Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Sakarya

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Mehmed Süreyya Güvahî ile anılan bir Sakarya, Abdurrahman Gürses ile anılan bir Sakarya çok uzak değil, buna inanıyoruz. Ömer Yüceller yazdı.

Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Sakarya

Sakarya, tarihi süreçte sınırları içinde yaşamış olan rol modelleri, onların geriye bıraktığı eserleri, hem de topyekün oluşturduğu hava ile medeniyetimizin örnek şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Ömer Yüceller'in kaleminden Sakarya'yı anlatarak, Sakarya'da doğmuş-yaşamış büyük isimleri tekrar gündeme taşıyarak, kültürel anlamda markalaşmış bir Sakarya görme hayalimize tüm okurlarımızı ortak ediyoruz. İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Mehmed Süreyya Güvahi ile anılan bir Sakarya, Abdurrahman Gürses ile anılan bir Sakarya çok uzak değil, buna inanıyoruz. Bu yazıların gerekçesi için tıklayınız: //www.dunyabizim.com/sehirlerin-ruhu/18603/dunya-bizim-marka-sehirler-uzerine-dusunmeye-davet-ediyor  (Dünya Bizim)

Sakarya şehri, ismini Karasu ilçesinde Karadeniz’e dökülen Sakarya Nehri’nden almaktadır. Eski zamanlarda Sangarius olarak anılan nehir ve şehir, zaman içerisinde Sakarya kelimesine dönüşmüştür. Şehir halkı ise Sakarya isminin yerine şehir merkezi olan Adapazarı ismini kullanmayı yeğlemektedir. Adapazarı ismi ise kelimeden de anlaşılacağı üzere ada ve pazarın bir araya gelmesinden oluşmuştur. Eskiden şehrin merkezindeki adacıkta bir pazar kurulduğu rivayet edilir. Şu an şehrin merkezindeki cadde olan Çark Caddesi de adını Çark Deresi’nden ve bu suyu hanelere dağıtmak için kullanılan tarihi çarktan almaktadır. Karadeniz’e olan kıyısı, Sapanca Gölü (eğer kurumazsa), Poyrazlar Gölü, Sakarya Nehri, Çark Suyu, Acarlar Longozu, Mudurnu Çayı, Melen Çayı, Maden Deresi ve özel şirketlerin kullandığı su kaynakları ile bir su medeniyetinden bahsedilecekse, Sakarya da burada yerini almalıdır.

Sulak toprakların verimliliği yalnızca tarım ürünlerini, meşhur patatesini kabağını değil, insanı da besler. Bu şehirde futbolcudan, sporcudan başka şöhretler de vardır. Fakat Sakarya tarih boyunca İstanbul’un gölgesinde ve görece daha büyük bir şehir olan Kocaeli’nin yanıbaşında kaldığı için değer üretme ya da değerleri öne çıkarma anlamında dezavantajlı bir konumdadır.

Sakarya'nın yetiştirdiği değerler son yıllarda fark edilmeye başlandı

İlkokuldaki bir dersimden hatırladığım kadarıyla Sakarya’ya dair ince bir kitap okumuştuk. Kitap pek çok klişe şehir tarihi gibi sürekli biçimde milattan önceki çağlara, Roma-Bizans dönemine atıflarla anlatıyordu Sakarya’yı. Tarihi ve doğal güzelliklerinden başka birkaç beylik bilgi ile sınırlıydı öğrendiklerimiz. Maalesef Sakaryalı insanlara, şehrin beslediği ya da şehri besleyen insanlara dair bir bilgi yoktu. Sakaryalı, Adapazarlı değerlere dair bilgiler son yıllarda belediye ve birkaç şahsi çalışma ile gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Örneğin yıllarca önünden geçtiğim ve haberdar olmadığım “Sabit Efendi Konağı”nın restorasyonu vesilesi ile pek çok insan böyle bir konağın varlığından yeni haberdar oldu. Sabit Efendi eski belediye reislerindendir ve konağı uzun yıllar metruk kalmıştır. Kültür ve sanat eserlerine, kültür ve sanat insanlarına dair çalışmaların, tanıtımların, anma toplantılarının yapılması bizleri sevindirse de halen yeterli seviyede değildir.

