Dirilişe önderlik eden bir mücahide: Samiha Ayverdi

Samiha Ayverdi için İslâm, dünyanın direğidir. Onun için Müslüman dünyasının uyanışı kâinatın salahıdır. Müslümanın gaflet uykusunda gördüğü rüyalar kâinatın kargaşalığını ve fesadının işaretidir. Elçin Ödemiş yazdı.

Dirilişe önderlik eden bir mücahide: Samiha Ayverdi

Oğuz Kağan yeni topraklar edinmek için yola çıkar. Tan ağarırken çadırına bir ışık hüzmesi içinde görk yeleli kurt gelir ve ona rehberlik edeceğini söyler. Günden beri Türk’e önderlik eden ak yeleliler, aksakallılar var olur. Aksakal, bilgeliği ve aklı temsil eder. Türk’ün akıl anlayışı salt görünen değil görünmeyeni idrak edip hakikati bulmak, onu tanımaktır. İşte Aksakallılar bize hakikâtleri gösteren er kişilerdir. Devleti devlet yapan, töreyi kuran bilgelerdir. Onların ezel âleminin içinde yer alır, fanî dünyada elbise giyer, çıkarırlar. Türk’ün bilgesi er kişidir, onun cinsiyetine hüviyetine bakılmaz. Hakk’ın divanında belli olan, takvaya sarılan, kem nazarla bakmayan, gafil olmayan, Mevlâ’ya erişen kişi demektir. İşte bu erler biz Türklere, Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’ni, anlatan, öğreten, uğrunda yok olmayı belleten kâmil İnsanlardır. İslâmla tanışan Türk, yaradılış gayesini çok iyi kavramış, bunu hayatın her evresine ve devlet yapılanmasına da yansıtmayı başarmıştır. Kızılelma’sı olan İllayıkelimetullah’ı, görk yeleli kurtlar önderliğinde gerçekleştirmeye devam ederler. Kadim Türk tarihinde, değişen devirler çağlar boyunca görk yeleli, görk gözlüler var olagelmiş ve gelecektir.  Onlar sadece elbise değiştirirler. (Eski dil don değiştirme) 20.asrın Müslüman Türkleri’ne önderlik eden, görk yeleli ve gözlü isimlerinden biri de Sâmiha Ayverdi’dir.

Sâmiha Ayverdi, sadece bir edebiyatçı değildir.  Sadece mütefekkir ve yazar da değildir. O yazısını yazıp elinde kahve fincanıyla boğaz manzarasını izleyip, sokakta gördüklerini kâğıda dökmez. Bizâtihi sahteciliğine aldanmadan fani dünyanın içindedir. Hayal dünyası yahut inzivâ halinde yaşamaz. Kendi yurdunu, insanını beş duyusu ile tetkik eder.  O, anâsır-ı erbaa’yı hakikatiyle vücudunda cemetmiş olduğundan, beşeri, yurdunu, İslâm âleminin vaziyetini, gidişatını doğru tespit etmiştir. Tetkik neticelerini kaleminden çıkan derunî harflerle bize aktarır. O, kalemi tutanın kendi eli olmadığını her dem yeniler. Bu yüzdendir ki kaleminden damlayan kelimeler insanın idrakine nüfuz eder. Bize aktardığı her çıplak hakîkatin sonunda nasıl feraha çıkacağımızı da kırmadan incitmeden, yeise düşürmeden nasihat eder. Şaşalı, entrikalı hikâyeler aktarmaz, yanı başımızda gördüğümüz, küçük, sıradan görünenler üstünden, bizi biz yapan değerlerimizi anlatır.

Bu yüzdendir ki sadece yazar değildir, çünkü o insan yetiştirmeye kendini vakfetmiş, Müslüman Türk toplumunun toprak altında kalmış ‘yada’ taşını yeryüzüne çıkarmaya adamıştır. Müslüman Türk’ün, yada taşının gücünün, aşkta yani Allah ve peygamber aşkında olduğunu sohbetlerinde, yazılarında, konferanslarında söyleyip durmuştur. Gönül çerağımızı yakıp, nefs mağaramızdaki yedi başlı ejderden kurtarmak için yorulmadan mücadele eden yiğittir. Beşeri insan yapmak için mücadele verirken aynı zamanda milleti millet yapan değerleri muhafaza eder. Muhafazakârlıktan anladığı; olduğu gibi korumak değil, çağa uygun yeniden dirilişi sağlamaktır. Diline, tarihine, sanatına sâhip çıkmayan toplumların âkıbetinin yok olmak olduğunu söyler. Mimarimizin, musîkîmizin, san’atımızın, şiirimizin ve Türk’ün Türk olan değerlerinin her birini korur kollar. O, Osmanlı’da kuzeyyıldızı olmuş, Türk İslâm medeniyetini yeniden diriltmek; yeniçağa uygun, yüksek, dünyaya yön veren medeniyet sevdasının peşindedir. Bu yolda “kim benimle?” demez, silahını kuşanıp, Yunus gibi heybesini yüklenir, sırtını Allah’a dayayıp yola çıkar. Peki, onu bu kadar yiğit, korkusuz bir er kişiye döndüren kuvvet ne idi?  Bu kuvvet sırrını nerede aramak lazımdır?

