İstanbul'u süsleyen, gözlere şenlik 20 Maşallah yazısı

Genellikle belirli bir istifle, toparlak hâlde, elif’leri ve lam’ları yukarıda kavuşturularak yazılan maşallah’lar her geçen gün -manen ve maddeten- kayboluyor, günlük hayatımızın belirleyiciliğinden ve görüntülerinden çekiliyorlar. Sadullah Yıldız, İstanbul’un tarihî bölgelerinde görülebilecek bazı maşallah’ları derledi.

İstanbul'u süsleyen, gözlere şenlik 20 Maşallah yazısı

Refleks gösterilecek durumlar için Müslüman dilinin geliştirdiği ve icazlı biçimde formüle edilen ifadelerden biri de maşallah cümlesidir. Hilkat harikası, tabiat mahsulü ve gayretten mamul şeyler görüldüğünde çok söz söylemek yerine çok şeyi içeren kısacık bir şey söylemek istenirse bu tercih edilir: Maşallah.

Bu türden reflekslerin örnekleri ayetlerden-hadislerden günümüze kadar ulaşmış ve kaynaklı olarak kullanılır ya da zamanla geliştirilerek yaygın cümleler olmuşlar, kitaplardan derlenip şöhrete kavuşmuşlardır. Bu cümleden olmak üzere ‘mâşâallâh’; şaşılacak, akla durgunluk veren, güzelliği karşısında hayrete düşülen, nazardan korunmak için ve benzeri durumlarda söylemek üzere dile yerleşmiş bir cümledir ki “Allah ne dilerse olur” anlamına gelir.

Aynı zamanda ‘sigorta şirketi’ tabelalarının (tıklayınız) bir uzantısı olarak kullanılan maşallah farklı formlarda, bazı küçük eklentilerin yer aldığı şekilde de geçebilir. Bunlardan birini Recai Mehmed Efendi Sıbyan Mektebi üzerinde görmüştük.

Buna ilaveten şimdi de İstanbul’un tarihî bölgelerinde görülebilecek bazı maşallah’ları derledik. Genellikle belirli bir istifle, toparlak hâlde, elif’leri ve lam’ları yukarıda kavuşturularak yazılan maşallah’lar her geçen gün -manen ve maddeten- kayboluyor, günlük hayatımızın belirleyiciliğinden ve görüntülerinden çekiliyorlar.

Onları yaşayışımızda söz sahibi yapmak ve az sayıda kalanlarını yürürken fark etmek için vesile olabileceğini düşünerek 20 tanesini bir araya getirdik.

1- Oldukça sevimli bir tekrar ile başlayalım. Su Nazırı Ahmed Galib Paşa’nın yaptırdığı ve kitabesine de sadece fakirlerin su almasını yazdırdığı, Edirnekapı’daki çeşmesi üzerinde duran “mâşâallâhu kâne”, etrafını çeviren dallar ve çiçekler, onları tutan şirin bir kurdele ile göze pek hoş görünüyor. (Çeşmenin dertlerini naklettiğimiz günden bu zamana değişen bir durum yok.)

2- Bu sefer Galata’dayız. Şehir siluetinin nadide parçası kulenin önünde en az kule kadar kıymetli bir eser duruyor: Bereketzade Çeşmesi. 1848 tarihli bu devasa meyve bahçesinin ortasında da zarif bir çerçeve içine alınmış celi “mâşâallâhu kâne.”

3- Pertevniyal Valide Sultan Camii’nin tramvay yoluna bakan yüzünde, iki sıra mukarnas arasında, cami inşasının tamamlandığı yılla aynı tarihi (1288/1871) taşıyan bir “mâşâallâh lâ kuvvete illâ billâh” var.

4- Sultanahmet Meydanı yakınındaki Dalbastı Sokak’ta, turistik eşya satan mekânlardan birinin kapı üstünde 1299/1881 tarihli mâşâallâh. Bu sıra dükkânlar belki Sultanahmet Camii’nin vakfına dâhil olan, arasta dışındaki pazar yerlerinden olabilirler.

5- Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nin son cemaat yerine girişte, şadırvandan bakarken görülen kelime-i tevhidin üstünde, iki yanda 1303/1885 tarihli “mâşâallâh” ve “bârekâllâh” levhaları duruyor. Bunlar caminin bilinen tamir tarihlerinin dışında, sair zamanlarda eklenmiş olsa gerektirler.

6- Sultan I. Abdülhamid’den yadigâr kalan Emirgan’daki Çınaraltı çeşmesi, Yahya Kemal’in de “Yesarî hatlarının en nefisi” diyerek hayranlıkla seyrettiği bir harikadır. Bu çeşmenin yazılarını kaleme alan büyük hattat Mehmed Esad Yesarî, buraya bir de barok süsleme içine “mâşâallâh” kondurmuş olmalıdır. Yazanının ‘elleri dert görmesin’ denesi bu enfes hatırayı bize bırakan dâhi hat üstadı, kaderin cilvesine bakınız ki ömrü boyunca ellerinin titremesinden muzdaripmiş. Bir de titremese yazabileceklerine bakacak göz bizde yok zaten. Kabri pür-nur ve riyaz-ı cinandan bir bahçe olsun.

