Prof. Dr. Sinan Canan: Beyin duygusal sistemle çalışır

Sinirbilim uzmanı ve yazar Prof. Dr. Sinan Canan ile beynin gizemli yapısını ve insanlardaki takıntı durumunu konuştuk.

Prof. Dr. Sinan Canan: Beyin duygusal sistemle çalışır

Beyinin mutlulukla nasıl bir ilişkisi var?

Mutluluk tarifi zor yapılan bir hâldir. Çünkü mutluluğu genellikle hazla karış­tırıyoruz. Bu yüzden hâlinden memnun olma ve onu sürdürülebilme hâlinde ta­nımladığımız mutluluğa erişilmesi pek mümkün gözükmüyor. Mutluluğun TDK sözlüğünde çok feci bir tanımı var, “İnsa­nın bütün arzu ve isteklerine kesintisiz olarak ulaşabilme hâli” diye nitelemiş ama böyle bir mutluluk yok. Mutluluğa geniş baktığınızda insan beyni ve orga­nizması mutlu olma üzerine kurgulan­mamıştır. Çünkü zihinsel yapımız mut­luluk arayışı üzerine kurgulanmıştır. Şu anda mutluyum dediğimiz her hâl bizi kısa bir süre sonra sıkıyor.

Hayatımızda her şey yolunda gider­ken bile bir eksiklik ve yokluk hissiyatı yaşarız. Bizler sorunsuzluk hâlinde bile sorunları büyüten bir yapıya sahibiz. Me­sela şu anda çocuk yetiştirme konusun­da bu sorun karşımıza çok çıkıyor. Sınav gibi basit bir şeyi, dünyanın en önemli mevzusuymuş gibi büyütüp çocukların önüne koyuyoruz. Bu yüzden çocuklar in­tiharın eşiğine gelebiliyor. Hayat devamlı bir anksiyete ve stres içerisinde gerçek­leşiyor. Başarılı olunca mutlu olacağız diye, adına başarı dediğimiz bir şeyin pe­şinde koşuyoruz. Başarının da ne oldu­ğunu kimse bilmiyor.

Peki, sizce başarı nedir?

Bence başarı kendin olabilmektir. Kendi yaratılışına ve fıtratına göre hayat sürdürebilmene, ortam şartlarıyla kendi terkibini barıştırabilme hâline başarı diyo­rum. Bir insan ne kadar dahi olursa olsun, içinde bulunduğu ortam vasatsa ve onun fikirlerini kimsenin kabul edemeyecek bir pozisyon varsa bu insan büyük bir zulüm içerisinde olabilir; kendini ve yaşam ener­jini kaybedebilir. Kendini tanımayı ihmal etmeden, içinde bulunduğu zamanın ve şartların farkında olan sık sık dışarı çıka­rak denemelerde bulunan insanların yaşa­dığı duruma başarı diyorum.

Başarılı diye nitelendirdiğimiz ve bi­yografisi yazılmış insanlara baktığımızda hayatta çok büyük sıkıntı ve problemlere rağmen başarıya ulaşmış insanlar olduk­larını görüyoruz. Bizler müşkülü çözmek için buraya gelmiş canlılarız; “Sıkıntı yoksa sıkıntı vardır” sözü artık diziler de bile kullanılıyor. Sıkıntı yoksa gerçekten bir sıkıntı vardır. Çünkü bizler bir sıkıntı var onu çözebilmek için özelleştirilmiş bir canlıyız. İnsanı diğerlerinden ayıran şey zaten çözdüğü problemlerdir.

Bir beyin uzmanı olarak sizce insan­lar takıntılarından kurtulabilir mi?

Günlük yaşamda sıradan patolojik olarak kabul etmediğimiz rutin bağlılık­lar var. Bunlar aslında insanın konforlu yaşayabilmesi için beynin otomatik fonk­siyonunu kullanmasından kaynaklanıyor. Beynin en uzman olduğu şeylerden biri kendini otomatik pilota almaktadır. Ör­nek: Otomobil kullanırken başlarda gaz, fren ve debriyajı ayarlama konusunda zorlanırız. Bunu bir problem olarak gö­rürüz. Daha sonra kilometrelerce araba kullanabiliriz ve hiç sorun yaşamayız. Çünkü beynimiz o karmaşık duyguyu otomatiğe bağlar. Hayatımızdaki rutin­lerimizde aynı mantıktan kaynaklanıyor. Eğer kapıyı açtığımızda düşünmeye kalk­saydık, hayat bizim için zihnen çok pahalı olurdu. Dolayısıyla hiç düşünmeden ka­pıyı açıp çıkabiliyoruz. Mesela, birisi iki dakika önce anahtarı koyduğu yeri hatır­lamaz. Çünkü anahtarı otomatik olarak bir yere atıyordur.