Onun bu sırrı, peygamber efendimizin şu kıssasında gizli olsa gerektir.

Peygamber efendimizi öldürmek üzere gelen Gaves “Ey Muhammed, benden nasıl korkmazsın elimde kılıç var, seni kim koruyacak?” der. İki cihan serveri tarafından “Allah” cevabı verilir, bunun üzerine Zü’l-celâl ve’l-ikrâm tarafından yardımına gönderilen Cebrail düşman elindeki kılıcı düşürür, kılıç peygamberimizin eline geçer. Adı güzel Hz. Muhammed (s.a.v), Gaves’e “Peki seni şimdi kim koruyacak?” der. İşte, milleti millet yapan değerleri koruyan, onu yaşatan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, peygamber efendimiz Hz. Muhammed’i kendisine şiar edinmiş, sırtını Allah’a dayamıştır. Onun tek güvencesi, mülkümüzün sâhibidir. Medeniyet kuruculuğunda baş saflarda yer alan Mücahide Hatun, vaktin sâhiplerindendir. O, Yunus Emre için ezel anasının doğurmuş olduğu ulû kişi demesini bizler de kendisi için kullanabiliriz. Hayatının her aşamasında aksiyoner olarak yer alır, salt düşüncelerle, kalem ile aktarmaz, yetiştirmez, önderlik etmekle kalmaz. Olmasını istediği ne varsa, onu yapmak için harekete geçer. Bu yüzdendir ki fikrini aksiyona çeviren nadir kişilerdendir.

Kölelikten Efendiliğe kitabını Hicri Takviminin 1400 yılında İslâm âlemine yazmıştır. İçinde devlet reislerine yazılmış mektuplar da bulunur. Bu küçük risâle bir kılavuz niteliği taşır. Siyâsetten arınmış, onun mazgalından bakmayan, ilim ve îmanı hareket noktası kabul eden bir İslâm birliği ister. Kölelikten Efendiliğe kitabı Müslüman milletleri Îlla-yı Kelimetullah’a davettir. Yazmış olduğu bu risâleyi, bir fantezi ve hevese kapılarak aceleyle yazmadığını belirtir. İslâm âleminin içinde bulunduğu horlanış ve ızdırabın gün yüzüne çıkmasını istemiştir. Ve çamura saplanmış bir halde uyuyakalan Müslümanların uyanıp çamurdan çıkması için yazmıştır. Bu mektuplara gelecek olan eleştirilere, özellikle kim oluyor da yazıyor diyenlere kendisinin cevabı nettir. “Müslüman Türk kadınıdır.”

Bozkurt ana olan Sâmiha Ayverdi, bu risâlede dikkati başka bir yere çeker. Batı dünyası, bâtıl inanışlarını, yakıştırma naslarını kendi hüviyetine ait ne varsa her zaman diri tutarak, şâşalı kutlamalar yaparak kitleleri etkilemeyi başararak, onları her dâim Doğu dünyasına özellikle Müslüman Türk’e karşı ayakta tutmayı başarmıştır. Peki, Müslüman Türk ve Tüm İslâm âlemi ne kadar uyanıktır? Ve kendisine hain tuzaklar kuranlar karşında ne yapmaktadır? Bunların cevabını da yine kendisi verir. Hicrî takvim kutlamalarının da yaptığı bu mektuplar bir öncülük örneğidir ve önemli günler içinde geçerliliğini de korur. Yine aynı şekilde eski güzel âdetlerimizi yaşatmak için harekete geçer. Ad koyma, çocuk iftarı (1957 yılında ilk kez kendileri yeniden bu âdeti başlatmıştır.) âmin alayı, sema çıkarması; usulüne uygun şekilde semâzenlik öğrenme konusunda yine öncü kişidir. O her dâim Müslüman Türk’ün derûnî ve ledunnî kıymetlerini ayakta tutmayı kendisine vazife bilmiştir. Bu mevzularda uyarıcılığını her platformda sürdürmüştür. İşte o, dağılmış İslâm âleminin kenetlenmesi gerektiğini bunu yapacak olanların da gönülleri kararmamış, iman ateşiyle yanıp tutuşmuş, vatan ve millet aşkıyla dolu, şuurlu, şahsî ihtirastan uzak, siyasî kaygı gütmeyen devlet adamları, bürokratlar, münevverler ve âlimler tarafından olacaktır.