7- Galata Kulesi önündeki Şahkapısı Sokak’ta bulunan Kiva Han (4 numara), yakın zamanda burada açılan bir lokanta sebebiyle gündeme gelmişti. Lokanta şimdilerde tadilata alındığından hanın giriş katı yeniden atıl durumda. Fakat binanın çatı katındaki 1275 (1858) tarihli “mâşâallâh”, çevresinde halelenmiş yaprakların basit el hareketleriyle işlendiği günden bu yana sürdürdüğü bir sevimlilikle duruyor. (Meraklılar için: Yan binada da 1325 [1907] tarihinin üzerinde bir akbaba heykeli duruyor.)

8- Sultan III. Ahmed’in Topkapı Sarayı önünde inşa ettirdiği nefis çeşme-sebil, birçok harika ayrıntının yanı sıra Ayasofya’ya bakan cihetinde bir de dairevî formda güzel “mâşâallâh” saklıyor. Yüzeyi ilk süzüşte gözden kaçabilen bu nerdeyse üç asırlık güzellik, çeşmeyi kim bilir nice kem gözden muhafaza etmeye vesile oldu.

9- Mahmutpaşa’daki Büyük Yeni Han yakınında inşa edilmiş Yüksek Han, Tarakçılar Sokağı ile Sandalyeciler Sokağı’nın ortasında bulunuyor. Bu iki sokağın birbirine bağlandığı noktadan hana bakıldığında, köşede küçük bir levha da göze çarpar. Besmeleden sonra, ikinci satırda: “Mâşâallâh lâ kuvvete illâ billâh.”

10- Yine Mahmutpaşa’da, Büyük Yıldız Han’ın dış duvarında epey eskimiş durumda bir “mâşâallâh” var. 1233 (1817) tarihinde, Muharrem ayında yapılmış.

11- Çemberlitaş tramvay durağından Vezir Han’a inen yolda, hemen sağdaki ince-beyaz binada 1287 (1870) tarihli, dairevî istiflenmiş “mâşâallâh.”

12- Bahçekapı’daki Mimar Vedat Sokağı, başınızı eğmeden yürümeniz durumunda iki ucu ayrı güzelliklere çıkan bir yoldur: Bir yanda Sultan I. Abdülhamid’in haziresi, bir yanda tarihî PTT binası. Ama burada başı eğmemekten öte, çatılara bakarak yürünürse bir güzellik daha görülecektir: Kendisi için yapılmış özel tahtında oturan bir “mâşâallâhu kâne” ve altında “mâşâallâh lâ kuvvete illâ billâh.” İlk satırın altında tamir tarihi belirtilmişse de bunu öğrenmek için binanın yakın geçmişine dair bilgilere ulaşmak gerekecek. Çünkü dört basamaklı tarihteki üçüncü rakam düşmüş: “13 6”

13- Uzun yıllardır restorasyon altında tutulan ve aslına bakarsanız restoresi pek de devam ediyormuş gibi durmayan Ragıp Paşa Kütüphanesi’nin girişinde, iskelelerin altında görünürlüğünü kaybetmiş ve maalesef ilgisiz bırakılmış bir “mâşâallâh” var. Şehrin yaşlı maşallah’larından biri bu: 235 yaşında. Fakat Koca Ragıp Paşa’nın kütüphanesinin hizmete alındığı yıl (1763) ile de arasında yaş farkı var. Maşallah, altındaki tarihe göre kütüphaneye biraz daha sonra, 1197/1782’de eklenmiş.

Hepten tufeylî yapılaşmalarla tüyü yolunmuş kaza çevrilen Ordu Caddesi üzerindeki bu tarihî kütüphanenin, sahibinin bize gösterdiği vefaya hürmeten bir an önce süslenip görücüye çıkması, hizmetini gururla sunmaya devam etmesi gerekiyor. Ragıp Paşa bu kütüphanenin vakfiyesine, görevlilere dolgun maaşın yanında her sene birer de kürk hediye edilmesini yazmış. Kütüphanenin yanına eklettiği sıbyan mektebinin masraflarını gidermek için de civarda on dükkân akarı varmış.

14- Zeyrek’teki Hacı Eyüpzade Şükrü Bey Çeşmesi’nde görülecek 1277/1860 tarihli “mâşâallâh” en az kendisi kadar civarındaki akantüs, madalyon ve kıvrım süslemeler, nihayet hat etrafındaki ince dallı çiçeklerle de göz alıp gönül çeliyor.