Takıntılı olma hâli beyinde hatalı ça­lışan bir devreden kaynaklanır. Beynin ödüllendirme merkezleriyle idare mer­kezleri diyebileceğimiz merkezler ara­sında patolojik döngüsel bir bağlantı ol­mamasından bu durum yaşanır, bunu çok ilginç bir şekilde beyin görüntülemesiyle izleyebiliyoruz. Mesela; el yıkama takıntı­sı, insanlar sürekli ellerini yıkama ihtiya­cı hissedeler. Obsesif düşünce takıntısı, bir hareketi yapma zorunluluğu olmak demektir. Bu insanlar her akıllarına düş­tüğünde kirli olmadığını bildikleri hâlde ellerini yıkarlar. Çünkü obsesif devresini rahatlatmak için bir harekette bulunur­lar. Bu tedavisi zor bir süreçtir. Doğru yöntemlerle yaptığınızda beynin devrele­rini kalıcı olarak değiştirebilirsiniz. Özet­le: Bir derdi olan, bir kişisel ajandası olan insan böyle bir sorun yaşamaz.

Günümüzde insanlar yaşadığı anlık unutkanlıklardan şikâyetçi ve unutkanlık sorunu yaşadıklarında hemen ilaç takvi­yesi alıyorlar… Sinirbilim uzmanı olarak bu konu hakkında görüşünüz nedir?

Çoğu zaman normal beslendiğimizde hiçbir gıda takviyesine ihtiyacımız yoktur. İnsanın dikkati neyi hatırlayacağını be­lirler. Beynimiz duygusal sistem üzerine çalışır ve duygularımızı etkileyen şeylere dikkatimizi yönlendiririz. Bazen duygusal dünyamız başka bir yerdeyken biz önü­müzde başka bir işe konsantre olmaya çalışırız. Bilinçli zihnimiz ise yaptığımız işte durmaya çalışır. Duygusal sistem, beyin çalışması için çok kuvvetli bir et­kendir. Hatırlamanın önündeki en büyük engel, duygusal ve rasyonel sistemin aynı anda bir işe kitlenememesidir.

Peki, “Beyin duygusal sistem üze­rinde çalışır” dediniz, beyin duyguları yani mantık duyguyu eğitebilir mi?

Evet, ama çok zor. Çünkü canlılık ta­rihinden gelen duygusal bir baraj var. Bu duygusal baraj; korkularımız, dürtüleri­miz, isteklerimiz ve arzularımız gibi bir­leşenleri içeriyor. Bunlar insan olmanın icazeti zaten. Bir de zihinsel dolanımızın yani anne karnından yaşamımızın sonu­na kadar deneyimlendirdiğimiz durumlar sonrasında duygusal etiketler var. Ha­yattaki değişimler, deneyimlere bağlıdır. Duygusal körlüklerimizi duygusal dene­yim darlığıyla aştıkça aşabiliriz. Değiş­tirmek imkânsız olmasa da zor üzerinde çalışmak lazım.

“Beyin yorgunluğu” diye bir bozuk­luk var mı? Varsa nasıl korunabiliriz?

İçinde yaşadığımız çağda sağlıklı zi­hinsel yapıya sahip olabilmek imkânsız. Çünkü kurduğumuz medeniyet, üretti­ğimiz veri akışı sistemi, internet haber alma biçimlerimiz günlük yaşama biçim­lerimiz hiçbir şekilde bize uygun değil.

