Sabah erkenden revan oluyoruz yola, trafiğe takılmadan çıkıyoruz şehirden. Şehirden çıkışımızda değişen bir şey yok. Gökdelenlerin arasından geçiyoruz sabahın sükûnetinde, ruhsuz harabeler gibi duruyorlar. Boğaz köprüsüne girerken Çamlıca’nın ardında, Çamlıca’ya kafa tutan o koca kafalı, şapkası eğik kibir kulelerinin yüzüne bakmadan, boğazın durgun sularını bir terzi titizliğiyle biçen gemileri ve boğazı süsleyen erguvanları seyrederek geçip gidiyoruz. İnsan böyle işte, geçip gider, geriye kalan hikâyesidir.