"Yolun yolunu bulmada eğri yolları da bilmek gerekir"
"Yolun yolunu bulmada eğri yolları da bilmek gerekir"
İçeriği Görüntüle

'NECİP FAZIL ÇOK SEVDİĞİMİZ AZ OKUDUĞUMUZ ÜSTAD HALİNE GETİRİLDİ' 

   

Yeni Dünya Dergisi Mayıs sayısında Necip Fazıl sayısı hazırladı. Sizi bu sayıyı hazırlamaya teşvik eden temel sebep ne oldu?

Tıpkı insanlar gibi toplumların da ruhunun ve nefsinin önünde yürüyen önder ve önder taslakları vardır. Nefislerin önünde yürüyenler kanaat, ruhların önünde yürüyenler ise icraat önderleridir. Hakiki Önderler, milletlerin ortak hafızasını temsil ederek geçmişi şimdiye taşımak, dolayısıyla kahramanlık ruhunu diri tutmakla vazifelidirler. Onlar, kendilerini ve cemiyetlerini aşarak mutlak üstün ve aşkın olanda yeniden var oldukları için toplumlarını da, önce nefislerini, sonra zamanı ve mekânı aşmaya davet ederler. Onlar, “içinden çıktıkları toplumun özlem ve tutkularını dile getirirler.”

 

Yeni Dünya Dergisi, hakikatin tarafında olmayanın “tarafsız” unvanıyla tebcil edildiği bir dünyada Hz. İbrahim'in ateşine su taşıyarak safını belli eden asil karınca gibi, gözünü hedefinden ayırmayarak icraat önderlerinin asil ve muhteşem hayat mücadelelerini derin hassasiyetli okuyucusuyla paylaşma derdinde. Bu sebeple mayıs sayımızda dergimizin ve yüreğimizin sayfalarını,

 

“Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;

Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan...” 

 

Diyerek hayat mücadelesini özetleyen, yaşayarak yazan ve yazdığını yaşayan som bir şaire, hâlis bir yüreğe, Necip Fazıl Kısakürek'e ayırdık. Zira çok sevilen az okunan bir “üstad” oluşturulması tehlikesine karşı onun daha çok okunmasına yönelik vurgu yapmak istedik. Zira milletimizin geneline sorduğumuzda en sevdiği şair yazar olarak Necip Fazıl'ı söyler ama üstadın kitaplarını eline almamış kahir ekseriyet var bu kitlenin içinde. 
 

Necip Fazıl'ın edebiyatımız ve fikir dünyamız için öneminden bahseder misiniz? 

Necip Fazıl, öncelikle, heybetli, gür sesli ve en mühimi öyle veya böyle sesini cümle hâziruna dinleten bir insan. Edebiyat ise, insanlığa söyleyecek sözü bulunan ve sesini geniş kitlelere duyurmak kaygısında olan sözcü-insanlar için verimli bir zemin! Hele edebiyatın “şiir” tarafına dokunanların sesi,  daha bir “dokunaklı” oluyor. Nesirden kaçabilirsiniz, fakat şiirin hakikisinden kaçmak zordur. Sizi tatlı diliyle cezp eder ve kendisine bağlar. Hakikaten Rabbani ilham ile konuşmalarına izin verilmiş “evliya-i izamı şuara-yı benâm” olan bir irfan neslinin evlatlarıyız elhamdülillah. Bir Hz. Fuzuli'ye bakın! Haza veli ve haza şairdir! “Şiir, vahyin altında durur” derler. Bu, kendini kıyamete kadar doğrulamaya devam edecek bir sözdür. Şiir alanından gidecek olursak Üstad için, Mehmet Âkif ve Sezai Karakoç ile birlikte özerk bir üniversite diyebiliriz. Onun külliyatını özümseyerek, hazmederek okuyan bir genç, hayatın anlamını, kendisinin bu hayat ummanı içindeki yerini ve hayatına nasıl yön vereceğini rahatlıkla bulabilir. Kendisiyle, insanlarla ve Rabbiyle arasını düzeltmeyi öğrenebilir. Zaten tahsilin asıl mânâsı da bu değil mi? “Okudum yazdım deme –Çok taat kıldım deme – Eğer Hakk'ı bilmezsen – Ha bir kuru emektir” 

 

Necip Fazıl, kendi nesline Müslüman insanın bir davası olması gerektirdiğini hatırlattı ve mücadele yollarını gösterdi. Tarihini sahte kahramanlardan temizlemek için hakikaten yılmaz bir mücadele örneği verdi. Hakk'ın davasına talip olmak, bedel ödemek ister. Bedeli ödenmiş bir hayattan süzülenleri yazdı. Bunun için de sözü, kulağı olanları diriltecek bir özelliğe sahipti. O, gençlerin muallimidir bilhassa.  “Bir dünya inkılâp bekliyor” kitabı “Aziz gençlik!” diye başlar. Gençliğe hakki hitabeyi de o yazmıştır. Edebiyatımıza bir ruh takviyesi düşünce dünyamıza ise hareket getirmiştir. Kendi ifadesiyle o sadece söz değil,  “aksiyon” adamıdır. Mesela dünyanın beklediği inkılap için iç içe üç daire çizmiştir: İslam âlemi, Asıl Türkiye ve Merkez Türkiye.. Tıpkı, Allâh'ın bütün kainatı insan için, insanı da kendisi için yaratması gibi iç içe dairevi bir hikmet arayışı. Bu çok önemli bir projedir. “Allâh'a doğru yol alma”yı anlatır. “İnnâ ileyhi râciûn” sırrının açılımıdır.  

