İnsana huzur veren, güzellik katan bir mescid

İlmi öğrenmeye ve öğretmeye olan aşkı hiç sönmeyen biri olarak Ali Behçet Efendi hazretleri Selimiye Tekkesi'nde tefsir ve hadis derslerinin yanında, Mesnevi-i Şerif ve İmam Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını okutmuş. Ömer Faruk Deliktaş yazdı.

İnsana huzur veren, güzellik katan bir mescid

Karacaahmed deryasına Hattatlar Mezarlığından dalmıştık. Harap halde birçok Osmanlı yadigarı mezar taşı gördük. Eminim ki göremediklerimiz gördüklerimizin birkaç misli idi. Mezar taşlarını inceleyerek mezarlığı arşınlarken hatırımızda “Üsküdar’ın Üç Sırlısı”ndan olan Eşref Ede ve hezarfen Necmeddin Okyay’ın sık sık Karacaahmed’deki cevelanı, bir de Süheyl Ünver’in 49 senede 100 kez koskoca Karacaahmed deryasını gezmesi vardı. Onlardan güç alarak saatlerce Karacaahmed deryasında yüzdük. Mezarlığa girerken acaba çıktığımızda nerede olacağız diye düşünüyordum ve çıkışımız yaklaştıkça gözümde ruhani havasıyla, etrafa ışık saçan ama ürkütmeyen güzelliğiyle, Selimiye Hankahı’nı gördüm.

3. Selim’in 1801-1805 tarihleri arasında Selimiye Camii ile birlikte yaptırmış olduğu bu cami, Küçük Selimiye Camii diye geçmekte. Bölgenin ismi Çiçekçi ve aynı isimli otobüs durağının hemen karşısında kalan bu cami, Selimiye Hankahı’nın sadece bir parçası. Zira tekkelerin kapatılması kanunuyla birlikte, bütün odaları, meşruta binalar yıkılmış, yok olmuş. Geriye bir tek cami ve şu an imam evi olarak kullanılan ama aslında Pertev Paşa Kütüphanesi olan bina kalmış.

Bütün güzel sanatları toplayan kitabe

Caminin Karacaahmed Mezarlığı cihetine açılan kapıdaki nefis talik hatlı kitabeyi temaşa eylerken, gözüm kapının sol tarafında bulunan demir şebekelere takılıyor. Kapıya yakın olan yeşil boyalı demir şebeke diğer pencereler gibi değil. Evet, bunlar hacet pencereleri olmalı… Bir diğer ismiyle niyaz penceresi. Lakin niçin yan yana duran bu üç pencere, duvarda açılmış diğer pencerelerden hem işleme olarak hem de büyüklük olarak farklı… İlk hacet penceresi hem hepsinden büyük, hem de işlemeleri çok daha farklı, onun solundaki ve onun da yanındaki ise aynı büyüklükte. Bu işin aslı şöyle ki hepsinden büyük ve farklı işlemelere sahip ilk demir şebeke, tekkenin üçüncü şeyhi olan feyz menbaı Konyalı Ali Behçet Efendi’ye aittir. Ayrıca caddeye açılan penceresinin hemen üzerinde diğerlerinden ayrı olarak bir kitabe mevcut. Kitabenin hattatı Yesarizade Mustafa İzzet Efendi… Hemen solunda bulunan iki şebeke de haleflerinin kabirlerine açılan pencerelerdir. 

Altından geçtiğimiz kapıdaki bu nefis kitabenin metni Pertev Paşa’ya, hattı Yesarizade Mustafa İzzet Efendi ait. İbrahim Hakkı Konyalı bu kitabe hakkında “yazanı, yazdıranı, hazırlayanı, klasik ifade ile manası ve müeddası bakımından şaheserdir. Bütün güzel sanatları toplamıştır.” ifadelerini kullanmakta. Bu harikulade kitabenin son iki mısrasından biri ebced hesabıyla hankahın inşasına (H.1250), bir sonraki mısra da bitiriliş tarihine (H.1251) göz kırpmaktadır. Arkamızı dönüp tekrar kapıya baktığımızda bir kitabe daha göreceğiz: “Yapıldıkta bu camii hâbde üç er olup zahir/ Birisi Hazreti Behçet imiş ol kutb-ı Rabbani/ Demiş Saçlı Efendi’ye kapuya yaz bu tarihi/ Bu camiide olan taat olur makbul-u subhani.” Kitabeye göre cami yapılınca uykuda üç er görünmüştür. Bu kişilerden bir tanesi Şeyh Konyalı Ali Behçet Efendi imiş. O, Saçlı Efendi’ye kapıya bu tarih mısraını yazdırmış. Bu şiirde de ebced hesabıyla caminin yapılış tarihine atıf yapılmıştır.

