TYB’den Türkiye Kültür Ve Sanat Yıllığı 2020

O kadar yoğun gündemler yaşıyoruz ki hafızalarımızın tazelenmesine çok sık ihtiyaç duyuyoruz. Bırakın birkaç yıl öncesini kısa süreli geçmiş zamanlar bile çok çabuk buhar olup uçuyor hayatımızdan. Bir de bugünlerde yaşadığımız ruhsal yoğunluğu düşünecek olursak, yitip giden güzelliklerin farkına varamamamız çok da yadırganmamalı. Tüm dünya büyük bir cenderenin içinde, yaşam mücadelesi veriyor.

Tam da bugünlerde Türkiye Yazarlar Birliği’nin yıllığı Ahmet Fatih Gökdağ’ın editörlüğünde çıkageldi. Gökdağ’ın Sunuş yazısından:

“Dijital dünyanın görünür kolaylıklar sağlamasıyla basılı yayınların önemini kaybedeceği, bu tür hazırlıkların “gereksiz” olduğu/olacağı şeklindeki değerlendirmeler tam karşılık bulmadı. Dağıtım zorluğu bulunan gazeteler dışında geri adım atılmadı. e-kitaplar da beklenen ilgiyi görmedi aksine traj düşüklüğüne rağmen kitap basımı çeşitlenerek çoğalmasını sürdürdü. Bu arada dijital dünyaya da pek güvenilmeyeceği ortaya çıktı. Bununla birlikte bazı belgelere hatta pek çok kıymetli eserin PDF’sine ulaşım kolaylığı görüldü. Sosyal medyadaki paylaşımlar bu imkânları büyük ölçüde destekledi. Ancak telif haklarının takibi, arama motorlarının inisiyatifindeki sitelere/liklere bir müddet sonra ulaşılamaması/kapanması, kayıt altındaki dijital bilgilerin zaman içinde kayboluyor olması basılı kitabın değerinin tükenmeyeceğinin işareti olarak görülmelidir.”

Her başlıkta ayrı bir dünya var

2019 yılının kültür, sanat, fikir dünyasının gelişmelerini, ortaya konan çalışmalarını bizlerle buluşturdu yıllık. Başlıklar şu şekilde sıralanıyor;  

-Ekonomi, Toplum ve Siyasi Hayat,
-İslâm Dünyası
-Dini Hayatımız
-Kültür Hayatımız
-Şiir
-Hikâye
-Roman
-Dil
-Deneme
-Eleştiri
-Mûsiki
-Sinema
-Basın
-Dergiler
-Çocuk Edebiyatı
-Yayıncılık
-Nesillerin Mirası
-TYB'nin 40. Yıl Yayınları
-Olaylar ve İnsanlar

Bu başlıkların hazırlanmasında yazıları ile katkıda bulunan isimler şu şekilde sıralanıyor;

Mustafa Acar, Yunus Şahbaz, Ahmet Varol’, Maksut Yiğitbaş, Vejdi Bilgin, Ali K. Metin, Necip Tosun, Fatıma Ertürk, Necmettin Türinay, Erhan Genç, İbrahim Demirci, Asım Öz, İbrahim Eryiğit, Mehmet Kahraman, Yunus Emre Altuntaş, Mustafa Uçurum, Münir Tireli, Gülcan Tezcan, Tacettin Ural, İbrahim Ulvi Yavuz, Saim Sakaoğlu, M. Ali Köseoğlu, Oğuzhan Yılmaz, Yasin Mahmut Yakar, Hüseyin Akın, İdris Ekinci ve  Mahmut Erdemir.

Yapılan çalışmalar, etkinlikler, yeni projeler, yıl içinde ses getiren haberler, yeni çıkan kitaplar, ödüller, konuya hakim yazarlar tarafından ayrıntılı olarak ele alınmış.

Yıllıktan paylaşımlar yapacağım. Devamı TYB 2020 Yıllığı’nda.

