Türkünün Ötesi’nde ne var?

Dursun Çiçek’in Benim Dağlarım kitabından sonra Türkünün Ötesi Neşet Ertaş kitabını da okudum. Bundan önce dünyabizim.com’da Benim Dağlarım kitabı için bir yazı yazmıştım, bu yazıda ise Türkünün Ötesi’nden bahsetmek, kitapla ilgili notlarımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle Dursun Çiçek’in ele aldığı meselelerde görünenin dışında işaret ettiği “öte” kavramıyla dile getirdiği şey, müellifin meseleleri ele alışıyla, eserinin nasıl bir örgüye sahip olduğuyla ilgili fikir veriyor. Hayat akıp giderken dağdan, türküden öteye yol aramak Dursun Çiçek’in temel meselesi, öncelikli derdi olarak satırlarda yer buluyor. Bu bilinç ve niyetin hakkının verildiği, okuyucularla/okumayla tamamlanan kitaplarda rahatlıkla izlenebilir.

Benim Dağlarım’da görme, görüntü, fotoğraf, menzil gibi kavramlar etrafında mekânla kurulan ilgi; bu kitapta da söz, türkü, mana, gönül gibi kavramlar etrafında ilerliyor. Bu kavramlar Neşet Ertaş’ın hayatı ve türküleri etrafında işleniyor. Kitap klasik bir Neşet Ertaş biyografisi değil Neşet Ertaş’ın hayatı ve daha fazlası; satırlar türkünün ötesine bir yol bulmak için aralanmış.

Türküler hikmeti dillendirir

Türkünün ötesini arayan bakış için kitapta on bir ayrı bölüm bulunuyor. Bu başlıklar; peşrev, nefes, deyiş, türkü, semah, Leyla, maya, bozlak, gönül havası, ağıt ve uzun hava gibi kelimelerle başlıyor. Peşrev başlığı ‘Türküler Neyi Çığırır’ diye devam ediyor; Bozlak ise ‘Garibin Feryadı’ diye. Sayfalar boyunca Dursun Çiçek hem türkünün ne olduğunu anlatıyor hem de öteyi arayan bir büyüteçle Neşet Ertaş’ın hayatına ışık tutuyor. ‘Kırşehir’in garipler yurdu olması Hacı Bektaş, Yunus Emre, Âşık Paşa, Ahi Evran, Âşık Kerem, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Said başta olmak üzere türkülere sinen ve türkü gibi yanan bir hayat’, kitabın ana teması halinde. İnancın coşkun ve içli bir tavırla dile gelmesi sayılabilecek türkü geleneğiyle Neşet Ertaş ve türküleri arasındaki irtibat, kitap için ana bir mesele halinde ilerliyor. Dursun Çiçek önsözde kitabın amacını: “Muharrem Ertaş ve özellikle Neşet Ertaş’ı bize ulaştıran arka planı, türkünün ötesini anlama ve anlatma çabasıdır. Başka bir deyişle hikmetin ve onu temsil eden geleneğin Neşet Ertaş’ın türkülerindeki tezahürleridir. Daha da ötesi bir hafızanın, bir dilin, bir hayat nizamı ve dünya görüşünün türkülere nasıl yansıdığını ve bunun yine türkülerle bugüne nasıl aktarıldığının altını bir nebze olsun çizebilmektedir.” şeklinde ifade ediyor.

Kitabı bence önemli kılan şey Dursun Çiçek’in hayatının belirli bir kesiminde Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş’la yollarının kesişmiş olmasıdır. Bu yakınlık kitabın samimiyetini garanti etmiş, satırlar sadırdan çıkmış adeta; benim gibi katı kalpli sayılabilecek biri bile yer yer gözü yaşararak okudu kitabı diyeyim de ne demek istediğim belli olsun.

Türkü yaratıcıya yöneliştir

‘Peşrev: Türküler Neyi Çığırır?’ bölümünde Çiçek, türkünün Endülüs flemonkesu, Portekiz fadosu, Arjantin tangosu, Ladino ağıtı, Kızılderili bozulaması, Amerika zencilerinin Blues’u ve Afrika’daki bir ağıt gibi varoluşsal olarak insanın aynı ortak his ve bilinç etrafında birleştiğinin altını çizmektedir. Buna göre Çiçek, türküyü ‘bizatihi öz olarak insana ait bir ses, bir ifade biçimi, bir terennüm ve bir duruş/oluş’ olarak tanımlamaktadır. Bu tanımı bir adım daha ileriye taşıyıp ‘türkü ile yakarış, hakikatte yaratıcıya yönelişten başka bir şey değildir’ demektedir.