Bahçeye girdiğimizde insana huzur veren, gözünü dinlendiren şeylerden biri de ağaçların bolluğu ve çeşitliliği oluyor. Selvi, ıhlamur, ceviz, nar, erik, iğde, dut ağaçlarıyla dolu bir bahçe.

İnsana huzur veren, güzellik katan bir mescid

Cami, Ali Behçet Efendi’nin vefatıyla harap olmuş, Sultan 2. Mahmud tarafından bugünkü haliyle yeniden vücud bulmuştur. Cami restorasyondan yeni çıktı, restore edilmeden evvel gökyüzü mavisi ile boyalı iken şimdi daha tatlı bir renge boyanmış. Cümle kapısından girdiğimiz anda aslında bir tekke vazifesi gören mabede girdiğimiz bütün ruhaniyeti ve mimarisi ile belli oluyor. Kapının sol tarafında duvarda daima dilde zikir olması gereken ve tasavvuf erbabının virdi yazılı: “İlahi ente maksudi ve rızake matlubi”

Harim kısmına güneş şualı yuvarlak pencerenin altından giriyoruz. İnsana bu derece huzur veren, güzellik katan mescid gerçekten zor bulunuyor… İsmine de uygun olarak her tarafta çiçek motifleri mevcut. Minberi, mihrabı, vaaz kürsüsü, hünkar mahfili her biri birbirinden güzel. Tavanındaki süslemeler, cami duvarları, pencerenin mermerleri de dahil her yer çiçeklerle süslü.

Huzur-ı âlide diz çöküyorum. Başımı kaldırdığımda tahminim iki yüz yıllık ve çalışan bir saatin önünde olduğumu ve alt kısmında da Osmanlı armasının ilk halinin işlemelerini görmenin zevkini yaşıyorum. Namaz bitiminde camiin 18 yıllık imam hatibi Mehmet Uzunali hoca ile hasbihal ediyoruz. Yukarıda ahşap işlemeli küçük çiçek motiflerini soruyorum; “restorasyondan evvel 4 tane vardı, sonrasında gördüğümde 8’e çıkartmışlar” diyor. Bir de “camiin mimari özelliği olarak dört tarafında da güneş şualı yuvarlak pencereler var; bundan eskiden sadece giriş kapısında vardı, fakat restore edenler orjinalinde de vardır herhalde ihtimaliyle ellerinde bir delil olmadan buralara da eklediler” diyor. Sonra beni mihrabın yanına götürüyor. Mihrabın sağ ve sol yukarısında altın rengindeki maddeleri göstererek bunların şamdanların bacaları olduğunu ve dışarıya da deliklerinin olduğunu ifade ediyorlar.

Muhabbetimiz uzunca devam ederken hoca efendinin yanına yüksekçe bir sehpa geliyor. Bu nedir dediğimde ise bir kez daha bu camiye hayranlığım tazeleniyor: “Bu sehpa neredeyse cami ile yaşıt bir sakal-ı şerif sehpası.”

Camiden çıkıp haziresini dolaşıyoruz. Bizi üzen bir hadise cami haziresinde arıcılık yapılıyor olmasıydı. Neredeyse her çeşit mezar başlığı çeşidi mevcut. Hattıyla, işlemeleriyle, süsleri ve başlıklarıyla çok kıymetli mezar taşları çok kıymetli insanların hayatlarını temsil etmekte. Paşalar, şeyh efendiler, dervişler, sanat ile meşgul olmuş insanlar hep burada cem olmuşlar, sura üflenmesini beklemekteler. Ayrıca hazirede Bandırmalı tekkesinden getirilen 20 kabir de mevcut. Bunlar arasında Bandırmalı Tekkesi şeyhi Yusuf Nizameddin Efendi hazretleri de var.

Ali Behçet Efendi Hazretleri kimdir?

Ali Behçet Efendi, evvela kadılık vazifesinde iken Hüseyin Vassaf’ın ifadesiyle “kendilerinde zuhura gelen bazı hâlât ve tecelliyat-ı manevi üzerine” kadılık görevini bırakıp Afyon’da Alaaddin Çelebi’den çilesini tamamlar ve Mevlevilik icazeti alır. Bursa’da Abdülkadir Geylani hazretlerinin nesebinden olan Kerküklü Seyyid Burhaneddin Mehmed Emin Efendi’ye intisap ederek Nakşıbendiyye, Kadiriyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye ve Şüttaryye tarikatlarının icazetlerini de alır. Ve medfun olduğu Selimiye Tekkesi şeyhliğine tayin olunur. İlmi öğrenmeye ve öğretmeye olan aşkı hiç sönmeyen biri olarak Ali Behçet Efendi hazretleri burada tefsir ve hadis derslerinin yanında, Mesnevi-i Şerif ve İmam Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını okutmuştur.