Mescid-i Aksa'da Rahmet Kapısı Namazgâhı mücadelesi

“Mescidi Aksa'da, doğu duvarına bitişik olan ve iç kısma doğru açılan Rahmet Kapısı İsrail tarafından 2003'ten beri kapalı tutuluyordu. Dolayısıyla buranın açıldığı namazgâhın yani mescidin de kullanılmasına müsaade edilmiyordu. İşgal güçleri 17 Şubat'ta bu kapıya doğru inen merdivenin başındaki kapıyı da zincirlerle ve kilitlerle kapattılar. Onların bu uygulaması Müslümanların tepkisine neden oldu ve merdivenin başındaki kapıya vurulan zincirleri ve kilitleri kırdılar. Ardından Rahmet Kapısı'nı da açarak 16 yıl aradan sonra Rahmet Kapısı Namazgâhı'nda namaz kıldılar. Müslümanların bu hareketi işgal güçlerini rahatsız etti. Çünkü işgal güçlerinin asıl amacı bu namazgâha tamamen el koymak ve burayı Yahudilere tahsis etmekti. Böylece aynı zamanda El-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nde yaptıkları gibi Mescidi Aksa'ya da ilk çengeli atmayı planlıyorlardı. Ancak Müslümanlar buna fırsat vermemek için büyük bir mücadele yürüttüler.” Ahmet Varol

“Camilerdeki Oturaklar Konusunda Düzenleme Aralık ayının başında Diyanet İşleri Başkanlığı camilerdeki oturaklara yönelik olarak bütün müftülüklere resmi bir yazı gönderdi. Yazıda camilerde yaşlı ve hastaların kullandığı sabit oturakların kaldırılması isteniyordu. Hakikaten son yıllarda camilerdeki oturak sayılarında gözle görülür bir artış olmuştu. Yaşlılık veya hastalık gibi özürleri olanlar halıya oturabildikleri halde daha kolay olduğu için oturakları tercih ediyor, üstelik cemaatle aynı saf içerisinde yer almak yerine –oturaklarını taşımak istemediklerinden dolayı- çoğunlukla en arkada, müezzin mahfilinin yanında ayrı bir saf oluşturuyorlardı. Kamuoyunda camilerin gittikçe kiliselere döndüğü şeklinde şikâyetler de duyulmaya başlanmıştı. Resmi yazıya göre oturarak namaz kılabilenler hiçbir şekilde oturak kullanmayacaklar, oturma imkânı olmayanlar ise katlanabilir tabureleri ile normal saf içinde namaz kılacaklardı.24 Yeni uygulama çok yeni olduğu için cami cemaatinde ne ölçüde karşılık bulduğuna dair veriler henüz elde edilemedi.” Prof. Dr. Vejdi Bilgin

Şairin Aynası

“Şair olan Mustafa Uçurum, Şairin Aynası adlı eseriyle TYB’nin deneme dalında ödülünü aldı. Şiir ve şair çevresinde şair olmayanların konuşması ile şairlerin söyledikleri arasında bir hayli fark vardır. Başta şiir hakkında söyledikleri olmak üzere şairce üsluplarını her türden yazılarına sirayet ettiren bu kelime ustaları muhataplarında okuma zevki uyandırırlar. Mustafa Uçurum, Anadolu’da gözden ve gündemden uzakta şiirle içli dışlı yaşayarak işine, edebiyata bakmakta, Şairin Ayna’sı bizde böyle bir kanı uyandırmaktadır. Behçet Necatigil kendisine getirilen dedikodulara verdiği en güzel karşılık daima: “Biz kendi işimize bakalım!”biçiminde olmuştur. Belli ki Uçurum da kendi köşesinde, metropollerin yalancı dünyasından uzakta,işine bakmakta. Şairin Aynası’nda çok nitelikli yazılar var, onlardan biri ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’dır. Ece Ayhan’ın bu şiirinden hareketle şairliği üzerine içerik bakımından oylumlu bu kısa yazıda Uçurum, Ayhan’ın şiiri üzerine en nitelikli denemelerinden birisini yazmıştır. Öyle ki kitaptaki bu türden yazıların, denemenin sınırlarını aşarak birer küçük makaleye dönüştükleri de söylenebilir.” Dr. Öğr. Üyesi Maksut Yiğitbaş