Kitap benim için sık sık çocukluğumdaki bazı duygulara geri dönmeme ve onları yeniden tartmama da vesile oldu. Ne demek istiyorum anlatmaya çalışayım. Kitap boyunca sıklıkla tekrarlanan bir kavram da ‘abdal’ kavramıdır. Bizimkilerin düğünlerini abdalların çaldığı davullarla yapma geleneğinden dolayı yazarın anlattığı insanları az çok biliyorum. İmam hatipli yıllarımın geçtiği Kırıkhan’da koca bir mahalle hâlâ Abdallar Mahallesi olarak bilinir. Kitabı okurken düğün çalan abdallarla ilgili anekdotlar, Kırıkhan’da Abdallar Mahallesi’nin hemen üstünde bulunan bir öğrenci evinde geçirdiğim vakitlerde zihnimde kalan anılar sökün etti. Özellikle bu insanlara nasıl davranıldığı, gecelemek durumunda kaldıkları düğünlerde onların nasıl ve nerelerde ağırlandığı gibi hatıraların hücumuna ve o duyguların temize çekilmesine vesile oldu yazılar. Bahsettiğim ilk bölümdeki başlıklardan biri, olan biteni özetliyor zaten: ‘Türkünün, Hikmetin ve Abdalların Dışlanması’.

Modernleşmenin müzik ayağının da ihmal edilmemesi, türküye resmi bir form verme çabası ve özel olarak ifade edilecek olursa Cumhuriyetin bir tercih olarak yönünü müzikte de Batı’ya dönmesinin yol açtıkları, bazı önemli zevat üzerinden aktarılıyor. Bu kitaptaki hikâye Neşet Ertaş’ın Muharrem Ertaş’ın hikâyesi olduğu kadar türküye, hikmete sırt çevirmenin de hikâyesi aslında. Kitap bu girizgâhtan sonra Neşet Ertaş’ın hayatının nasıl şekillendiği ve bunun türkülere nasıl yansıdığını ilk elden tanıklıklarla çok samimi bir pencereden anlatıyor.

Köklere dikkat çeken edebiyatın farklı alanları kıymetlidir

Edebiyatın, farklı anlatım şekillerinin ders kitaplarından daha zengin bir imkân içerdiğine inanıyorum. Bu roman olur, şiir olur, hikâye olur, deneme olur; sanatın başka dalları olur fark etmez. Önemli olan akla, bir duyguyu, inancı sağlam ve latif bir şekilde nakşetmektir. Bunun için kafamda şöyle bir soru hep var: Öğrencilere alanım olan kelamla irtibatı olan kitap önerecek olsam hangi kitapları önermeliyim? Bu soruya cevap olabilecek okuma ve arayış içerisindeyim; ilkin kendim için elbette…

İlk aklıma gelen kitap tevhid inancının mimarideki izdüşümü nasıl olmalı sorusuna cevap olabilecek ‘Kubbeyi Yere Koymamak’ kitabıydı. Başka bir soru inanan bir birey mekânı nasıl görmeli ve mekanla nasıl irtibat kurmalıdır olursa, cevabı ‘Dağın Ötesi’ kitabı olabilir. Türkülerle inanç arasında nasıl bir irtibat vardır sorusunun cevabı olabilecek bu yazıda da bahsetmeye çalıştığım ‘Türkünün Ötesi: Neşet Ertaş’ kitabı olabilir kolaylıkla. Dursun Çiçek’in yazma çabasının, baktığı ve durduğu yerin kanaatimce çok kıymetli ve takip edilesi bir yer olduğunu ifade etmek gerekir.

Bu kitap bizi söyleyen türkülerin kökenlerine bir nazar etmek, Neşet Ertaş merhumu, hayatını, çektiği çileyi ve bunu engin bir gönülle türküye tahvil etmesini anlamak için çok güzel bir metin olmuş. Bu kitap vesilesiyle ahirete göçmüş abdallarımıza; Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş’a, Zahide’ye, Arap Mustafa ve daha nicelerine rahmet diliyorum. Dursun Çiçek üstadıma da hayırlı bereketli bir ömür temenni ediyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Selami
Selami - 2 ay Önce

Kitabı okumadan kitap hakkında yorumumuz yoktur. Bu yazıyla kitaba olan merakım arttı. İlk fırsatta okurum. Yüreğine sağlık Halil Arslan

Ayşe Zuhal Demirel
Ayşe Zuhal Demirel - 2 ay Önce

Çokkk güzel dile getirmişssiniz.Sayın hocam insan kendi geçmişini unutmamalı.çok güzel makale olmuş.Teşekkürler.

banner26