Peki Sakarya’dan ya da Adapazarı’ndan bir marka olarak bahsedilecekse, eser ve insan olarak kimler, neler dikkate alınmalıdır?

İlçeleri tarihi eser bakımından şehir merkezinden daha avantajlı

Tarihi-mimari eser olarak ilk akla gelen, şehir merkezinde “Orhan Cami” diye anılan Orhan Gazi’nin bânisi olduğu camidir. Cami 1323-1325 yılları arasında yaptırılmıştır. Bir de Erenler İlçesi sınırlarında olan Esence Orhan Camii vardır ki bu cami de tarihi eserdir ve Orhan Gazi zamanında yaptırılmıştır. Çivi kullanılmadan, kestane ağacından inşa edilmiştir. Merkezdeki Orhan Camii’nin az ilerisindeki Ağa Camii ve Orta Cami de 18. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Bu camiler tarihi Uzunçarşı ile büyük bir ahenk içindedirler. Özellikle Orta Cami hem karşısındaki eski kiliseye balta vurmasıyla hem de tam bir çarşı camii olmasıyla dikkat çeker. Caminin girişi bir koridordur ve bu koridor Uzunçarşı’nın birbirine bağlanan sokaklarına sekte vurmamak için, her yönden gelen esnafı içine alabilmek için bu şekilde tasarlanmıştır adeta.

Uzunçarşı planlanması itibariyle tipik bir Türk çarşısıdır. Bakırcılar, attarlar, nalburlar, kuyumcular, velhasılı kelam belirli meslek grupları belirli bölgelerde iş yapmaktadır. Calib-i dikkattir ki şehir merkezindeki mahalle isimleri de belirli meslek gruplarından gelmektedir: Tığcılar, Hasırcılar, Çıracılar, Pabuççular, Yağcılar, Küpçüler, Yüncüler, Semerciler gibi.

Sakarya’nın ilçeleri olan Geyve ve Taraklı, hatta kısmen Pamukova da dahil edilebilir, tarih ve tarihi eser açısından şehir merkezinden daha avantajlıdır. Medreseler, zaviyeler, kervansaraylar, hanlar hamamlar, kaleler meraklılarını beklemektedir. Bilhassa Taraklı Evleri,Safranbolu Evleri ile yarışmaktadır. Geleneksel Türk Evi yapısının numunesi olan bu evler Türkiye’de eşine zor rastlanır bir biçimde bugüne dek gelmiştir ve halen kullanılmaktadır.

Sakarya-İstanbul yolunu kullananlara özel olarak görülmesini tavsiye edeceğimiz bir cami, Sapanca Rahimesultan Camii’dir. Rahime Sultan 2. Abdülhamid’in süt annesidir.

Osmanlı'da ve Türkiye'de şahsi teşebbüs-özel sermaye ile kurulan ilk banka da Sakarya'da kurulmuştur. Yönetimi gayrimüslimlerin elinde olan Osmanlı Bankası'nın Müslümanlar'a zorluk çıkarmasından ötürü 13 kurucu bir araya gelir ve 1913'te "Adapazarı İslam Ticaret Bankası"nı kurar. Banka 24 sene sonra, 1937'de pek çoğumuzun bildiği ismi alır: Türk Ticaret Bankası. Türk Ticaret Bankası'nın batmasından sonra bankanın Adapazarı'ndaki tarihi binası maalesef belirsizlikler içerisinde beklemektedir.