Reis Bey

Necip Fazıl Kısakürek’in kaleme aldığı bu tiyatro oyununun konusu ve mesajı bakımından geçerliliğini hiç yitirmemiştir. Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Reis Bey, 02.10.2018 tarihinden itibaren gösterime devam etmektedir. Adalet, vicdan, merhamet duygularının sorgulandığı; konusu 1950'lerde geçen oyunda yaşamını bir otel odasında sürdüren Reis Bey kurallarla yaşayan, katı yürekli, acımasız bir ağır ceza reisidir. Annesini öldürmekle suçlanan masum bir genci idama mahkûm eder. Genç adam 'Ben yapmadım' diye çırpınsa da idamdan kurtulamaz. Sonrasında ise asıl katil ortaya çıkar. Bu olay üzerine istifa eden Reis Bey hayatını merhamet ve gözyaşı ile sürdürür, bambaşka bir insan olur. Devlet Tiyatroları’nın bu edebi, psikolojik ve sosyolojik bakımdan değerli olan bu oyunu sahnelemek için tiyatro severleri elli sene bekletmesi üzüntü verici. Dr. Öğr. Üyesi Maksut Yiğitbaş

İki Yüzlü Zar, Mustafa Köz (1959)/ ve Yayınevi

Köz’ün şiiri bugüne ait değil. Kullandığı dil de duyarlık dünyası da 60’lı 70’li yıllardan bu tarafa geçememiş durumda. Bunda kırsal dünyaya ait bir şiir olmanın payı olabilir. Ancak asıl problem bu değil. Kırsalın şiiri bugün de yazılabilir, yazmak gerekir de hatta. Bugün şiirde bunun eksikliğini duyduğumuzu söyleyebiliriz. Mesela Süleyman Çobanoğlu’nun, İbrahim Tenekeci’nin şiirlerinde kırsaldan esintileri fazlaca görürüz. Ama şiirler günümüze aittir, bize gördüğümüz ve yaşadığımız dünyayı hissettiren şiirlerdir. Oysa Köz’ün şiirinde klişe duyarlıklara ve söyleyiş biçimlerine yaslanmaktan kaynaklanan bir sıradanlık var. Etki ve imaj gücü yok. “Ah ne kötü seslerin iskeletinin olmaması ölüyor onlar da biz ölünce ne dua ne tören ne çürüme sesler ki gölgeleri düşüncelerin”. Ali K. Metin

Abdullah Harmancı / Behçet Bey Neden Gülümsedi? / İz Yayıncılık

“Abdullah Harmancı bir yüzleşme öyküsü yazar. Öykülerde, hayatı istediği gibi kurgulayamamış, oradan bir çıkış üretememiş insanların geçmişe bakıp bugünü değerlendirmesi hikâye edilir. Ne yapsa da hayatı anlamlı kılsa sorusu kahramanların zihnini meşgul eder. Ağırlıklı olarak, dramatik ögelerle ilgilenir. Ne var ki küçük ironik durumlar da öykülerin içine serpiştirilir. Kitabın ilk öyküsü “Yüreğime Üç Çivi” sadece kitabın değil geçen yıl yayınlanan öykülerin en iyilerinden biriydi. Öykü, anlatıcının yaşadığı üç acıyı etkili bir üslupla gündeme getirir. Zabıtalara “Benim de çocuklarım var!” diyen işportacının yaşadığı drama tanıklık, anılarla yüklü evin yıkılışına tanıklık, yaşamak isteyen annenin ölümünü bilen oğulun yaşadığı tanıklık… Sıkı örgü, dil başarısı, ritim ve atmosfer yaratma öyküde ustalıkla kullanılır. “Kalender” öyküsünde ise bir otobüs yolculuğunda, muavinin yoksulluğuna tanıklık eden anlatıcının yaşadığı büyük üzüntü hikâye edilir. “Yol Arkadaşı” öyküsünde, hiç aklından geçirmediği hâlde nasip olunca insanın nasıl kutsal topraklara yolculuk yapacağı anlatılır. “Çağrı”da ölüm olgusunun insandaki karşılığını irdeler. “Fenomen”de, aynaya/kendine âşık olan bir felsefe profesörünün çıldırışı konu edilir. “Emekli Öğretmen Suphi Durup Dururken Elini Masaya Neden Vurdu?” öyküsünde, “hayat üstüme olmuyor” diyen kahramanın yalnızlığı hikâye edilir. “Güvercin Kanadı” öyküsünde edebiyat dünyasındaki çekişmeleri gündeme getirir. “Desidero” daha çok akıp giden bir hayat yorumudur. Behçet Bey Neden Gülümsedi tartışmasız yılın en iyi kitaplarındandı.” Necip Tosun