Vaktiyle Üsküdar’ın sayılı yazma kütüphanelerinden olan Pertev Paşa Kütüphanesi'nin kitapları Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiş ve orada Pertev Paşa Kitaplığı olarak araştırmacıların hizmetine sunulmuştur.

19. yüzyılda İstanbul'da Mevlevi meşrepli Nakşibendiliğin en önemli simalarından olan Konyalı Şeyh Ali Behcet Efendi'nin mezar taşı kitabesini de müridi ve halifesi Pertev Mehmed Said Paşa yazmıştır. Mezar taşında Mevleviliğinin bir sembolü olarak Mevlevi sikkesi yer almaktadır. Mezar taşındaki yazılı olan son mısrasını ebced hesabına vurulunca 1238 (m.1822) tarihine denk gelmekte ve bu da Şeyh Efendi’nin vefat tarihini işaret etmektedir: “Oku ey Fâtiha-hân hâtime-i târîhini/ Göçtü dâvet-geh-i dîdâra Cenâb-ı Behcet” Mensupları arasında Halet Efendi, Pertev Mehmed Said Paşa, Kethüdazade Arif Efendi ve şeyhülislam Turşucuzade Ahmed Muhtar Efendi gibi dönemin önemli şahsiyetlerinin bulunduğu bilinmektedir. Rabbim ruhaniyetinden feyyaz olabilmeyi nasip eylesin.

Ubeydiyye Risalesi'nin müellifi

Konyalı şeyh Ali Behçet Efendi’nin yazmış olduğu tasavvuf/hakikat yolcularının rehberi olabilecek eserinin ismi Ubeydiyye Risalesi’dir. Tasavvufun muhtasar ilkelerini barındırıyor diyebileceğimiz bu eserin bir bölümü meşhur Nakşıbendi şeyhi Abdülhalık Gucduvani hazretlerinin Kelimât-ı Kudsiyye’sinin çok kısa ve kolay bir şerhinden oluşmaktadır. “Üç Silsile” bölümünde de iki ayrı Nakşi silsilesi ile Mevlevi nisbesini anlatmaktadır.

Eser hacmen küçük de olsa çok öz ifadeler barındırmakta. Şeyh Ali Behçet Efendi hazretleri üç türlü fethin varlığını söylemekte ve her birinin biri ile açılacağını, gülistanın güllerinin Rabbani yardım esintileriyle insana sunulacağını söyler. Bu üç fetih şunlardır: Mutlak fetih, Apaçık fetih, Yakın fetih. Hazret buyurmaktadır ki bu fetihler nihayetinde sorun giderilmiş olacak ve “Dağ üstü bağ olup yüreğin yağ olacak.”

Kitap, sohbet ve edebleri, gönül, ibadet, cezbe ve tasavvuf terimleriyle ilgili kısa bölümler halinde bilgiler verirken büyüklerin “Şeyhler üç türlüdür” buyurduğunu söyleyip bu şeyhleri ve üstün olanını söyler: “Hırka şeyhi, Zikir şeyhi, Sohbet şeyhi. Sohbet şeyhi cümleden daha eksiksiz ve üstün âlâdır. Ne olursa sohbet ve hizmetle olmuştur… Çoğu vakit erişilmek istenen şey sohbetle elde edilmiştir.”

Ali Behçet Efendi, risalesini kendi kaleme aldığı Na’t-ı Şerif ile nihayetlendirmiştir. Bu âlemden göçerken na’tına şu mısralarla başlamıştır: “Kûy-ı mihrinde garîbim bî-nevâ geldim sana/ Ben vatandan fâriğem vuslat-serâ geldim sana.”

(İki Ali Behçet Efendi vardır. ilki olan ve 1822’de vefat etmiş olan Ali Behçet Efendi yazıda anlattığımız zat olmakla birlikte diğer Ali Behçet Efendi 1935 senesinde Hakk’a yürümüştür.)

Haberin fotogalerisi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=9522 

 

Ömer Faruk Deliktaş yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 12:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Oğuzhan Kantar
Oğuzhan Kantar - 4 yıl Önce

Yazar alibehçet efendinin mezar taşından bahsederken hazretin mevleviliğine işareten kabirtaşının mevlevi sikkesi biçiminde olduğundan bahsetmiş fakirde şuna işaret etmek isterimki evet hazret mevlevi meşrepli nakşi şeyhidir ve mezar taşında mevlevi sikkesi vardır ancak mevlevi sikkeleri genelde kafesi veya cüneydi sarılır ve mezartaşlarınada bu şekilde nakşedilir ancak bu mezartaşında destar (sarık ) nakşi şeylerinin kualandığı ve ulema sarığı şeklindedir.buda hazretin nakşiline işarettir.

banner19