Ashabdan mümtaz şahsiyetleri de ağırlıyor Sakarya

Sakarya’da tarihi figür olarak sayabileceğimiz isimler sınırlıdır. Bunun sebebi Sakarya’nın bir şehir hüviyetine kavuşmasının 19. yüzyılın ortaları olmasının yanısıra bu konulara dair çalışmalarının da fazla olmayışındandır. Yine de bilinen isimler ön plana çıkarılarak şehir kimliğine katkılar sağlanabilir.

Sakarya’nın İslam yurdu olmaya başlaması anlaşılacağı üzere 1300’lü yılların başlarına denk gelmektedir. Fakat Sakarya’nın İslam ile tanışması çok daha geriye gidiyor çünkü Emirdağ Mezarlığı’nda bir sahabe yatmaktadır: Osman bin Zeyd. Eyüp Sultan Hazretleri’nin amcası olan Osman bin Zeyd, sahabenin İstanbul seferinde Adapazarı’nda Hakk'a yürümüş ve buraya defnedilmiştir. Keza Akyazı ilçesinde de sahabeden Medineli Abdülkerim (r.a) ve oğlu Ali (r.a) seferde ve dönüşte dar-ı bekaya göçerek buraya defnedilmişlerdir.

Akçakoca, Konuralp, Karamürsel gibi komutanlar hem Marmara bölgesini fethetmişler hem de yöreye isim vermişlerdir, bu toprakları yurt haline getirmişlerdir. Sakarya'yı yurt haline getirmeye gayret edenlerden biri de, bu komutanlardan takriben 150 yıl önce buraya gelen Karıncalı Dede ya da Karınca Baba diye bilinen alperendir. Rivayete göre 13. yüzyılda bölgeye gelen Karınca Baba, karıncalarla iletişim kurabiliyordur. Hatta bir köyü karınca basması üzerine kendisinden yardım dilenir ve köy karıncalardan kurtulur. Karınca Baba'nın türbesi yüksek bir tepededir. Bir hayli ziyaretçisi vardır.

Hendek İlçesi’nin Şeyhler Köyü’nden olan Şeyh İzzeddin İsmail, Orhan Gazi’nin başında olduğu bütün orduyu zahiren az bir miktar aş ile doyurmuştur. Orhan Gazi’nin teveccühü ile Şeyh’in köyünden vergi alınmamasına dair ferman ve vakıf emri bulunmaktadır. Vergi muafiyeti cumhuriyet dönemine kadar bu şekilde işlemiştir. Halen her Ağustos ayında Hacet Bayramı ismiyle Şeyh İzzeddin İsmail’in türbesinde yemekler yenilmektedir ve kendisi anılmaktadır.

Günümüzde bilinen en eski Sakaryalı müellif Pendnâme i Güvahi eseri ile meşhur Mehmed Süreyya Güvahî’dir. Yavuz Sultan Selim ile birlikte Mısır Seferi’ne katılan Güvahî, Geyveli’dir. Kenz ül Bedayi isimli bir eseri daha olan Güvahî’nin Pendnâmesi günümüzde halen kullandığımız pek çok atasözü ve deyimin manzum halidir. Mehmet Serhan Tayşi’nin de Pendnâme üzerine bir çalışması vardır.

Sakarya 19. yüzyıldan itibaren Balkanlar’dan, Karadeniz’den ve Kafkasya’dan pek çok göç almıştır. Bu yüzden de Sakaryalı dediğimiz insanların büyük bir kısmı göçmendir. Bunlardan biri meşhur bestekâr ve müzisyen Yesarî Asım Arsoy’dur. Arsoy Drama’da doğmuştur fakat ailesi o daha çocukken Sakarya’ya göçmüştür. Yesari Asım Bey de müziğe burada başlamıştır. Yanılmıyorsam aileden gelen bir bağ ile de Nakşibendîye Tariki’ne mensuptur. 1900'de doğmuş, 1992'de ölmüştür.