Serçelerin Ölümü

Kadir Daniş’in adını ilk defa Muhayyel Dergisinde yayımlanan “Akrep Ölümleri” adlı öyküsüyle duymuştum. Öyküyü ilk okuduğumda vurulduğumu ve hiç mutadım olmadığı halde aynı ay içerisinde birkaç kere daha okuduğumu hatırlıyorum. İçten içe biraz da kıskanmıştım sanırım, bu kadar iyi bir öyküyü nasıl yazabilir diye. O günlerde Kadir Daniş’i dergilerde henüz boy gösteren bir isim olarak algılamıştım fakat üslubunun ve kelime seçiminin yeniyetme bir öykücüden çok daha fazlasını hissettirdiği kesindi. Meğer Kadir Daniş, iki roman ve üç çeviri sahibi bir yazarmış. Her ne kadar ben onu öykücü olarak tanıdımsa da –ki bu benim eksikliğim- o, çok geçmeden yeni bir romanla okurunun karşısına çıktı: Serçelerin Ölümü. Serçelerin Ölümü, geçtiğimiz mart ayında raflardaki yerini aldı. Kitabı okurken aynı Akrep Ölümleri öyküsünü okurken ki gibi etkilenmiş, metnin büyüsüne kapılmış ve bir zaman sonra bitmesin diye okumamı yavaşlatmıştım. Çünkü Kadir Daniş anlatmayı seviyordu, ben de dinlemeyi seviyordum. Hem yazar hem ben ise işin, ne anlattığından çok nasıl anlattığı ile ilgiliydik sanıyorum. Erhan Genç

Mühim Bir Mes’ele

Osmanlıca dergisi, sahifelerinin çoğunu iktibaslara ayırmış. Belâgat-i Osmaniye’den yahud arşivlerden aldığı metinleri aynen iktibas ederken, meselâ Latin hurufatıyla basılmış İslâm Ansiklopedisinden aldığı metinleri, Arap elifbasıyla yazma işini dergi çalışanları ifa ediyorlar. Belki bu işe farklı kişiler de müdahil oluyor. Beni bu kanaate, yani metinlere farklı kişilerin müdahale etmiş olabileceği kanaatine sevk eden hususu hemen arz edeyim: Derginin 12- 15. sahifelerini dolduran “Ahlâk-ı Alâî Kitabı” başlıklı yazının üstüne mezkûr kitabın sûreti olsun diye konmuş resmin üzerinde eserin müellifi “Kınaluzâde Ali Efendi” şeklinde yazılmış iken, asıl metnin içinde “Kınalızade” imlâsı tercih edilmiştir. Bu “Kınalu/Kınalı” farkı, başka ve daha mühim bir mes’eleyi tezekkür ve tefekkür etmeme vesile oldu. Efendim, bilenler bilir, 1928 Kasım ayından evvel memleketimizde tab’ olunan eserlerin çoğunda bugün “kapı, altın” dediğimiz iki kelime “kapu, altun” şeklinde yazılır idi. Hâl böyle olunca muhtemelen okuyucuların çoğu, “kapu” kelimesini “kapı” şeklinde telâffuz etmekte beis görmez idi. İmlâ ile telaffuz arasındaki bu kadarcık farkı pek de mühim bulmayabilirsiniz, lâkin, meselâ “ahşam” yazılan kelimenin “akşam”, “bağçe” yazılan kelimenin “bahçe”, “yigirmi” yazılan kelimenin “yirmi” okunması, hele “tezgâh” şeklinde söylenen kelimenin “destgâh” şeklinde yazılıyor olması, çeşitli münakaşalara zemin teşkîl eden bir vâkıa idi. İbrahim Demirci

