"Benim Dağlarım" bize ne söyler?

Zihnimi yokluyorum Dursun Çiçek’i nereden tanıyorum? Sosyal medyadan sanırım. Kayseri Büyük Şehir Belediyesi’nin yayınladığı Düşünen Şehir ve Şehir Dergileri’ne hayat veren adam. Artık bu dergilerin genel yayın yönetmenliği görevinden ayrılmış olsa da benim için onu takip edilir kılan, o çokça imrenilen kütüphanesi ve yaptığı kitap paylaşımları olmuştu. Elbette bir de Erciyes… Erciyes’in farklı açılardan çekilmiş birbirinden güzel fotoğrafları… Başta bahsettiğim iki dergi fakültemize de geliyor, oradan da biliyorum kendisinin ne kadar da kıymetli bir iş yaptığını. Zaman ve mekâna bakışındaki enginlik Kayseri’ye, şehre bakışı, zenginleştiren ve belki de şehri yeniden ihya ve inşa eden bir nazara tekabül ediyor. Dursun Çiçek hocamın kıymetini ifade etmek benim gücümün ve ilgimin dışında; kıymetli dostları, ilim irfan ehli zaten Dursun Çiçek ismini biliyorlar. Ben bu yazıda Dursun Çiçek’in Muhit Kitap’tan çıkan Benim Dağlarım kitabını ve kitap özelinde çevrimiçi yaptığımız söyleşide aldığım notları paylaşmak istiyorum.

Dağlarda dağlanmak gerek

Dağ niye bu kadar önemli ve bir kitaba konu oluyor? Yazar bunu “dağın bir fikir, bir türkü, bir şiir, bir ağıt ve dua” olduğunu ifade ederek dile getiriyor. Kitap boyunca “dağlarda dağlanmadan dağlaşamamak”tan bahsediliyor. Elimizdeki kitap yazarın aslında bizi çekmek istediği nazar ve müşahadeye bir vesile. Dağa yapılan keşiflerin nasıl olması gerektiği, “dağdaş”ların önemi kitabın tüm sayfalarında okunabiliyor. Dursun Çiçek dağdan kendi özüne, benliğine bir yol arıyor, “dağlaşmak”tan kastı mekanla kurduğu münasebetin irfani bir boyuta ulaşması çabası. Kendini arayışla ilgili, mekanla kurulan sahici irtibatla alakalı yazarın verdiği örnekler hep kadim geleneğimizden; Adem babamızın Havva annemizin Arafat’ta buluşmaları, Hz. Peygamberin Uhut Dağı’yla ilgili söyledikleri, Nuh tufanında dağın bir sekinete medar olması, asi oğlun kurtulmak için dağı işaret edip yine bir dağda helak olması, müellifin zihnindeki dağ fikrine giden yolları işaret etmektedir. Kitabın önsözü, ‘Dağ ve İnsan’ ile ‘Dağın İki Veçhesi’ yazıları aynı zamanda kitabın ana fikrini, öylesine yazılmış bir kitap olmadığını, kitabın kendini bir derde merbut görmek için çabaladığını ortaya koyuyor ve okurken daha da dikkat kesiliyorsunuz.

Mesela şu cümleler kitabın bir dağ gezileri kitabı olmayıp yazarın bizi dağın ardına bakmaya çağırdığına işaret sayılabilir: “Modern dünyada yaşayan insan, dağdaki tecelliyi hissettiği ve dağların teşbihini anladığı oranda hayata, zamana ve mekâna farklı bakacak, eşya ve hadiseleri farklı anlayacaktır. Gönlündeki dağı bilmeyenin de dağları hissedebilmesi mümkün değildir.” Kitap boyunca yazıları okurken dağlara gidişlerim, işim dolayısıyla bulunduğum Hopa’dan Hatay’a giderken aştığım dağlar, insan yüzleri, çay ocakları; çocuklarla beraber bağıra bağıra söylemeye çalışıp kafasını gözünü patlattığımız türküler geliyor aklıma. Bir de kitabı okumaya başlamadan dağ konusunda akademide ne yazılmış diye bakınca doğrusu hayret ettiğimi belirtmeliyim, dağ hem dinin, hem edebiyatın hem de fen bilimlerinin dikkat kesildiği bir konu olmuş. Sayfalar çok kolayca akarken zihne sökün eden türküler, deyimler, atasözleri aslında içimizdeki dağın bir yankısı belki de.