Koca Mehmet Akif Ersoy,

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”

Mısrasındaki imanı ve vatanı için her şeyden vazgeçmiş olan Türk’ün son devirlerde, bu ihtişamlı tarihî vazifesinden, Allah’ın Türk milletine bahşetmiş olduğu İslâm’ın sancaktarlığından ayağının kaymış olduğunu, Îllayıkelimetullah gāyesinden uzaklaştığını üzülerek bizlere söyler.

“Kölelikten Efendiliğe”de, tüm İslâm âlemini dâvet eder. Kültür emperyalizmi ve ithal düşüncelerle Türk’ün ve tüm İslâm âleminin, diş bileyen düşmanlar tarafından boğazına takılmış köle zincirlerinden kurtulması gerektiğini, sadece Anadolu’ya değil tüm dünyaya haykırmıştır.

Mensubu olmaktan Allah’a hamd ettiği Türk milletine ise siyasî ve medeniyetin belkemiği olan, Osmanlı, Selçuklu Devletleri’nin sırrını iki kelimeyle açıklar: Tevhide dayalı devletçilik anlayışı.

Sâmiha Ayverdi için İslâm, dünyanın direğidir. Onun için Müslüman dünyasının uyanışı kâinatın salahıdır. Müslümanın gaflet uykusunda gördüğü rüyalar kâinatın kargaşalığını ve fesadının işaretidir.

Misyonerlik Karşısında Türkiyekitabında ise Hristiyan dünyasının Müslüman ve Türklere bakış açısını, gayelerini gözler önüne serer. Misyonerlerin kol gezdiği, Türk İslâm coğrafyasındaki faaliyetlerin amacı; Türk’ü Türk yapan aslî unsurdan yani İslâmdan uzaklaştırmak ve emperyalizme köle yapmaktır. Misyonerlere gönderdiği mektuplar onun tek başına açtığı mücadeleye şâhitlik eder. Her iki dünyayı birbiriyle kıyaslarken bizlere o kadim, ulvî değerlerimizin asıl kaynağının imanımız olduğunu gösterir. Bilge Kağan’ın “Ey Türk titre ve kendine dön” sözünü 1400 yıl sonra postunu giymiş, yeniden diriltmiştir.

Batının sunduğu düşüncelere kapı açan, onları baş tacı eden her ferde uyarı yapmayı ihmal etmez.

“Peygamberimizin kıyamete kadar sürecek bir hak ve hakikat direktifi olan veda Hutbesi, 632 senesinde söylendi. Gözlerini uyuşturarak gafletlerinden uyanmaya çalışan Garplı devletlerin İnsan Hakları Beyannamesi ise 1789’da yayımlandı.

Görülüyor ki Haçlı Garbın emekleyerek elde etmeye uğraştığı ferdî hürriyet ve istiklâl, İslâmiyet’in zuhuru ile beraber doğmuş; her geçtiği yere de tesirlerini beraber götürmüştür” (Misyonerlik Karşısında Türkiye)

Hangi millet olursa olsun din ve imanı boş kalmış ise onun bu boşluğundan faydalanmasını bilen zümrelerin faaliyetleri alıp yürüyecektir. Sâmiha Ayverdi, gittikçe iman noktasından uzaklaşan Türk milletinin yürüdüğü yolda karşısına çıkıp yanlıştan dönmesi için uyarmıştır. Uyarmakla kalmamış, her doğanı kendi evlâdı gören bir anne olarak tek dişli canavarın karşısında set olmuştur. Onun bu tür faaliyetlere verecek, heba edecek bir vatan evlâdı yoktur. Gençlere el uzatan, onların gönüllerini karartan her oluşumun karşısında durmuş, elini taşın değil ateşin içine sokmuştur. Ateşe atılmaktan, sindirilmekten korkmamıştır. Türk milletinin üstüne atılan lavları iman aşkıyla söndürmek için ön saflarda yer alan cihad eridir.

