Gökhan Özcan, Vadi Yayınlarından çıkan Gözağrısı kitabında kendisine has üslubuyla yine içimize gelip geçiciliğin perdelediği hakikatin tohumlarını ekiyor. Dünyeviliğin sarmaladığı ebediliği, yapaylığın kuşattığı tabiiliği, gürültünün işgal ettiği sessizliği, kabuğun gizlediği özü hatırlatıyor. Kitaptan altı çizilesi cümleler:

Biliyorum yanlışlarım olmasa, doğrularım da olmazdı. Bunun için onları gözümün önünden ayırmıyorum.

Adalet hissini kaybeden bir kalbe hakikat nasıl anlatılabilir ki?

Her gurbetin içinde bir vuslat, her kavuşmanın içinde bir ayrılık gizli. Uzaklığın içinde büyüyen bir yakınlık, yakınlığın içinde çoğalan bir hasret gizli...

Eskiler doğrudan rahmet derlerdi yağmura. Şimdi meteoroloji bakıyor eskiden gönüllerin baktığı o işlere.

Çocukluk sadece tertemiz bir güzellikti, her şey bu kadar basit, bu kadar yalın, bu kadar kolay, bu kadar eğlenceli ve bu kadar oyundu.

Adalet, her insanın, diğer insanları kendisiyle eş tutmasındaydı, kulak asmadılar.
Başkalarına "kötülük" yapmayı göze alanlar, kendilerini diğer insanlardan daha "önemli" buldukları için yaptılar bunu.

Korkarım ki hepimiz, bir fırtınanın ardında bıraktığı yersiz yurtsuz kalıntılar, tedbiri elden bırakıp yanlış bahara açan zavallı tomurcuklarız.

Rengin içinde ışık, ışığın içinde bin bir renk gizli. Kadının içinde bir adam, adamın içinde bir çocuk, çocuğun içinde bütün bir insanlık gizli.

İnsanı insana, hayatları hayatlara, hikâyeleri hikâyelere, ayrıntıları ayrıntılara görünmez ipliklerle bağlayan ne çok şey var...

Kalbinizin kapılarını muhabbetin bütün ihtimallerine tek tek kapatırken, bir an gelir, kendi kazdığınız kör kuyuya düşersiniz birden!

Kelimeleri bihakkın koruyamazsak, anlamı eksiltiriz.
Sonradan aynı harfleri yan yana getirmeyi başarabilsek de, aynı kelimeyi söylemeyi bir daha başaramayız.

Korkarım ki hepimiz, şiirler kilit altına alınırken dışarıda unutulmuş hüzünlü dizeleriz, gökyüzüne baktıkça kendi içinin maviliklerine düşen iflah olmaz gezginleriz.

Niyet ettik benlik kırıp secdeye varmaya, secdede var olmaya, suya karışmaya, toprağa karışmaya, toprağa kavuşmaya…

Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok!
Ayrıldığımız hiçbir yeri boşaltmış olmuyoruz.
Hiçbir eksiklik hissedilmiyor terkedip gittiğimiz cümlelerde.

Kalp kaderdir!
Bunu anla, her köşesine dağıt ruhunun. Bunu büyüt nadide bir çiçeği dünyaya bağışlar gibi.

İnsan en çok kendinde kaybolur. Acıları sıradanlaşmış hayatlar için, gereğinden de uzundur zaman.

İnsanın arayarak bulabileceği tek bir gerçek var aslında; hayatın kaynağının kendisi olmadığı...
Bu şuur çekildi mi bir kere insanın dimağından her hayrın bir gidericisini, her şerrin bir gerekçesini türetebiliyor insan gafletinden.
En iyi bildiği köşelerinde bile kaybolup gidebiliyor hayatın.
Bilelim ki içinde zerre kadar gaflet bulunan hiçbir yolun sonu hayra ulaşamaz..

Bazen çağırınca yanımıza sadece sessizliklerin gelmesidir şehir, bazen saklanınca yerimizin kalabalıklarca dolduruluvermesi...

Editör Hakkında