Tanıdığım birkaç ahlaklı adamdan biriydi

Yazar ve fikir adamı merhum Nevzat Kösoğlu hakkında, vefatının ardından, dostu Mehmed Niyazi gazetedeki köşesinde bir yazı kaleme almıştı. O yazıyı alıntılıyoruz.

Tanıdığım birkaç ahlaklı adamdan biriydi

 

 

Nevzat Kösoğlu gibi yakından tanıdığım birinin ardından bir şeyler yazmak son derece zor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Nevzat İspir’den, ben de Akyazı’dan gelmiştik. İkimiz de Peyami Safa okuru idik.

Demokrat Parti darbeyle devrilmişti; üstad, bir filozof edasıyla makaleler yazıyor, bu darbenin gelecekte yeni darbelere sebep olmaması için kılı kırk yarıyordu. O zaman öğretim üyeleri, “Sulanmış kafa, Peyami Safa” diye öğrencileri kışkırtmıştı. Peyami Safa’nın oğlu Merve, askerlik vazifesi için bulunduğu Erzincan’da vefat etti; üstad canlı bir cenaze gibiydi, ikimiz de Peyami’nin çok yaşamayacağını tahmin ettik; bir yıl sonra da Hakk’a yürüdü. Örfi idare günleriydi, kimsenin söz hakkı yoktu, Nizamettin Nazif o karanlık sessizliği yırtarcasına; “Beni Peyami’nin mezarının başında konuşmaktan kimse men edemez!” diye bir nutuk çekti. Nevzat bana döndü: “Şükürler olsun ki bu topraklarda insanlık ölmedi.”

O sırada Milli Türk Talebe Birliği ve Milli Türk Talebe Federasyonu solcuların elindeydi. Milliyetçi talebeler buralara yaklaşamıyordu. Nevzat, aynı zamanda benim de etüt hocam olan Milli Türk Talebe Birliği’nde görevli bir arkadaşı tarafından Hukuk Fakültesi Derneği temsilcisi olarak birliğe tayin edildi. İzmir’de yapılan kongreye Nevzat’la birlikte gittik. Talebe teşekküllerinin ne olduğunu bilmiyorduk. Her partinin kendine göre talebe işleriyle ilgili bir teşkilatı vardı; tabii bizim kimsemiz yoktu. O kongrede fırsat bulup Nevzat’ı aday yapamadık ama talebe teşekküllerinin etkinliği ve fonksiyonu zihnimizde yer etti.

Bir sonraki dönemde Bursa’da Milli Türk Talebe Birliği’nin kongresi vardı. Bu kongrede Nevzat, dönemin Bursa valisinin engelleme çabalarına rağmen kongre başkanı oldu. Salabetle idare ettiği genel kurul sonrasında Milli Türk Talebe Birliği, ardından da Milli Türk Talebe Federasyonu bizim elimize geçti.

Kendisinden çok gelecek nesilleri düşünüyordu

Nevzat tam bir idealistti; o yıllarda solcular hariç, bir ya da iki yayınevi vardı. Bunlar da ağırlıklı olarak dini kitaplar neşrediyorlardı. Milli kültür hayatımızı canlandırmak ve bu konudaki boşluğu doldurmak adına Nevzat’la beraber bir yayınevi kurmaya karar verdik. Necip Fazıl’ın “Reis Bey” adlı eserini neşrederek girdiğimiz yayın dünyasına Nevzat; farklı kapak tasarımları ve oluşturduğu reklam broşürleriyle olduğu kadar, editörlüğünü yaptığı, Ötüken kitabelerinden günümüze kadar Türk edebiyatının en güzel verimlerinin derlendiği Büyük Türk Klasikleri, büyük emeklerle derlediği ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde tercüme ettirerek yayınladığı Türk Edebiyatı Antolojisi gibi altından kalkılması çok zor projelerle yeni bir soluk getirmiştir. Şurası bir gerçektir ki; Nevzat’ın sabrı, azmi ve disiplinli çalışması olmasaydı, birlikte kurulmasına önayak olduğumuz Ötüken Yayınevi teşekkül etmezdi.

Tabii Nevzat kendisinden çok gelecek nesilleri düşünüyordu. O sırada Ötüken Yayınevi’nin “Söğüt” adında bir tanıtım dergisi vardı. Nevzat orada çok güzel makaleler yazıyordu; hele bir yazısı vardı ki bugün bile hafızamdadır; ortak dostumuz Zaptiye Ahmet’in ölümü üzerine kaleme aldığı “Erken Giden Mektup”. Daha sonraları bu makaleleri derleyip kitap haline getirdi.

Nevzat’ın hayatı hiç kendisine ait olmadı; bir ayağı politikada diğer ayağı kültür hayatında idi. MHP’den Meclis’e girdi, enfes konuşmalar yaptı; Mamak’ta, idamla yargılandığı sıkıyönetim mahkemesinde aslanlar gibi kükredi. Çok objektif bir adamdı; milletimize hizmet eden kim varsa hesapsız kitapsız yanında durdu. “Bediüzzaman Said Nursi”, “Şehit Enver Paşa”, “Peyami Bey”, “Galip Erdem”, “Dündar Taşer” gibi şahsiyetlerin derinlikli analizleriyle okuyucuya yeni ufuklar açan biyografiler kaleme aldı. Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Milli Kültür ve Kimlik, Türk Olmak Ya da Olmamak gibi çok muhtevalı eserlerin de sahibi olan Nevzat Kösoğlu, Türk milliyetçiliğiyle ilgili ciddi araştırmalara imza attı.

Nevzat’la aramızdaki ilişki arkadaşlığın çok ötesindeydi. Hastalığı zuhur edince yanına gittim, geçmiş günleri beraber yâd ettik. Laftan lafa konuşurken bana dedi ki: ‘Mevlânâ, Yunus, Said Nursi Hazretleri’nin imanını tekellüm ediyorduk. Sonra baktık ki biz de imanlı olduk’. Ciddi bir rahatsızlığa düçar olduğu halde tevekkülü elden bırakmamıştı. Hayatta tanıdığım birkaç ahlaklı adamdan biriydi. Mekânın cennet olsun aziz kardeşim...

 

Mehmed Niyazi

 

Ali Osman Selanikli alıntıladı

Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2017, 10:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13