Kaybolan Anahtar, Ne İdik Ne olduk, Dünden Bugüne Ne Kaldı, Arkamızdan Dönen Dolaplar, Türk Rus Münasebetleri ve Muhabereleri, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, millî gāye ve hafızamızı canlandırmak, bizleri uyarmak üzere yazılmış eserlerdir.

Millî Kültür ve Meseleleri ve Maârif Davamız, öğretmen, bürokrat ve kültür insanlarının okuması zarurî olan rehber kitaplarının arasında saymak yeridir. Burada ele aldığı konular kanayan her yaramızın merhemini anlattığı gibi medeniyeti nasıl kuracağımızı da tek tek açıklar. Ona göre, aydınlarımızın temel sorunlarından birisinin millî hafızadan, gayeden ve kendi değerlerinden uzaklaştıran düşüncelere kapılıp gitmesidir. Sâmiha Ayverdi’ye göre aydınlarımız, fikir dünyasının millî maârif süzgecinden geçmeden, Batı menşeli her değere yatkın ruh haleti içinde olduklarına, halkın batıya kuşkuya bakmasına rağmen münevverlerin ona koşmakta, öz benliğinden kaçmaktadır. Kaybolan Anahtar kitabında bu düşüncelerine rastlarız. Halk ve münevver arasındaki bağın kopuk oluş nedenlerinin başında, kendini araç olarak gören bürokrat ve siyasîlere güvenmemesi, aydınlarımızın Türk irfan ve imanını yıkmak, küçük düşürmek isteyenlerle kol kola olması neticesi kafalarına bu tohumların ekilmesidir. Bunun sonucunda da halkın inanç ve töresinden uzak yaşayışı vardır. Bir diğer etken ise devletin her dâim bu hâkim zümre aydınların saflarında yer alması, onun devletine olan güvenini de sarsmıştır. Sâmiha Ayverdi halkın tek güvendiği zümrenin din adamları olduğunu söyler. İşte halk ve münevver arasındaki düğümü çözüp birleştirecek olan din adamlarıdır. Bu önemli zümrenin cehalete teslim edilmemesi, bilgi ve irfandan uzak merdiven altı din tüccarlarının elinden kurtarılması elzemdir. Bilgi ve irfan sofralarında yetişen, memleket aşkıyla dolu, ilerici bir ruh ve kafa yapısına sahip mücahid ruhlu münevver din adamlarının yetişmesi mühim bir konudur. Çünkü vatanperver, ilerici münevver hocalar kütleyi dış saldırılara karşı uyaracak en önemli kuvvettir. (Bknz. Millî Kültür Meseleleri ve Maârif Davamız)

“Hatta ve belki köyden de evvel, gafletlere bürünmüş ve târihi gerçeklere sırt çevirmiş şehirli münevveri uyandırmak îcap etmektedir. Zîra münevveri câhil olan bir memleket, düşman orduları ile yaka yakaya cenk eden herhangi bir memleketten daha büyük tehlikelere mâruzdur” (Millî Kültür Meseleleri  ve Maârif Davamız)

Bozkurt ananın rehberliğinde, Türk milletine millî şuuru nasıl inşa edilecektir?

Medeniyet ve millî şuur inşasında, sanata çok mühim bir vazife verir. Sağa hizmet eden sanatçıların, saz şairlerinin âşıklarının en ücra köylere giderek cer hocaları gibi “Millî şuuruoluşturmaları gerektiğini söyler. Sivil toplum kuruluşları kurarak Türk sanatının yaşaması sağlanmalıdır. Bizâtihi kendisi birçok dernek ve vakfın kurulmasına öncülük etmiştir.

Sadece münevver din adamları ve sanatkârlara da iş düşmez, gençlere de aynı şekilde vazife vermiştir. Sol görüşlerin misyonlarına karşı şuurlu, münevver ve vatanperver gençlerden oluşan ekiplerin, vatan aşkıyla bunların karşıların da saf tutması gerektiğini, mücadele vermesi gerektiğini söyler. Yanında yetiştirdiği birçok talebesi onun bu sözlerinden hareket ederek vatanın her ücra köşesine gönüllü olarak gider.

