Hekimoğlu İsmail bizlerle

Nurettin Durman Hekimoğlu'ndan aktarıyor: Sanki ben fezaya giden bir füzenin içindeydim; ne pencere var ne kapı.. Gidiyorum

Hekimoğlu İsmail bizlerle

Daha Timaş yokken Hekimoğlu İsmail Beylerbeyi Camiinin denize bakan tarafında bize harika bir sohbet vermişti. 4–5 kişi kadardık.

İmam, müezzin ve biz bir kaç kişi. O arada Minyeli Abdullah. Ben kitabı okuduktan sonra beraber çalıştığımız arkadaşa vermiştim okusun diye. Okumaya uzak bir arkadaştı. Gazete okumayı saymıyorum tabii. Çalıştığımız dükkânda hem okuyor hem ağlıyor arkadaş. Böyle bir şeydi işte yetmişli yıllar. Bir de hastalığında kısa bir mektup yazmıştım İsmail Beye. Bu yoğun zor günler içinde sorularımı cevaplandırdı. Teşekkür ederim.

10649Yazmaya nasıl başladınız?

Çocukluğum, tek bir kitabın bile bulunmadığı bir evde geçti. Zannederim, ortaokul ikinci sınıftayken, Öğretmenimiz sınıfta Çalıkuşu romanını okuyan olup olmadığını sordu bize. 35 kişi içinde sadece benim parmağım havaya kalktı. Öğretmen beni takdir etmekle beraber, “Roman ve okul bir arada yürümez ya romanı ya okulu bırakacaksın." dedi. O zaman okullarda rehber öğretmenler yoktu. Keşke birisi, liseyi bitirdikten sonra üniversite okumam ve Fransızca öğrenmem konusunda teşvik etseydi beni. Şimdi en çok o dönemde bana yol gösteren insanların olmamasına üzülüyorum.

Yazmaya Erzincan’da başladım… Mahalli gazetelere yazı yazıyordum. Köroğlu, Karagöz gazetelerinden işe başladım.

10650Çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Çocukluğum Erzincan’ın Til köyünde geçti. Annem babam ümmiydi, okuma yazma bilmezdi. Babam kasaptı annem ev hanımı… Bir gün öğretmen “yön nedir, öğrenin gelin” dedi. Eve gelip, amcama sordum, “yön sorusunu” sordu öğretmen, yön nedir?" Amcam dedi ki, "sen yanlış anlamışsındır, gön'dür o. Gön, sığırın derisidir" dedi. Böyle bir ailede yetiştim. Tarlada bahçede çalışarak geçimimizi temin ediyorduk. Babam sinirli bir adamdı amma aile hayatımız huzurluydu…

Çocukluğum deyince aklıma 1939 depremi gelir. Depremde kırk bin kişi öldü. Ben yedi yaşındaydım. Üzerimizde bir don bir gömlekle toprağın altından çıktık. Ağabeyim ve kız kardeşimi depremde kaybettik… Erzincan depreminden sonra, anneme psikolojik bir hastalık geldi. Ona göre sadece Erzincan değil, dünyanın bütünü batmıştı. Sinir sistemi çökmüştü. Çok zor günler geçirdi. Ölene kadar depresyonu atamadı üzerinden. Onu bazen sırtlayarak, bazen bisikletime bindirip doktora götürürdüm. "Oğlum yetiş!" diye feryat ederdi; bir gecede 3-4 defa annem için kalkardım.

Depremden sonra atımız, mandalarımız öldü. Avludaki koyunlar kaçıp gitti. Babam tam iflas etti. 5 kuruş para yok... Viranelerde ekmek aradık bulduğumuzu yedik. Kar yiyerek susuzluğumuzu giderirdik. Devlet çadır verdi çadırlarda yattık.

10651Ben tifo hastalığına yakalandım. İlaç yok, doktor yok. Ateşler içinde yanıyorum. Annem babam öleceğim diye çok korkmuşlardı. Depremden sonra gerçekten ikinci bir ölümden döndüm. Bu ölüm ihtimalleri daha sonra devam etti. Uçak kazası, ameliyat, hastalıklar…

18 yaşıma geldiğimde babama, anneme ve Erzincan'a baktım "sen sen olma, değiş. Başka şeyler de yapabilirsin" dedim. Sonrasında kendi kendime İngilizce ve Arapça çalıştım. Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yayınladığı klasiklerden büyük bölümünü genç yaşlarda okumuşumdur. Kendime baktığımda 1940'lı yıllardan farklı bir Ömer olmuştum...

Yazmaya ve okumaya teşvik edenler oldu mu?

Hayır olmadı… Annem “inşallah paşa olursun, memur olursun” diye dua ederdi. Ben sadece fakirlikten kurtulmak için çalıştım. Teşvik eden olmadığı gibi kızıyorlardı “niye bu kadar okuyorsun, aklını oynatacaksın!” diye…

İlk okuduğunuz kitap?

Çalıkuşu.

İlk okuduğunuz şiir?

“Uyu yavrum, uşaklarla köleler
Uyandılar, vatanını bölerler
Seni bekler boynu bükük beldeler
Uyan artık uyanacak gün bugün
Dayan artık dayanacak gün bugün”

Mehmed Akif’i, Mehmed Emin Yurdakul’u, Nihal Atsız’ı çok okurdum.  

İlk yazdığınız yazı çıktığında ne hissettiniz?

Hayret ettim! Kendimi büyük bir yazar kabul ettim. Demek ki oluyor dedim, devam ettim.

Başka gazetelere başka dergilere yazı yazıp gönderdim.

Yazar olmak için çabaladınız mı?

Hayır çabalamadım. Sadece okudum ve yazdım… Niye okuyorum niye yazıyorum bilmiyordum…

“Uzun ince bir yoldayım,

Gidiyorum gündüz gece.

Bilmiyorum ne haldeyim,

Gidiyorum gündüz gece…”

Benim durumum böyleydi… Sanki ben fezaya giden bir füzenin içindeydim; ne pencere var ne kapı… Gidiyorum…

 

Nurettin Durman hürmeten sordu

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2010, 09:29
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Özkul
İbrahim Özkul - 11 yıl Önce

Hakikaten müthiş bir ibretlik tablo!

agt
agt - 11 yıl Önce

allah ondan razı olsun... pek çok kitabını okudum... tabi tüm bu yaşadıklarından habersizdim. çok etkilendim...

Sadi-i Şirazi
Sadi-i Şirazi - 11 yıl Önce

"Mehmed Akif’i, Mehmed Emin Yurdakul’u, Nihal Atsız’ı çok okurdum."
O sıralar aktığı mecra çok farklıymış.

nur
nur - 11 yıl Önce

cuma günü 22/01/2010 tarihinde gülhanede kaynak kültür merkezinde konfransı var gülhane timaş karşısı kaynak kültür merkezi saat 18:00 da

banner19

banner13

banner26