Gerçek gölge

Kitap yazarın farklı yerlerde yazdığı dağı odağına alan yazılardan oluşuyor. Dursun Çiçek ve arkadaşlarının dağ ziyaretleri, yörükler, çobanlar, ağaçlar, rüzgar, pınarlar, katırcılar, dağdan dağa yankılanan bozlaklar, hoyratlar, Ege dağlarındaki efelik hâlleri… Anadolu insanının yemeğini paylaşması ve özellikle bir dağ tırmanışında Dursun Çiçek’in vurguladığı “gölgesi bile gerçek ve kendine ait” sözü sarsıyor okuyucuyu. Kitabın zihne düşürdüğü sorular, “neredesin, hangi zamandasın, zamana nasıl bakıyorsun, bu yere aidiyetin başka yerlerle irtibatlı mı?” gibi üzerinde teemmül gerektiren sorular.

Dursun Çiçek’le beraber Aladağlar, Demirkazık, Hasan Dağı, Bolkar Dağları, Toroslar, Dedebeli, Tahtalı ve Bakır Dağı, Honaz, Nemrut, Bozdağ Köroğlu, İsfendiyar, Yılanlı ve Ali Dağları okuyucunun nazar ettiği dağlar oluyor. Tüm dağlarla beraber evliyalar, söylenceler, türküler, hayvanlar, çiçekler… Bunların birer keşif olmadığı, meramın dağı fethetmek olmadığı kitabın başında ifade edildiği gibi tüm satırlarda da kuvvetle hissetmek mümkün. Dursun Çiçek aslında bizi fıtrata çağırıyor, mekân, zaman, kendimize bakışımızı sahih bir çizgiye çekmeye çağırıyor. Kendisi iyi bir fotografçı olsa da fotoğraf üzerine, bakış üzerine, estetik ve ahlak üzerine dikkat çektiği konular çok önemli.

Kitabın ‘Dağ, Tabiat ve İnsan’ ve ‘Dağ, Adam ve Çiçek’ yazıları bence diğer yazılardan ayrılıyor yazarın kısaca değinmeye çalıştığım konulardaki vukufiyeti, bu yazılarda kendisini daha da gösteriyor ve insan bu yazar takip edilmeli dedirtiyor. Yeni yayınladığı Türkünün Ötesi Neşet Ertaş kitabını henüz okumamış olsam da mutlaka okunacak kitaplar arasında yerini almış bulunuyor.

Buraya kadar daha çok kitap ekseninde bir şeyler söylemeye çalıştım. Söyleşi Dursun Çiçek’in anlatmak istediklerini, derdini, çabasını belki de daha dolaysız ifade ettiği bir konuşma oldu. İlk bir saatinde seksen kişiye yakın, çoğunluğu Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencileri ve hocalarının oluşturduğu dinleyiciler vardı. Dekanımız Prof. Nebi Gümüş’ün de ifadesiyle hepimiz kendimizi kısa bir İslam Düşünce Tarihi dersinde gibi hissettik. İkinci saat sonuna kadar yarısından fazlasının katılımıyla yaptığımız söyleşide Dursun Çiçek’in kendini konumlandırdığı yeri ve çabalarını görmek gelecekle ilgili umutlarımıza güç verdi. Zaten kendisinin de işimizin çok olduğunu, gayret etmemizin elzem olduğunu ifade etmesi, toplantımızın hasılası olmuş oldu. Öncelikle kendi adıma, bir yazarı/düşünce adamını yakından tanımanın memnuniyetiyle dolduğumuzu ifade etmeliyim. Eksiğimiz, gediğimiz büyük olsa da durduğu yerin, zamanın ve mekânın farkına varmakla başlayacak çabanın anlamı. Benim Dağlarım okunmak üzere bu eksiklikleri dert edinenleri beklemektedir.

                                                

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Kazdal
Mehmet Kazdal - 1 ay Önce

Yüreğine sağlık güzel kardeşim, Kafkasların eteğinde Dursun abiyle oturmak nasip olur mu dersin

banner26