banner17

Kemal Sayar: Günümüzde en temel meselenin merhamet olduğunu düşünüyorum

Psikiyatrist ve yazar Kemal Sayar ile modern insanın problemlerini ve sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkilerini konuştuk. Ezgi Aşık’ın röportajı.

Kemal Sayar: Günümüzde en temel meselenin merhamet olduğunu düşünüyorum

Günümüzde insanlar genelde mutsuzluk­tan dert yanıyor. Sizce neden mutsuzuz?

İnsanlar anlam duygusunu kaybettikleri ve neden yaşadıklarını bilmedikleri için mutsuzlar. Materyal zenginliğin ortasında ruhlarıyla baş başa kalamadıkları için Yaratıcıyla gerçek ve içten bir iletişim kuramadıkları için mutsuzlar. İnsanlar, sosyal ilişkiler yıprandığı ve birbirleri­ne artık çare olamadıkları için mutsuz. Modern çağda mutsuzluğun en temel sebebinin, anlam kaybı ve toplumsal olanın kaybı olduğunu söy­leyebiliriz.

Uzmanlar genelde anksiyetenin modern toplumun hastalığı olduğu görüşünde. Sizin bu konuda yorumunuz nedir? Sizce bu has­talık neden artıyor?

Anksiyete durumu, belirsizlikle ortaya çı­kan bir durumdur. İnsanlar gelecekten emin olmadıklarında ve geleceğin neler getireceğini çok iyi tahmin edemedikleri zaman anksiyete sorunu yaşayabiliyorlar. Tabii bir de her şeyi kontrol etme istediğimizden kurtulmamız la­zım. Hayat kendini kolaylıkla ele veren bir du­rum değil, hayatta her şeyi tam manasıyla kont­rol edemeyiz. Modern dünya biraz da kontrol isteği üzerine kurulmuştur. Her şeyin elimizin altında kurulmasını bekliyor ve hayatı uzaktan kumanda ile kontrol edebileceğimizi zannediyo­ruz. Bu yanıltıcı bir düşünce; eğer insan her şeyi kontrol edebileceği düşüncesinden sıyrılırsa, anksiyeten kurtulur diye düşünüyorum.

İnsanlar sosyal medya üzerinden her anını paylaşıyor. Mutlu olmasalar da çok mutluymuş gibi davranıyorlar. Bir psikiyatrist olarak in­sanların sosyal medya ile ilişkisini nasıl değer­lendirirsiniz?

Sosyal medya insanların çok kolaylık­la –mış gibi davranabildiği bir mecra. Orada olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi davranıyoruz. Aslında kişiliğimizde göstermek istediğimiz tarafları yansıtıyor ya da kendi kişi­liğimizi cilalatıp parlatıyoruz. Kimlik egzersizi gibi herkes kendinin ne olabileceğini biraz ora­da göstermeye çalışıyor. Kendimize ait hayal­lerimizi, ümitlerimizi ve beklentilerimizi oraya yansıtıyoruz. Göründüğümüz kadar var olduğu­muzu zannettiğimiz bir çağda yaşıyoruz.

Sosyal medyada giderek artan şiddet eği­limleri de var. Herkes herkesin alanına çok kolay müdahale edebiliyor. İnsanlarda artan şiddet eğilimini nasıl yorumlarsınız?

İnsan görmediği zaman bir başkasına çok kolay düşmanlık geliştirebilir; gözlerine baktığı kişiye ise çok kolay şiddet uygulayamaz. Oysa sosyal medyada aynı futbol tribünlerinde ol­duğu gibi insanlar anonimlik zırhının arkasına saklanıp çok kolay nefret ve öfke hareketlerine savrulabiliyor. Burada birkaç faktör var. Birisi anonimlik zırhı; binlerce ya da on binlerce in­sanın içerisinden sahte bir isimle fark edilme­yeceği düşüncesi bizi daha kayıtsız davranma­ya yönlendiriyor. Bir diğeri ise internet ortamı; burası dürtüselliği çok kışkırtan bir ortam yani aklımıza geleni çok hızlı eyleme dönüştürebili­yoruz. Normalde yüz yüze olduğumuz ve öfke­lendiğimiz insana karşı duygularımızı tutarız; hemen ifade etmeyiz, daha sakınımlı davranırız. Oysa internet ortamında çok hızlı ve dürtüsel bir şekilde ve düşünmeden fevri olarak hareket edebiliyoruz. Bu da öfke söylemlerini artırıyor.