Okumanın Halleri

Canan Olpak Koç “Okumanın Hâlleri” isimli kitabı 2019 yılının seçkin deneme kitapları arasında yer aldı. Kapağındaki halden hale girmiş tabiat resmi çok şeyler anlatıyor. Canan Olpak doktorasını tamamlamış bir akademisyen, çeşitli dergilerde modern dönem edebiyatı üzerine yazılar yazmış. “Okumanın Halleri” kitabı böyle bir çalışkanlık ve de birikimin ürünü. Okumayan yetişkinlere okumanın inceliklerini tane tane anlatan bir üslubu var Canan Olpak’ın. Dört bölümden oluşuyor kitap: Sözü Okumak, Zamanı Okumak, Kalemi Okumak ve Nesneleri okumak. En büyük yararını da söylemeden geçmiyor okumanın: “Ölümün elinden bir şey kurtarabilmektir”. Kitap boyunca okuduğu kitaplar ve yazarlar refakat ediyor yazara. Şu cümleye dikkat: “Yazmak, söylediği yalana inandırmayı becerebilmektir.” Kendi ifadesiyle hayata sözle dâhil olmanın yollarını gösteriyor. Zira hayat adı verilen sokağa sözcükler, kâğıtlar ve kalemler olmadan çıkmak tehlike arz edebilir. Dünya sandığımız kadar tekin bir yer değil. Nurettin Topçu’nun tebcil ettiği ve adına ıstırap dediği şeye Canan Olpak Koç “sıkılmak” diyor. “İyi Sıkıntılar Lazım Bize” derken insan olarak yolumuzu kitaplara düşüren meselemize atıf yapıyor. Okunmuş satırlar sandığından dilediğini çıkarıp okuyabilir meraklı okuyucu. Kitabı okuyup bitirdikten sonra varacağımız sonuçlardan biri şu: Biz insanlar, hepimiz altı çizili satırlardan başka bir şey değiliz şu varlıklar âleminde. Hüseyin Akın

Bana Öğretmenini Söyle

Şair-Yazar Hüseyin Akın, “Bana Öğretmenini Söyle” isimli kitabıyla eğitime ilişkin muhtelif zamanlarda kaleme aldığı yazılarını bir araya getirdi. Edebiyatımızın mahir ve velut kalemlerinden Hüseyin Akın’ı, birçok edebiyat dergisine öncüsü, ağabeyi olmakla birlikte ülkemizin köklü okullarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak uzun yıllar görev yapmış ve kendine has bir üslup geliştirerek başarılı bir meslek hayatı geçirmiş bir isim olarak da tanıyoruz. Hüseyin Akın, dışardaki hayatla sınıftaki hayatın uyuşmamasından bahisler açarak içinde hayat olmayan bir eğitim sürecinin faydasız olduğunu ifade ediyor. Eğitim konusundaki özensizlik, düzensizlik ve yaklaşım hataları gençlerin hayatının; toplumun ise dinamizminin kaybına sebep olma ona göre. Orhan Gazi Gökçe

Kurmaca Bedenler

Beyhan Kanter Kurmaca Bedenler, 1923 ila 1980 yılları arasında yayımlanmış Türk romanını tematik bir açıdan ele alan bir eser. Beyhan Kanter, modern Türk romanını “beden”leri sunuş yönüyle irdelemiş. Bedenlerin romanlardaki yansıtılış biçimleri, bunların hangi anlamları ihtiva ettikleri, beden ve görünüş üzerinden ne gibi tartışmaların açıldığı Beyhan Kanter’in konu başlıkları olmuş. Halide Edip’ten Peyami Safa’ya, Yakup Kadri’den Kemal Tahir’e kadar geniş bir yelpazede tahliller yapan Kanter, modern Türk romanı üzerine dikkatleri belli bir noktaya çekerek farklı bir yaklaşımla yeniden bir değerlendirmeye tabi tutuyor. Kurmaca Bedenler, Kesit Yayınları tarından okurun beğenisine sunulmuş. İdris Ekinci

