banner17

İcazetname itası merasim-i mahsusaya tabidir

İstanbul cami ve medreselerinde ders gören, medresede bir hücrede yaşayan talebenin meşakkatli hayatını tasvir eden ve icazetname verilmesi merasimini anlatan bir yazıyı Sebilürreşad dergisinden Taha Ceylan ç-alıntıladı.

İcazetname itası merasim-i mahsusaya tabidir

İstanbul camii ve medreselerinde ders gören, medresede bir hücrede yaşayan talebenin meşakkatli hayatını tasvir eden ve icazetname verilmesi merasimini anlatan bir yazı:

İcazetname ahzi [almak] talebelik hayatında müstesna bir ân-ı mesʻadettir [mutluluk anıdır]. İcazetname cemiyeti bir talebenin eyyam-ı hayatında görebileceği bütün cemiyetlerin, bütün mesud günlerin fevkinde bir tesiri füsünkâre [büyüleyici güce] maliktir. Çünkü o gün âlâm ve mihnetle geçen bir ömr-i medidin [uzun ömür] ruz-ı mükafatı, yevm-i azadıdır. Bu zamana erişebilmek için o zavallı talib-i ilim ne kadar mütaʻab [yorucu] hayata katlanmıştır.

Duş-ı sebatında bu gün on üç, on dört senelik hamule-i müşakk-ı rû-nümadır. Şimdi Fatih’in, muharrik seslerle temevvüç eden yüksek kubbeleri altında, asrın nur-ı irfan saçan fâzıl uleması huzurunda pür-samt u sükun bükülen başların sema-yı tahayyülünde medid bir ömrü güzeştenin bütün ânât ve safahatı canlanıyor, nazar-ı hayali önünden birer sinema süratiyle geçiyor.

Hep mihnetle, meşakkatle, mahrumiyetle geçen bir ömr-i perişan...

Derse başladığı çocukluk zamanları, henüz derse çıkan hocanın hararetli takrirleri, medresede bir hücreye sahip olabilmek için geçirdiği intizar [bekleyiş] devreleri, daha sonra derd-i maişetle dolaştığı memleketler, duçar olduğu istiskaller [aşağılama], ziyadan [ışık] mahrum ratib [nemli] kubbeler, taş yuvalar içinde pişirdiği yemekler, Adalı’nın “Fe’l-yeteemmel”indeki [düşün] vech-i teemmülü bulmak için geçirdiği geceler, mantığın bitmez, tükenmez kaziyyelerine [önerme], kıyaslarına sarfettiği ömürler, iğne ile kuyu kazarcasına istihsal edebildiği katreler, sökebildiği kalʻalar, sonra Tenbihü’l-gafilin’den istihraca, vaaza çıkmaya başladığı zamanlar, zaman zaman kömürsüz kaldığı peynir ekmekle geçirmeye mahkum olduğu geceler, karlı buzlı günlerde derste soğuk hasırlar üstünde diz çürüttüğü zamanlar... Hasılı hep mihnetle, meşakkatle, mahrumiyetle geçen bir ömr-i perişan...

Fakat bunlar zaruridir. Böyle sıkıntılar çekilmeden tahsil-i ilim mümkün olur mu? Şimdi karşıda yüksek minderlerde kurulup oturan, her biri birer mevki, birer mesned sahibi olan üstadlar hep bu sıkıntıları, bu mihnetleri geçirmediler mi? Madem ki bu fedakarlıklar hep din uğrundadır, o halde ne beis var?...

Vakıa henüz layıkıyla hizmet edebilecek bir halde değildirler. Fakat hocaları da icazet alır almaz allâme olmadıydı ya. Elbet onlar da derse çıkacak, teallüm ettiği [öğrendiği] ilimleri talebelerine talim edecek, o sırada onlar da birer âmil-i kâmil olacaklardır...

Bir mektepli ile bir talebe arasındaki fark

Zavallı talebe kendini tesliye [avutmak] için fikrini, zihnini ne sabur, ne kanaatkar mecralara sevkediyor. Külfet nisbetinde nimete nail olamayan bu fedakar gençler bu derece ihmal edilmese, mekteplilere ibzal olunan [harcanan] milyonlarca lütuf ve âtıfetlerin [cömertlik] cüzî bir kısmı da bunlardan diriğ olunmasa [uzak tutulmasa] elbet bu çalışkan, bu gayyur [çok gayretli], fî sebillah vakf-ı hayat eden bu fedakar ordunun techizatı, teslihatı başka türlü olur... Bir mektepli diploma alırken tayin olunacağı memuriyeti düşünüyor, bir talebe ise icazetname alırken dine ne suretle hizmet edebileceğini tasavvur ediyor, arada ne kadar fark var!.. Bunların takdir olunduğu zaman din için ne mesut gündür!...