Peki, mutluluğun psikolojide karşılığı ne­dir? İnsanlar nasıl mutlu olabilir?

Mutluluk, yetinmeyi bilmekle olur. Mutlu­luk, andan zevk almayı bilmekle olur. Mutluluk, dostlara yeterince zaman ayırmayı başarmakla olur. İnsan sevdiklerine iyi zaman ayırırsa, sev­diklerini yeterince severse, sosyal ilişkilerini derin ve geniş tutarsa, mutlu olma ihtimali ar­tar. Mutluluk, insan bir anlam duygusuna sahip olduğunda olur. Niçin yaşadığını, hayatını ne­yin aydınlattığını bilirse insan daha fazla mutlu olacaktır. Bu dünyada neden var olduğu bilinci, mutluluğa götürür.

Kitaplarınızda genelde “Merhamet” duy­gusu üzerine yoğunlaşıyorsunuz. Peki, neden “Merhamet” duygusu?

Günümüzde en temel meselenin merha­met olduğunu düşünüyorum. İnsanlar birbirine karşı çok kırıcı ve acımasız. Merhamet duygu­sunun ilköğretimden başlayarak okullarda bir ders olarak okutulması lazım. Çocuklara cana kıymanın kötülüğünün en başta öğretilmesi ge­rekiyor. Bugün dünyada büyük bir mülteci krizi ve bununda merkezinde yine merhametsizlik var. Mülteciler gittikleri her yerde güzel karşı­lanmıyor. Çok acımasız muamelelere maruz kalabiliyorlar. Bütün bunlar toplumda en büyük meselemizin empati ve merhamet olduğunu dü­şündürüyor.

Modern toplumda insan en çok hangi duy­gusunu kaybetti?

İnsan olarak acıma, merhamet, anlayış, hoşgörü ve tahammül duygumuzu kaybediyoruz. Hayat hızlandıkça insanlar, birbirlerine karşı daha acımasız daha kıyıcı olabiliyorlar. Hızlanan hayatta durup kendi içimize bakmayı unutuyo­ruz. O yüzden benim bir kitabımın başlığı “Ya­vaşla! Bu Dünyadan Bir Defa Geçeceksin” Türk­çede yavaşlık üzerine yazılan ilk kitaptır. Hala da belki de öyledir. Hepimizin yavaşlamayı ve kendi içimizden bakmayı başarabilmesi gerek.

Peki, insanı en çok hangi duygu üretken yapar?

İnsan yaptığı işi seviyorsa üretkendir. İn­san yaptığı işi yaparken akış duygusuna kapılı­yorsa üretken bir hayat sürdürüyor. Yaptığı işin anlamlı bir iş olduğuna inanan insanlar, fayda­lı olma bilinciyle üretken olabilirler. En temel şart, insanın hayatı ve yaptığı işi sevmesidir.

Hüzün ve keder ilişkisini konuşmak iste­rim. Arasında nasıl bir fark var?

Hüzün, bir misafir gibidir ara ara gelir ve gider. İçimizin en tenha köşeleriyle bizi buluş­turur. Hayatın gelip geçiciliğini hissettirir. O an için hayattan çok büyük bir neşe duymayız ama bazı şeyleri de daha derinlemesine yaşarız. Klinik depresyon, çok ağır mutsuzluk halidir. Bu durumda hayat durmuştur ve kişi etrafında güzel şeyler olsa da hiçbir şeyden lezzet almaz hale gelir. Hüzünlü insan ise hayattan lezzet alır.

Bu durum melankoliye benziyor mu?

Melankoli daha depresif bir durumdur. Eskiden melankoli, hüzünlü halleri tasvir et­mek için kullanılmıştır. Günümüzde melankolik depresyon dediğimiz zaman klinik düzeyde bir depresyonu anlıyoruz. Dolayısıyla hüznü tedavi etmeyelim ama depresyonu gördüğümüz yerde iyileştirelim. Onun insanları felç etmesine izin vermeyelim. Hüzün, insanın derinleşmesine yol açtığı için üretkenliği de arttırabilir.

Yakın zamanda okuduğunuz ve beğendiği­niz bir kitap var mı?

Her gün kitap okurum. Zygmunt Bauman’ın Benlik Pratikleri kitabını okuyorum. Bazı İn­gilizce kaynaklardan “Sufiler” üzerine okuma­lar yapıyorum.

“Modern Dünya Hangi Duyguları Unutturuyor?” Kitabın Ortası dergisi, Kasım 2018, Sayı 20.

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 17:53
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20