Müzik

2019 yılının son günü eğer bu yazı yayımlandığında durum değişmezse Tünel’in en uzun ömürlü müzik mağazası Lale Plak faaliyetlerine son vermiş olacak. İstiklal Caddesinde değişen demografik durum ve müzik piyasasındaki daralma kaliteli müziği hedeflemiş bu mekânın daha fazla ayakta durmasına olanak tanımıyor. Bu nedenle de 13 Mayıs 1954 günü başlayan Lale Plak güzelliği, 31 Aralık 2019 günü sona eriyor. Eğer bir şeyler yapılmazsa 65 yıl boyunca iyi ve kaliteli müzik ile binlerce müzikseverin ruhuna dokunan Lale Plak’ın olmadığı bir 2020 yılına uyanıyor olacağız.  Münir Tireli

Bakanlık desteği her yıl artıyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destekleme Kurulunca 2019’un ilk toplantısında animasyon, belgesel ve kısa filmler ile senaryo ve diyalog yazım türlerinde 141 projeye 5 milyon 526 bin lira destek sağlanması kararlaştırıldı. Bakanlık tarafından 2019’da 11 animasyon film yapım projesine 270 bin, 57 belgesel yapım projesine 4 milyon 284 bin, 51 kısa film yapım projesine 737 bin ve 22 senaryo ile diyalog yazım projesine 235 bin lira destek sağlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2019-2 sayılı Sinema Destekleme Kurulu kararı uyarınca geçen yıl "İlk Filmini Gerçekleştirecek Yönetmen" ve "Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım" türlerinde 38 projeye de 32 milyon 350 bin lira destek verdi. Bakanlığın uluslararası alandaki rekabet gücünü artırmayı amaçladığı animasyon türünde de 3 uzun metrajlı film desteklendi.394 projenin değerlendirildiği kurul toplantısında, ilk filmini çekecek 13 yönetmenin projesine 9 milyon 250 bin lira, 25 uzun metrajlı kurgu film yapım projesine ise 23 milyon 100 bin lira olmak üzere toplam 32 milyon 350 bin lira destek verildi. Gülcan Tezcan

Mahalle Mektebi (50)

Kasım Aralık 2019 yılın son sayısına Sibel Büyük’ün İllüstrasyonu ile başlıyor. Köksal Alver öyküsünün ardından, Mukadder Gemici, Hüzeyme Yeşim Koçak, Serpil Tuncer, Muammer Ulutürk, Ömer Vural, Mürüvvet Özpehlivan, İsmail Demirel, Sedat Cereci öyküleriyle devam ediyor. Yılın son sayısında iki çeviri öykü yer alıyor; bunlardan ilki MahmûdŞukayr ait, diğeri ise Salah Labaki’ye. Sayının şairleri ise şu isimlerden oluşuyor: Ali Ayçil, Kenan Çağan, Hüseyin Akın, Mustafa Köneçoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Mustafa Uçurum, Halil İlteriş Kutlu, Kemal S. Sayar, Mehmet Büyükkol. Derginin Çeviri şairleri ise: Robert Bly, Mahmud Derviş, NizarKabbani. Mahalle Mektebi yılın son sayısına dosya konusu olarak Mevlidi Şerif dosyası yapmış. Dosyaya Peyami Safa Gülay, Beyza Terzi, Dursun Ali Tökel, Burak Koç, Sami Bayrakçı, Bekir Şahin, Mustafa Yıldırım ve Ayşe Kübra Bilgin yazılarıyla katkı yapan isimler. Düşünce yazılarında Cihan Aktaş Yükümü Hafifletenler diye devam ettirdiği seri yazılarına devam ediyor. Hilmi Uçan “Mekan Bilinci” yazısıyla, Şeyma Subaşı “Sezai Karakoç Şiirinde Çocuk İmgesi,” Yusuf Yıldırım “Yunus Emre’yi Anmanın Yolu,” Fahri Tuna ise “Şair Faik Baysal’dan Edebiyat Anılarına” devam ediyor. Öykümün Bahanesi’ni Sadık Yalsızuçanlar yazmış, Yalsızuçanlar Neco öyküsünün öyküsünü anlatıyor. Yakın Okumalara Eda İşler ve Emin Gürdamur konuk olan isimler. Muammer Ulutürk’ün “Fotoğraf Nasıl İkonlara Dönüşüyor” ve Dursun Çiçek’in “Hakikatin Sinemaya Yansıması ya da…” başlıklı yazılar dergiden okuyacağın son yazılar. Mehmet Kahraman