 

Necip Fazıl'ın tasavvufi yönü pek konuşulmuyor. Onun zirveye yerleşmesinde Abdulhakim Hazretleri'nin etkisi nedir? 

 “Arz-ı vâsi ister isen Kâmilin gir kabzına - Arş u kürsîden geniştir bir velînin ayası” buyuruyor Niyazi-i Mısrî Hazretleri. İnsanın, kendi nefsini ilah edinmekten kurtulup Rabbına kul olmayı öğrenmesi önce, yine kendisi gibi bir “beşer”in kendinden üstün ve kâmil olduğunu kabûl etmesiyle başlıyor. Bir kâmil nefesin üfleyip nefsimizdeki geçici alaka bendlerini yıkması gerekiyor. Kendisiyle meşguliyetten Hak için halkla meşguliyete geçmesi gerekiyor. 

 

“Okum sadakta, elde kemendim- şimdi sen oldun, âlem efendim”

 

Arvasi Hazretlerinin feyz-i nazarından sonra, dünyayı mürşidinin gözlerinden görmeyi öğrenerek derin bir ferasete kavuşuyor. Ve bir “okul” , “bela râhında muayyen bir menzil” lerden biri oluyor Üstad. Bu, kömürün elmasa dönüşmesi gibi bütün insanlık için yegâne kurtuluş ve olgunluk reçetesi. Eskiden ahî teşkilatları varmış. Kassâb kassâbın attâr attârın, debbâğ debbâğın rahle-i tedrisinde yetişirmiş. Usta-çırak eğitimi tarihe karıştığından beri kâmil insana da ehil şaire de sıkça rastlanamıyor. Hani “Bu Niyazi'den de Mevlâ görünür” dedirtecek, görünce Allâh'ın hatırlandığı insanı bulmak ve aradığın insan olmak. Dolayısıyla yaratılış gayemizi tamamlamak. Necip Fazıl, bu noktada örnek bir şahsiyet. Öncesi ve sonrasıyla tarihe ismini yazdırmak isteyen ideal sahibi insana nümune-i imtisal…  

 

Necip Fazıl'ın eserlerinde gelenekle kurduğu irtibat hakkında neler söylemek istersiniz?

Gelenek, bedende can gibi bir şey. Onunla irtibatı olmayan insan, ruhuyla bağlantısı kesilmiş “ebter” bir hâle geliyor. Necip Fazıl, “can damarı”nı bulmuş talihli öncü bir insan. O suya kendi gayretiyle ulaşamayacak olanlar için bir hayat kaynağı konumunda eserleri. Nasıl kaplıcalara şifalı sulara gidiyoruz, sıhhat bulmak için; Üstadın eserleri de manevi bünyemizin sıhhati için daimi bir istifade kaynağı. Bizler, “Çok ağlayıp az gülünmesini emri buyuran bir peygamberin “hüzünlü” ümmetiyiz. Necip Fazıl, bize “anlamanın ağlamak olduğunu” hatırlattı yeniden.

 

Son olarak Necip Fazıl'ın şiir dünyası hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz? 

 

Necip Fazıl'ın şiiri de hayatı gibi fırtınalı, yüksek bir kayanın üzerine çıkıp elini perde yaparak haykıran bir ses duyuyorsunuz satırların altında. Bunun için de bütün yalçın kayalardan bir aks-i seda duymayı başarıyor. Derdi olan, davası olan insanın şiiri, her okunuşunda başka bir şey söyler ve ruhumuza yön gösterir.  

 

“Yaram var, havanlar dövemez merhem

Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem

Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem 

Yollar ki Allah'a çıkar, bendedir”

 

Ruhunun önünde Peygamberini, ruh önderlerini rehber etmeden bu sözler söylenemez. Söylense de tesiri olmaz.  

 

“Eyvah eyvah Sakarya sana mı düştü bu yük

Bu dava hor bu dava öksüz bu dava büyük” 

 

“Dağların, taşların kabul etmediği emanet”i yüklenmiştir insan. Bu mesuliyeti idrâkin şiiridir Necip Fazıl'ın şiiri. “Hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekme” düsturunun, Mutlak Kumandan karşısında “esas duruş”a geçişin resmidir.

 

Şeyh Sadi'nin ifadesiyle insan “bir damla kan, bin dürlü gam”dan ibaret. Yani sekeratta solan” aciz varlık ile halifetullah olma arasında gidiş gelişin hikâyesinin bir özeti Üstad'ın şiiri. 

 

“Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur”. Mesele, bu cümleyi “ölmeden evvel” ölerek, geçici olandan kurtularak, kalıcı olana tutunarak söyleyebilmek! “Ötelerin ötesindeki aslımıza kavuşmak. “sümme verâü'l-verâ..” “Ötelelerin kokusunu duyabilmek” ve kokumuzu “ötelerin kokusu'na benzetebilmek! Göklerin “ruh” dolu olduğunu anlattı Necip Fazıl şiir vadisinde.  Allah ondan razı olsun!

 

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim

Ben teşekkür ederim…

Mustafa Demirci konuştu!