banner16

Özlem Albayrak: Türkiye Baş Döndürücü Bir Hızla Dönüşüyor

''Muhafazakârlar, siyasette iktidarı ele almaya ve başarılı şekilde yürütmeye başladıktan sonra, o siyasetçilerin sosyolojik karşılığı diyebileceğimiz toplumsal gruplar da daha görünür oldu; özgüven kazandı. Eskiden başörtüsü meselesi, Kürtlerin yasadığı ayrımcılıklar, mezhepsel farklılıklar ya da azınlık düşmanlığı, yani kimlik meseleleri tartışılırdı, sınıfsallık çok keskindi ama bugün artık gündemimiz bunlar değil...'' Özlem Albayrak, 'Toplum Yazıları-Türkiye’nin Sosyal Dönüşümüne Bakmak' kitabı üzerine Deniz Ersoy'un sorularını cevapladı.

Özlem Albayrak: Türkiye Baş Döndürücü Bir Hızla Dönüşüyor

Gazeteci-yazar Özlem Albayrak ile, Görüş Yayınları’ndan çıkan kitabı Toplum Yazıları-Türkiye’nin Sosyal Dönüşümüne Bakmak üzerine konuştuk.

Toplum Yazıları-Türkiye’nin Sosyal Dönüşümüne Bakmak isimli yeni bir kitabınız çıktı. Öncelikle hayırlı olsun. Toplum Yazıları, nasıl bir süreci kapsıyor?

Toplum Yazıları’na aldığım makaleler, Yeni Şafak’ta 2008 ile 2018 yılları arasında yazdıklarımdan oluşuyor. AK Parti iktidarının toplumsal yapıya etkilerinin de ortaya çıkmaya başladığı dönem aynı zamanda bu yıllar. AK Parti’nin siyasetteki başarısı, Türkiye’de bir paradigma değişikliğine yol açtı. Askeri vesayet geriletildi, toplum görece kapalı diyebileceğimiz yapısından yavaş yavaş sıyrılmaya başladı. Eskiden sadece belli bir kesime tahsis edilmiş imkânlar, toplumun geneline doğru yaygınlaştı.

Türkiye’nin Çehresi Değişti

Türkiye, dünyaya daha açık bir pozisyon aldı. Anlayacağınız AK Parti iktidarı sadece siyaset biçiminin değil, toplumsal olarak da Türkiye’nin çehresinin değişmesine yol açtı. Sosyal doku, yıl be yıl renkten renge girmeye, kitlelerin ilgi alanları değişmeye ve genişlemeye, eski gelenekler yerini yeni alışkanlıklara bırakmaya başladı. Eskiden ekranlarda belirli kesimlerin mahrum olduğu özgürlükler tartışılırken, kimlikler üzerinden varlık aranırken, yeni dönemde bu sorunlar ortadan kayboldu. Olumlu da yaklaşılabilir bu kavrama olumsuz da ama sonuçta Türkiye, küresel düzene uyum sağladı.

Türkiye, 2000’li yıllardan itibaren baş döndürücü bir hızla dönüşüyor diyorsunuz. Nasıl bir dönüşüm bu? Kimi, nasıl etkiliyor?

Muhafazakârlar, siyasette iktidarı ele almaya ve başarılı şekilde yürütmeye başladıktan sonra, o siyasetçilerin sosyolojik karşılığı diyebileceğimiz toplumsal gruplar da daha görünür oldu; özgüven kazandı. Eskiden başörtüsü meselesi, Kürtlerin yasadığı ayrımcılıklar, mezhepsel farklılıklar ya da azınlık düşmanlığı, yani kimlik meseleleri tartışılırdı, sınıfsallık çok keskindi ama bugün artık gündemimiz bunlar değil… Bugün mesela hangi kesimden olursa olsun tüm gruplara mensup gençlerin ortak konuları var, mesela teknolojideki gelişmeler, çevrecilik hassasiyeti gibi…

Öte yandan eskiden mahalli olmayan toplumsal cinsiyet konusu, bugün temel sorunlarımızdan biri olarak görülüyor. Şiddet gören kadınlarla ilgili ciddi bir farkındalık oluştu. Yine eskiden, onca varoluşsal sorun varken tartışılması ancak lüks olarak değerlendirilebilecek şehir estetiği mevzusu, betonlaşmayla, yeşilin kaybolmasıyla ilgili şikâyetler bugün muhafazakârlar arasındaki entelektüel tartışmaların neredeyse birinci maddesi.

Ayağımızı sıkan bir ayakkabıyı çıkarır gibi vesayet düzeninden kurtulduk. Ama bu yeni rahatlama duygusundan sonra gelen boşluk hissiyle de ne yapacağımızı bilemedik. Dindarlar ve sekülerler dâhil hepimizde bir bencilliktir gidiyor. Herkesin soğuk havada ateşin basında toplanır gibi bir dava çevresinde toplaştığı eski zamanlarda da insanlar bu kadar kendilerini amaçlar durumda mıydı, bilmiyorum…

Dönüşümü sağlayan dediğim gibi paradigma kırılmasıydı, bunun da lokomotifi siyaset oldu. Ardından toplumsal değişim geldi. Türkiye son 16 yıl içinde siyasi açıdan hızla daha özgür, daha demokratik, daha eşitlikçi bir ülke oldu.