Bir Nehrin Kaybolmayan Akışı- Türk Masalının Yeniden Doğuşu, Mustafa Ruhi Şirin

Mustafa Ruhi Şirin tarafından kaleme alınan eser Türk masalları ve masallara yönelik bir poetika oluşturulabilir mi? Türk masalları çocuğa uygun yazılmış mıdır? gibi farklı sorularla hem masal hem de çocuk edebiyatı ekseninde çeşitli sonuçlara ulaşılarak alan yazında kullanılacak bir başvuru kitabı niteliğindedir. Beş bölümden oluşan eserde ayrıca ilgililer için birçok kavram, 200 yazar ve 300’den fazla eser hakkında detaylı ve önemli bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca eserde kaynakça ve dizin bölümleri yer almaktadır. Mustafa Ruhi Şirin, Bir Nehrin Kaybolmayan Akışı ismini verdiği kitabında masal, masalın tarihsel serüveni, Türk ve Dünya masallarının özellikleri hakkında oylumlu bilgilere yer vermektedir. Türk çocuk edebiyatında önemli bir boşluğu dolduracak eser, aynı zamanda Şirin’in Mavi Rüyalar Gören Çocuk adlı eserinde örneğini verdiği çocuk edebiyatında kaynaklardan yararlanmanın da kuramsal temelini oluşturmaktadır. Oğuzhan Yılmaz - Yasin Mahmut Yakar

Yayın dünyası ve kitap fuarları

Yayıncılık sektöründe yerli kâğıt üretimi, sabit fiyatlandırma, yayıncıların vergi alacakları, korsan kitapla mücadele, telif hakları kanunu, e-kitap, sesli kitap gibi konular gündemdeydi. Birkaç yıldır devam eden ve yayınevlerini bilhassa kâğıt maliyetlerinden dolayı hayli zorlayan ekonomik kriz, yayıncıların programlarını daraltıp daha az kitap yayımlamalarına ya da puntolarını ufaltmalarına yol açtı. Dolar veya Euro’daki artışlar herkesi olduğu gibi yayıncıları hem kâğıt hem de yurtdışı telif giderleri açısından etkiledi. Bir anda kâğıt fiyatları iki katına çıkarken baskı masrafları da yükseldi. Türk yayıncılığında şiir46 dâhil edebi türlerin hemen hepsinde çok sayıda telif kitap yayımlandı. Dünya edebiyatının çok çeşitli örneklerinin, farklı eğilimlerinin bir zenginlik kaynağı olarak yayın dünyasına girmesi önemli. Kurmacaya artan talep roman ve hikâye kitabı basmayan yayıncıları bu alana yöneltirken Batı kanonu dışındaki dillerden yapılan edebi çevirilerin artmasını sağladı.47 Mesela Arap ve İran Edebiyatlarıyla Balkan Edebiyatlarından çevrilen eser ve yazarlarda bir çeşitlenme söz konusu. Ivo Andriç, Cevad Karahasan, Mustafa Mestur 2019’da eserleri çevrilen yazarlardan birkaçı. Asım Öz

Saim Sakaoğlu ile hayatı, halk kültürü ve masallar üzerine

“Bir kelimenin anlamını merak edip de sözlükte aramaya başlayınca kendi kelimemizden önce gözümüze ilişen başka kelimeleri de okuruz. Aynı şekilde bir konuyu merak edip internete girip de aradığımız konuyla ilgili maddeyi/başlığı buluncaya kadar gözümüze ilişen bazı başlıklar bizi kendisine çekiverir. Hatta bu yeni konuya öylesine kapılırız ki bazen asıl konunun ne olduğunu bile unutuveririz.