Reis ül Kurra Hafız Abdurrahman Gürses de Sakaryalı’dır. Gürses uzun yıllar Beyazıt Camii’nde hizmet etmiş, sayısız hafız yetiştirmiştir. İsmail Biçer ve Fatih Çollak gibi isimler de onun talebeliğinde bulunmuşlardır. 1909'da doğan Gürses, 1999'da rahmet i rahmana kavuşmuştur.

Hafız olan, aynı zamanda imam-hatiplik ve hattatlık yapan Saim Özel de Sakaryalı'dır. Hafızlıkta Ömer Nasuhi Bilmen'in, Hasan Akkuş'un; hattatlıkta Halim Özyacı'nın talebesi olmuştur.

Sakarya’da edebiyat deyince hiç şüphesiz akla gelen ilk isim Sait Faik Abasıyanık’tır. Modern Türk hikayeciliğinin babalarından olan Sait Faik, eğitimi için İstanbul’a gitmiştir ve bundan sonra Sakarya ile bağı azalmıştır. Semaver ve Sarnıç’taki öykülerinde Adapazarı’nda geçirdiği günlerden bahseder.

Sait Faik deyince akla Faik Baysal da gelir. Şair, hikaye ve roman yazarıdır. Sarduvan romanı ile Orhan Kemal Roman Armağanı'nı, Sancı Meydanı'yla Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı. 1922’de doğan yazar 2002’de vefat etti.

Türkiye'nin ilginç komünistlerinden biri olan, Tatar Ramazan'ın yazarı Kerim Korcan da Sakarya'nın değerlerinden biridir. Korcan ilginç bir komünisttir çünkü O'nu diğerlerinden ayıran şey, namaz kılmasıdır. "Ben Osmanlı laikiyim" der. 1918'de doğan Korcan, mahpus yıllar geçirir ve 1990'da vefat eder.

Sakarya’da gayrimüslim nüfusun da hatırı sayılır bir ölçüde olduğu bilinmektedir. Meşhur müzisyen Udi Hırant da bunlardan biridir. 1901'de doğan ve 1978'de vefat eden, dünya çapında bir udi diyebileceğimiz Hırant Emre Kenkülyan'ın en bilinen eseri "Hastayım Yaşıyorum"dur.

Severek izlediğimiz pek çok Yeşilçam Filmi'nde imzası olan bir görüntü yönetmeni olan Kriton İlyadis (1916-1980)de gayrimüslim nüfusun üyesidir. Süt Kardeşler, Tosun Paşa, Hababam Sınıfı ilk akla gelen ve emeği olan filmlerdendir.

Bu saydığımız vefat eden isimlerin yanında, halen hayatta olan ve çalışmalarına devam eden isimleri de saymazsak olmaz zira bu isimler özellikle nitelikli eserleriyle edebi kamuda daha çok tanınan isimler ve bu, Sakarya için bir şans: Roman yazarı Mehmed Niyazi Özdemir, yazar-tarih profesörü ve eski TTK başkanı Ali Birinci, yazar ve edebiyat profesörü Cihan Okuyucu, Mustafa İsen, yazar Necati Mert de Sakarya'nın, Sakarya kültür ve sanatının istifade etmesi gereken kişilerdir.

Ömer Yüceller yazdı

YORUM EKLE
YORUMLAR
Haşim koç
Haşim koç - 7 yıl Önce

İçinde yaşadığım ve mensubu olarak yaşamaktan gurur duyduğum sakaryaya dair kaleme aldığınız bu güzel yazı için teşekkür ederim. İçeriğinde doğal olarak bildiğim şahsiyetler olduğu gibi yazınız vesilesiyle malumat sahibi olduğum mümtaz şahsiyetleride tanıma fırsatı buldum. Bu sebeple kaleme aldığınız bu güzel yazı için bir sakaryalı olarak teşekkür ediyorum.

Sakarya güneşi
Sakarya güneşi - 6 yıl Önce

Üstad harika bir çalışma. Ufkum genişledi. İyiki sizin gibi dostlar var.