Benim fabrika ayarları dediğim bir ayarımız var. Ona, hiç uyumlu olmayan bir medeniyette yaşıyoruz. Fabrika ayarları­mız gereği hareketli olmamız gerekirken teknoloji ve medeniyet biz daha az hare­ketle daha çok mesafe aldırmaya yönlen­diriyor. Az çeşitli ve aralıklı beslenmemiz gerekirken bizler çok fazla kalori alarak kendimizi öldürüyoruz. Diğer insanlarla gerçek iletişim kurma ihtiyacımız şimdi­lerde sadece kandillerde birbirimize me­saj atarak sürdürmeye çalışıyoruz. Bir illüzyon içerisinde yaşıyoruz ve yalnızla­şıyoruz. Stres, medeniyetin çok temel bir sorunu…

Beynin üzerindeki yüke gelecek olur­sak, bu kadar çok veri ve stres “Dağınık beyin” diye bir sendroma sebep oluyor. İnsan beyninin en ihtiyacı olan şey ay­laklık dediğimiz boş zamanı daraltan bir hâldeyiz. Aylaklık kötü bir laf olarak gözüküyor ama beynin en verimli çalış­tığı alan, hiçbir şey yapmadığı zamandır. Çalışma ve okumak tarlayı ekmek gibi­dir. Aylaklık anı ise hasat anıdır. Zihnini­zi toparladığınız ve bir ürün çıkardığınız an parlak fikirler ürettiğiniz zamandır. Bizler iş yetiştirmekten zihnimizde fikir üretemez hale geliyoruz. Bu da bizi yoru­yor. Beynimiz gün içerisinde çok fazla işe konsantre olmak zorunda kalıyor ve buna hazır bir beynimiz yok. Yakın zamanda da buna hazır olacak gibi gözükmüyor.

“Unutulacak Şeyler” kitabınızın ka­pağı çok iddialıydı. Neden böyle bir ka­pak çalışması yaptınız?

Evet, Türkiye’de ilk defa denenmiş bir kapaktı. “Unutulacak Şeyler” kita­bının kapak tasarımları geldiğinde bazı harfler yoktu. Sonra kendisi bizzat “Kita­bının adının kendisini basmayı unutsak ne olur… İlginç deneyim olabilir.” dedi. Cesur bir yayıncılık olarak bunu denedi­ler, kitabın yanını çevirmeden adını göre­miyorsunuz… Ben çok beğendim, cesaret iyidir, işinize heyecan katar.

İnsan sizce unutmak istediği anları unutabilir ve beyniyle oyun oynayabilir mi?

Mavi fili düşünme diyorsun ama ak­lında mavi fil kalıyor gibi… Duygusal sis­temin bir özelliği var; beynimiz duyguları ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmiyor. Duy­guları önemli ve önemsiz etiketlemesini yapıyor. Bir şeye duygusal olarak önemli etiketi takarsanız, onu unutamıyorsunuz. Mesela; tıp fakültesinde okuyorsunuz, binlerce anatomik terim öğreniyorsunuz ancak duygularınız hiç harekete geçmi­yor ve terimleri çabuk unutuyorsunuz ama hoşunuza giden bir insanın ismini hemen ilk görüşte kayıt edersiniz. Duy­gusal olarak onunla ilgili her türlü detayı öğrenmeye başlarsınız. Ben bunun en iyi örneği olarak İngilizceyi bir türlü öğre­nemeyen ama İngilizce konuşan birisine âşık olan bir Türk gencinin 3-5 günde nasıl İngilizce konuştuğunu örnek veri­yorum.

Beyin bir arada tamamen açılır he­men öğrenmeye başlarsınız. Travmalar dediğimiz kötü anılar, duygusal olarak çok ağır etiketler yapmıştır. Duygular üzerinde çalışmak aynı zamanda bellek üzerinde çalışmaktır. Hafıza silme, bilgi­sayar sistemi gibi çalışmadığı için müm­kün değildir. Duyguları okumayı öğrenir ve bu tepkilerin anlamını başlarsak, daha bilgece hareket etmeye başlıyoruz. Biyo­lojik zihnin özelliği olumsuzu bulmaktır. Bunun üzerine çalışmazsınız hep telaş üzerine yaşarsınız. Hele ki insan olmanın bir sırrını daha vereyim: Öleceğini bilen tek canlıyız. Bizden başka öleceğinin bi­lincinde olan bir canlı daha yok. Bu da en büyük stres kaynağımızdır. Bunun üze­rinde çalışılmazsa, çocuklardan sürekli ödülü gizlersek, tabiattan koparsak an­lamsız bir anksiyetenin içine düşmemiz kaçınılmaz olur.

Bir başucu kitabınız var mı?

Birkaç tane var ama aklıma ilk Aklı Karışıklar için Kılavuz kitabı gelir.

“Prof. Dr. Sinan Canan: Beyin Duygusal Sistemle Çalışır”, Kitabın Ortası dergisi, Ocak 2019, sayı 22.

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2019, 10:01
YORUM EKLE

banner19

banner13