Bilim dünyasına masalla girip efsane ile devam ettim derken âşık edebiyatı… Elbette bunlarla ilgilenirken yan konuları da ele almamız gerekiyordu. Mesela Dadaloğlu, Zihnî ve Ercişli Emrah kitaplarını hazırladığım günlerde elimde sayısız fiş vardı. Ama bunların tamamını kullanmam ilgili kitaplarımız için verilen sayfa sayısını aşacaktı. Böylece, öğrencim Ali Berat Alptekin ile bu üç âşığımızla ilgili birer de bibliyografya hazırladık. Derken bibliyografyacılık içimize öyle işlemiş ki Journal of American Foklore dergisinde Türk dünyası ile ilgili yabancı kaynaklara girince arkası kesilmedi: Dünya Folklor Dergileri Bibliyografyası ki bir kitap hacmindedir, İngiliz, Fransız ve Alman Dillerinde Türk Masalları Bibliyografyası ortaya çıkıverdi. Ve daha önemlisi alanın hâlâ tek çalışması olan Folklor Bibliyografyaları Bibliyografyası adını taşıyan eserimdir. Antolojiler, ansiklopedi maddeleri… Derken kendim, ailem, mahallem ve şehrim ile ilgili olanlar sıraya giriverdi. Vallahi böylece ömrünü bir yazmaya veya bir yazara ayıran meslektaşlarımdan ayrı düşüverdim.

Bibliyografya konusunda bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Ulemâdan bazıları ferman eylerler. “Yahu Sakaoğlu (veya Sayın Sakaoğlu), bu bibliyografya işiyle niçin bu kadar uğraşıyorsunuz? Bunları başkaları için mi hazırlıyorsunuz?” Oysa bu bibliyografyalardan öncelikle ben yararlanıyorum, gâfilîn tâifesi ne bilsin!

Destanlar, atasözleri ve Karagöz… Bunlar da benim yakın dostlarımdır. O ekonomi kuralını biraz değiştirelim; bırakınız uyusunlar, bırakınız dedikodusunu yapsınlar.”

“Dillerin, hazırlanış sebepleri farklı olan sözlüklerinin olması normaldir, bir aykırılık yoktur. Onun için ilkokul öğrencilerinden başlayarak çeşitli sözlükler hazırlanıyor. Sözlükleri hedef kullanıcılarına göre değerlendirmemiz gerekir. Acaba Kurum’un sözlüğünde olup da Kubbealtı’nın sözlüğünde olmayan kelimeler yok mudur? Olayı bir de bu açıdan değerlendirmemiz gerekir.

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olduğumuz yılda (1959) bize yardımcı olacak bir sözlük vardı: Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük… Derken Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat’ı çıktı. Günümüzde o kadar çok sözlük hazırlandı ki… Öğrenciler değil öğreticiler bile hakkından (!) gelemiyor.

Sözlüklerin değerlendirileceği bir başka yönü ise aynı kavramı nasıl değerlendirdikleridir. Hazırlayanları ile adlarını vermek istemediğim bazı sözlüklerin kavramlara verdikleri çok farklı anlamlar kişiyi adeta çılgına çevirecek kadar hem komik hem de korkunç idi. Bu sözlükleri ve ikiyüzlü (!) kavramlarını özel sohbetlerimde açıklarım da iş kayıt altına alınan bir sohbete gelince aklıma, “bir kez gönül kırdın ise” mısraı geliverir. Kurum’un Türkçe Sözlük’üne Tarama Sözlüğü ile Derleme Sözlüğü de yüklenirse ortaya çıkacak olan yeni kitabı taşımak için bir hamal tutmamız gerekecek. İngiliz dilinin böyle bir sözlüğü var ama bu evlerde değil belirli yerlerde, mesela kütüphanelerde ve özel masalarda bulundurulur, o sözlüğü elinize veya kucağınıza alıp sevemezsiniz!”

Yayınlar, değerlendirmeler, kayıplar

Yıllığın sonunda TYB’nin yayınları hakkında bilgi, 2019’da gerçekleşen olayların ayrıntılı olarak el alınması, sanat-bilim- -siyaset dünyasından kaybettiğimiz kişilerle ilgili bilgiler de okuyucuya ulaştırılıyor.   Yayınlar Mahmut Erdemir tarafından, Olaylar ve İnsanlar İbrahim Ulvi Yavuz tarafından hazırlanmış.  

Bu değerli çalışmada emeği geçen herkesi can-ı gönülden kutluyorum. 2019 yılının kayıtlarına ulaşmak isteyenler için TYB 2020 Yıllığı okuyucularını bekliyor.


 

YORUM EKLE