tavas sık sık özlediğim, ziyaret etmenizi tavsiye ettiğim, hoş, iddiasız ve mütevazı bir nahiye…

 

Abdullah Saçmalı ne de güzel anlattı

Fotoğraflar: Feyza Saçmalı

Güncelleme Tarihi: 27 Eylül 2012, 13:32
YORUM EKLE
YORUMLAR
Asım Öz
Asım Öz - 6 yıl Önce

Ben Tavas(Davaz)'ın "taşra"sı olarak anmayı uygun bulduğum bir köyünden olmama karşın Tavas'ı bu kadar tanımıyorum. Abdullah Bey güzel anlatmış. Dil özelliklerini de ihmal etmemiş.Sonraki zamanlarda İsnmail Kara'nın Güneyce Sözlüğü gibi sözlük hazırlamayı düşünseniz fena olmaz.)))Şunu da söylemeliyim: Tavas bizim için hep kenarda bir yer oldu. Muğla'ya yakın bir köyden Tavas'a uğramayan kenardaki yoldan şehre gitmeyi tercih etmenin de payı olabilir bunda.

fevzi birinci
fevzi birinci - 6 yıl Önce

Keşke, bütün şeytanlar, zoru görünce ağlaya ağlaya kaçsalar...

zhr
zhr - 6 yıl Önce

benim memleketimi benden güzel anlatmış helal olsun...

duygu
duygu - 5 yıl Önce

Abdullah bey o kadar dikkat etmişsniz ki şive bile aynı ben Denizliliym bu kadar güzel anlatamazdım tşkler

Osman yok
Osman yok - 2 yıl Önce

Kendimi okurken Anadolu'da küçük şirin bir kasabada yaşıyormuşum hissetti.Tavas harika bir kasaba Herzaman gitmek için bahaneler uyduracağım bir yer...

Erol Deniz
Erol Deniz - 2 yıl Önce

Kastamonu'ya bir arkadaşımın düğünü bir arkadaşımın da yemin töreni için gitmiştim. Otobüsle dönerken Safranbolu'da askerlik yapan oğlunun yemin törenine gelen Denizli'de yaşayan Tavaslı bir muhasebeci abi ile tanıştım. Öyle güzel Ege ağzıyla konuşuyordu ki dinlemekten mest oldum. Üç saat boyunca aralıksız tatlı bir sohbet oldu. Egenin güzide yerlerindendir Tavas. Pidesi de güzeldir :)

banner8

banner19

banner20