15- Semavi Eyice’nin DİA’daki camiyle ilgili maddesinde, mum külahlarının eşine az rastlanır unsurlardan olduğunu yazdığı Çemberlitaş’taki Atik Ali Paşa Camii’nde aslına bakarsanız mumların üzerindeki “mâşâallâh” yazıları da bir buçuk yüzyıla yaklaşan (1300/1882) ömürleri ile tarihî vasıftadırlar. Cinsinin ne olduğunu bilemediğim, alüminyum benzeri bir madde üzerine yaldız ile yazılmış maşallah’lar mihrabın iki yanındaki mumlarda bulunuyor.

16- Yanına inmek mümkün değil ve yolla bağlantısı kesilmiş olsa da uzaktan ziyaretin dahi zevkli olduğu, Eminönü’nden Unkapanı’na uzanan ana cadde üzerindeki Kapanî Hacı Hafız Ahmed Ağa Çeşmesi’ni ziyaret edelim. (Yapılışı: 1837) Kitabesinde “ilâ yevmi’l-kıyame nâmı ola yâd” diye zikredilen Ahmed Ağa için -sorumsuz idarecilerimiz yüzünden- çeşmesinden su içip rahmete vesile olamıyorsak da çeşmenin dört köşesindeki “mâşâallâh”ları görünce ağanın ruhu için Fatiha’ları yine esirgemeyelim.

17- Hekimoğlu Ali Paşa’nın Şehremini’de yaptırdığı camisinin dışında bir de sebil-çeşmesi bulunuyor. Sultan I. Mahmud ve Sultan III. Osman devirlerinde sadrazamlık makamında duran Ali Paşa, ardında hayırla yâd edileceği güzel eserler bırakarak dünyadan ayrılmış. Kendisiyle aynı adı taşıyan uzun caddesinin başında, yol kenarından göz kırpan sebilindeki talik hattın güzel numuneleri olan yazılar arasında bir de “mâşâallâh” var.

18- Ne yazık ki mezarına vefasızlık gösterdiğimiz (mezarına vefasızlık göstermek: kendisine ve eserlerine hiç göstermemek) bir âlim de Haydar mahallesinin Eminönü’ne açılmaya başladığı Salih Paşa Caddesi üzerindedir: Fatih Sultan Mehmed devrinde şehirde kendine burayı mesken tutan Hüsameddin Efendi, Amasya müftülüğü makamında da bulunan bir âlimmiş. 1647 senesinde onun mescidini tamir ettiren Sadrazam Salih Paşa’dan sonra mescit başka tamirler geçirmişse de sadrazamın adı ve Hüsameddin Efendi’nin künyesi (İbni Meddas) caminin bugünkü adına yadigâr kalmış. (Sudi Yenigün, Sur İçi Camileri)

Mescide ve köşesindeki çeşmeye h. 1246 (m. 1830) senesinde ise giriş kapısı yanında latif bir “mâşâallâhu kâne” eklenmiş.

19- Gülhane önünde, Zeynep Sultan Camii dışındaki sebil, Batı tarzının tesirini keskin biçimde hissettiren kıvrımları arasında, kitabesinin altında taşıdığı bu damla formundaki “mâşâallâh”ı buraya aslında uzaklardan getirmiş. Sultan I. Abdülhamid’in Bahçekapı’da inşa ettirdiği külliyenin bir parçası olan sebil, orada yapılacak inşaatlar sebebiyle şimdiki yerine taşınmış: Yerine yapılan IV. Vakıf Han, Mimar Kemaleddin’in eseri olduğuna göre geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğinden önce taşınmış olmalıdır.

Bu bölgedeki birçok eser gibi bu sebilin ve güzel maşallah’ının da bakıma ihtiyacı var.

20- Muhtemelen, bazı tablolarına bakarken ciddi nefes sıkıntısı ve dalıp gitme gibi ufak sorunlar yaşanan Çarşambalı Arif Bey’e ait olan Büyük Selimiye Camii’ndeki levhalardan biri de oval düzende “mâşâallâh lâ kuvvete illâ billâh” yazısıdır.

Caminin parçası olduğu devasa bir külliyeyi kendi cebinden yaptıran, Devlet-i Aliyye’nin hiç değilse çöküşünü geciktirecek kadar ferasetli, akıllı ve kapsamlı politikalarıyla ömrü boyunca çektiği ızdırabını sonunda canını da vermekle taçlandırarak milletine kanı pahasına hizmet eden Sultan III. Selim’in Üsküdar’da yaptırdığı camisi bundan başka birçok güzel yazıyı da saklıyor.

Bize hiç de layık olamadığımız bunca güzelliği bırakan atalarımızın edeple oturdukları şiltelerine ayak uzatmak hürmetsizliğini ne zaman bırakacağız?

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2020, 12:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüseyin Yaman Beykoz
Hüseyin Yaman Beykoz - 1 hafta Önce

Rabbim bu nadîde eserleri bizlere bırakan zâtı muhterwmlere rahmet eylesin.
Esat vazîdesini ifa etmiş.Bizler geride hangi eserleri bırakabileceğiz acaba diye kendime soruyorum !!!!
Bu kıymet değer çalışmanız içinde Rabbım sizlerden Razı olsun diye dua ediyorum

banner19

banner13

banner26