İcazetname itası [verilmesi] merasim-i mahsusaya tabidir

İcazetname itası [verilmesi] merasim-i mahsusaya tabidir. Evvelce bu merasim mutantan bir surette icra olunurken üç dört seneden beri her nedense terkolunmuş idi. Bu sene yine ihya olundu.

İcazet itası merasimi talebe-i ulûmun dersleri kesilmek üzere bulunduğu Cemâziyelahirde icra olunur. İcazet verileceği gün, Dârulhilafe’nin bütün talebelik âleminde bir yevm-i mahsus [özel gün] teşkil eder. O gün her talebe sarığını düzeltir, temiz cübbesini giyer, daha erkenden merasimin icra olunacağı camiye gelir. Miad-ı muayyeni hulûl edince meduvvîn-i kiram [davetliler] da birer ikişer teşrife başlarlar. Teşrifatçılar tarafından oturacakları yerler gösterilir. Dârulhilafe’nin en büyük uleması, en benâm fuzelası o gün meduvvdür [davetlidir]. Camiin ortasında birer arşın yüksekliğindeki ders şilteleri, sedefli müzeyyen rahlelerle bir daire teşkil edilir.

Şiltelerin üzerine nefis seccadeler örtülür. Altmış yetmiş kadar ulema-yı kirâm şiltelere [minder], diğer müderrisler de bunların etrafına otururlar. Talebe-i ulûm ise rahleler önüne serpilirler. Dairenin tam ortasında top kandilin altında icazet alacak talebe efendiler binişlere [geniş cübbe] büründükleri halde sıralanırlar. Aralarında yine biniş giymiş üç dört teşrifatçı talebe merasim nihayetine kadar ayaküstü dururlar. İcazet verecek hoca efendi sıra ile dizilen şiltelerin ortasında oturur. Eğer onun da hocası hayatta ise sağ tarafına geçirir. Hoca efendinin önünde müzeyyen rahle üzerinde yaldızlı kaplı icazetnameler durur.

Evvela güzel sesli hafızlar, kurra efendiler aşırlar okumaya başlarlar. Merasimin en latif, en ruhani zamanı bu an'dır. Aşırlar bitince köşede ayrıca hazırlanan yüksek bir şilte üzerinde oturan hoca efendi lâ ale’t-tayin [belirli olmayan] talebe efendilerden birinin iczetnamesini yüksek sesle okur.

İcazetnamede ilmin, tahsil-i ilmin mehasini, badehu Hazreti Fahri Kâinat (sav) Efendimize kadar üstad-ı kirâm hazerâtının silsilesi münderictir [yer alır]. İcazetname kıraati yarım saat kadar devam eder. Müteakiben karşısındaki hoca efendi uzun bir dua eder. Badehû talebeler, teşrifatçılar delâletiyle birer birer evvelâ hocasının hocasının elini, saniyen asıl hocasının elini öper, icazetnamesini alır, cebine koyar. Badehû sıra ile şiltelerde oturan bütün ulema-yı kiramın ellerini öperler, sonra yine sıra ile yerlerine otururlar. Merasim-i takbil [el öpme] hitam bulduktan sonra mücaz efendiler ayağa kalkarlar, iki sıra teşkil ederler, hocaları ve diğer ulema-yı kirâm aralarından selam vererek geçer giderler. Bu suretle merasim miskiyü’l-hitâm olur.

Bu sene yirmi kadar icazet cemiyeti icra olunmuştur. Bilhassa Meclisi Mesalih-i Talebe azasından faziletli Bayındırlı Muhammed Şükrü Efendi, Sirozî faziletli Hacı Ahmed Efendi ve Amasya mebusu fazıl-ı muhterem Fadıl Arif Efendi hazeratının icazetname itası cemiyetleri pek parlak olmuştur.



8 Mayıs 1330/21 Mayıs 1914 tarihli Sebilü’r-Reşad [Sırat-ı Müstakim] dergisinden (c. XII, sy. 297, s. 207-208) lugatçesiyle hazırlayan Taha Ceylan eğitim tarihine ışık tuttu

Güncelleme Tarihi: 06 Ekim 2015, 14:36
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20