Modernleşmenin Sonucu Olarak Eski Değerler Kayboldu

Sosyolojik açıdan da modernleşme ve kentleşme deneyimleri ortaya çıkmaya başladı. Hızla modernleşmenin sonucu eski değerler kaybedilirken yerlerine yenilerinin ikame edilememesi ve dindarlıktan sekülerleşmeye kayış olurken, hızla kentleşmenin sonuçları da kitsch bir estetik anlayışı, düzensiz ve çarpık şehirleşme görüntüsü olarak tezahür etti. Elbette bununla, AK Parti’den önce, modernleşme ve kentleşme süreçleri yaşanmıyordu demek istemiyorum ama son 16 yılda önündeki psikolojik ve hukuki bentler kaldırıldığından bu yolda çok hızlı ilerledi Türkiye; belki de olmaması gerektiği kadar hızlı…

Kitabınızda muhafazakârların sekülerleştiginden bahsediyorsunuz. Son zamanlarda tartışılan bir konu bu. Nedeni sizce nedir?

Seküler toplum; kabaca Tanrısız toplumdur. Ama bizdeki sekülerleşme, Batı toplumları gibi Tanrı inancından tamamen kopma olarak tezahür etmedi; din ve dindarlığın en azından dış görünüş itibariyle azalması, görünüşte azalmamış olsa bile içinin boşalması, pratiklerinin yerine getirilmez oluşu, inanma isinin kalple sınırlı kalması, yasam tarzı itibariyle dindarla dindar olmayan arasında bir farkın kalmaması olarak tezahür etti. Sekülerleşmenin tarihini Batı’daki Fransız ve Endüstri devrimlerine, aydınlanmaya, rasyonelleşmeye, akılcılaşma ve bireycileşmeye, ardından Katolik Kilisesi’nin hızla gözden düşmesine dek götürebiliriz.

Türkiye’deki Sekülerleşme Çok Çarpıcı

Modern Hristiyanlığın yeni mezhebi olarak Protestanlık ortaya çıktığından bu yana, dünyanın sekülerleşmesi sürüyor. Bugün de dâhil. Türkiye’deki sekülerleşme süreci ise oldukça çarpıcı, zira dinin toplumsal tutkal olma işlevi bizde oldukça baskındı. Modernleşme, küresel düzene eklemlenme birer sebep. Ama asıl sebep vesayet düzeninin sona ermesiyle yasakların bitmesi, buna ek olarak toplumun hızla rasyonelleşmesi ve bu ana sebeplere başka tali sebeplerin de eklenmesiyle, birbirine sıkı sıkı kenetlenen dini cemaatlerin çözülmesi sanırım. Günden güne sekülerleşiyoruz.

Genlerinde İki Taraflı Ezilmişliğin Kodlarını Taşıyordu

İçinde bulunduğumuz ay, dünyaca ünlü boksör Muhammed Ali’nin 2. ölüm yıldönümü. Siz de kitabınızda kendisini anıyorsunuz. Muhammed Ali’yi bir sporcu olmanın ötesinde kılan; isyankâr, muhalif ve başkaldıran bir Müslüman oluşu muydu?

Muhammed Ali’ninki çifte kavrulmuş bir ötekilikti. O, hem Müslüman hem siyahtı, hem ırkçılığa hem de derinden sömürgeciliğe karsı çıkan bir toplumsal figürdü. İsyan ederken, özgüvenini, mizah duygusunu hiç kaybetmemesi, muhatabın yüzünde tokat gibi patlayan tatlı-sert üslubunu hiç bozmaması; “Kelebek gibi uçup arı gibi sokacak” kadar zarif bir adam oluşu, onu benzerlerinden bir adım öne çıkardı.

Hele de genlerinizde iki taraflı bir ezilmişliğin kodlarını taşıyorsanız; cesur olmak, muhatabınızla göz hizasında eşit ilişki kurmak zordur. Muhammed Ali bunu başardığı gibi zarafetinden de ödün vermedi, bu yüzden çok sevildi.

Onun sersemletici yumrukları sadece kendisi için değildi; garip gureba, zalimin zulmü altındakiler, ezilmişler içindi de... Onu hep tuzak sorulara karşı takındığı alaycı gülüşü ve zeki cevaplarıyla hatırlayacak İslam âlemi. Muhammed Ali göçtü gitti ama Allah onun gibilerin sayısını çoğaltsın, diyelim.

“Türkiye Baş Döndürücü Bir Hızla Dönüşüyor”, Kitabın Ortası dergisi, Haziran 2018, sayı 15.

 

Röportaj: Deniz Ersoy

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 14:15
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6