Göründüğü gibi sadece tetkik değil Türk milletine de tedavisini sunan biridir. O bu görüşlerini, insanda da tatbik etmiş, bugün Türk kültürünü, irfanını yaşatan, hareket noktası imanı olan, vatan aşkını kendisine vird edinmiş münevverler, bürokratlar, doktorlar vs yetiştirmiştir.

Evet, o neden “Bozkurt Anadır?” denildiğinde, Oğuz Kağan’ın karşısına çıkıp beni takip et diyen, ona yol yordamı gösteren Gökbörü’nün yaptığını yapmamış da ne yapmıştır? O, “Hani Görk Börü nerede?” diyen evlatlarına “Buradayım” demiş, onun sıkışıp kaldığı, gerek gönül dağını gerek dış yurdunu ithal düşünce işgalinden kurtarmak için eritmiştir. Türk’e bilgelik eden öncülerden olmuştur.

Türk milleti ve Müslümanlık için kendini adayan bu aziz insan, usanmayacağımız, her dem doğan, yaşayanlardan olmuştur. O ezel anasının doğurduğu ulu kişilerdendir.

İşte bozkurt ana, vatan ana, alperen ana… Anne olan Sâmiha Ayverdi, kendisine kimsin sen?  diyenlere şöyle seslenmiştir:

Kim olduğumu söyledim. Müslüman ve Türk'üm elhamdülillah. Sıfatımın da sıfatsızlık olduğunu tekrar edebilirim. Esasen cesaretim de yokluğun verdiği bu huzurlu varlıktan ileri gelmektedir vesselâm.”

Elçin Ödemiş

Yayın Tarihi: 25 Kasım 2021 Perşembe 09:00 Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2021, 18:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yıldız Daryal
Yıldız Daryal - 8 ay Önce

Elçin hanım Allah sizden razı olsun. Samiha Anneyi çok güzel anlamış ve anlatmışsınız. Allah sizden razı olsun.Elinize kaleminize sağlık.

Nuray Aytaç
Nuray Aytaç - 8 ay Önce

Müslüman - Türk kimliğimizi yapılandırmak için, Kur'an'ın emrettiği ilmi araştırmaları yapmak, sonuçlarını vahiy-akıl doğrultusunda değerlendirmek ve yönetimde adalet-şura-liyakatı esas alarak hayatımıza taşımak, bireyler olarak da Kuran'ın emir ve yasaklarına uyarak içinde bulunduğumuz fitne ortamından kurtulmak
için önce kendimizi inşa etmemiz, sonra da örnek olarak toplumun düze çıkmasına çalışmamız berekir diye düşünüyorum. Muhterem Samiha Ayverdi'nin uyguladığı gibi.

BAYRAM YUKSEL. AYSEL YUKSEL
BAYRAM YUKSEL. AYSEL YUKSEL - 8 ay Önce

olup bitenletden yorulan beynimiz bunalan gonlumuz rahatladi ferahlandi istikbal hakkinda daha umitlendik. VATAN ANAYI bu kadar guzel bu olcude derin. bu detece ihatali jyaziyi ilk defa okuduk. cok pek cok tesrkkur.

AYSEL YÜKSEL  BAYRAM YÜKSEL
AYSEL YÜKSEL BAYRAM YÜKSEL - 8 ay Önce

NEVARNEYOK ( whatsup) dan yazmıştık amma nasıl teşekkür edeceğimizi inanın bilemedik. Rahmetli Emin Işık hoca VATAN ANA demişti sizin BOZKURT ANA da çok güzel ve isabetli.
Elinize kaleminize bereket... Allah devamını da nasibetsin....Selam ve muhabetlerimizle

Inci
Inci - 8 ay Önce

Sik sik Samiha anneyi ne kadar anlayabildik diye düşünmüşümdür. Yazida bu sodunun uzun ve guzel bir cevabı gorunuyor. Tebrikler.

Sevgi Özküzne
Sevgi Özküzne - 8 ay Önce

Fevkalâde güzel.. Sâmiha Ayverdi’yi çok güzel anlamış ve yorumlamış. Tebrik ediyor gözlerinden öpüyorum

Sevgi Özküzne
Sevgi Özküzne - 5 ay Önce

Elçin Hanım! Ne güzel anlamış ve ifâde etmişsiniz. Ömrünüze bereket, muhabbetler

Sevim bayramoğlu
Sevim bayramoğlu - 8 ay Önce

Çok güzel anatılmış yüreğinize sağlık

banner26