banner16

Bir Nusret Özcan Vardı Diyecekler

Şiir, edebiyat, sinema, radyo, hayat, sevmek, yaşamak, dost ve yüzünün nurunu arttıran bir gümüş sakal... Nusret Özcan... Ölümünün 11. yılında Nusret Özcan hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Bir Nusret Özcan Vardı Diyecekler

İnsana güven, huzur veren bir duruş ve ses tonuyla sizi karşılayan mütebessim bir yüz. Sanki hep bembeyazmış gibi öylesine doğal ve öylesine yerini kabullenmiş bembeyaz saçlar ve sakal. Konuşurken acele etmeyen, karşısındakini ciddiye aldığını hissettiren bakışlar…

Nusret Özcan ile birkaç kez karşılaşma, sohbet etme imkânı bulmama rağmen her seferinde aynı samimiyeti ve güven duygusunu vermişti bana. Bu çağda içtenlik işte böyle olur dedirten bir değişik hâl vardı üzerinde: Necip Fazıl rikkati ve Fethi Gemuhluoğlu içtenliği. Çevresine karşı duyarlı, olup biteni boş geçmek istemeyen bir dikkat ile yaşayıp sevenlerinin gönül hanesine “dost” mührünü vurarak aramızdan ayrılan Nusret Özcan.

Dost canlısı, aşk ehli

“Dost” kavramına derin anlamlar yükleyerek yaşamıştı Özcan. Çevresindeki herkesle sıcak bir bağ kurmayı kendisine şiar edinmiş, gönül dünyasını dost meclislerinde beslemişti. İnsanın dünyada bir dostum olacaksa o da Nusret Özcan olsun diyeceği bir yol arkadaşı.

Nusret Özcan adına yapılan bir anma programında eşinin yaptığı konuşmayı okuduğumda “İşte budur gönül zenginliğinin hiç bitmeyen engin pınarı” demiştim. Eşi hanımefendi, “Sürekli arkadaşları ile buluşmaya giderdi. Onlarla çok vakit geçirirdi. Saati, vakti belli olmazdı bu gidişlerin. Ben de bu duruma için için kızardım. Şimdi onu seven bu kadar dostunu bir arada görünce iyi ki dostlarını ihmal etmemiş, iyi ki onlarla dopdolu vakitler geçirmiş diyorum.” cümlelerini kurarak ifade ediyor duygularını.

Nusret Özcan ile tanışmış, onun sohbet halkasından geçmiş kim varsa bir şekilde hayatında Nusret Özcan’a yer açmış demektir. Kimisi onun sayesinde gazeteciliğe başlamış, kimisi radyoyla onun vesilesi ile tanış olmuştur.

Dostluğu aşk derecesinde önemseyen dost canlısı, aşk ehli bir gönül insanı. Yolu gazetelerden, televizyonlardan, radyolardan, dergilerden geçmiş olsa da onun için esas olan dostlarının varlığıdır. Gücünü dost muhabbetinden ve selamından alır, selamı ve duayı çoğaltır çevresinde.

Kaf Dağı’nda yazmıştı

Ben Nusret Özcan’la daha tanışmadan dostluk kurmuş şanslılardandım. Kaf Dağı dergisi çıkardı Almanya merkezli olarak. 90’lı yıllarda başlayıp 2000’li yıllara kadar devam etti yayınına dergi. Kemal Aykut’un gayretleri ile çıkıp Türkiye’de de ses getiren bir dergi olmuştu Kaf Dağı. Dergiyle tanıştıktan sonra neredeyse her sayısında yazmaya çalıştığım bir dergi olmuştu. Derginin değişmeyen bir ismi de Nusret Özcan’dı. Her satırında aşk ehli olduğunu hissettiğim yazılarını, şiirlerini büyük bir keyifle okudum Özcan’ın.

Daha sonra Yeni Şafak gazetesinde tanıştık Nusret Özcan ile. Dergideki yazılarında yakaladığım içtenliğin daha da fazlasını onunla muhabbetimizde buldum. Hani “sevdiğiniz yazarlarla, şairlerle tanışmayın ki hayal kırıklığına uğramayın” denir ya, işte Nusret Özcan bu algıyı yerle bir eden samimiyete sahipti. Kaf Dağı’nda yayınlanan yazısından bir bölümü buraya almak istiyorum.

Ne uzun bir bekleyişti Efendim!..

Ne uzun… ve ne hazin bir bekleyiş!…

Zaman ve mekân

Efendimi bekledi,

Âlemler Efendimi…

Dünya Efendimi bekledi…

Her doğan gün “Belki bugün…” diye tarifsiz bir umutla sürdürdü bekleyişini…

Haberciniz olan Resûller geldikçe bir bir daha da arttı bekleyişin azabı…

Resûller Efendimi bekledi,

ümmetler Efendimi…

Gece ve gündüz; güneş ve ay ve yıldız Efendimi özledi…

Yeryüzü, gökyüzü ve deniz Efendimi…”

Dünyada aşk yaşasın diye

Leyla ile Mecnun kitabını yazma sebebini Ebubekir Kurban ile yaptığı bir söyleşide şöyle dile getiriyor Özcan: “Şimdi bir aşksızlık olduğu gerçek. Aslında modern dünya pek çok kıymetimiz gibi aşkı da alıp götürdü bizden. “Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok, kimseler âşık değil bu şehirde” diyor şairlerimizden İsmet Özel. Gerçekten ciddi bir aşksızlık var ve insan bazı şeyleri aşk zannediyor. Ama bu, aşkın olmayışından dolayı değil. Belki de modern dünyanın insan hayatını imhâya yönelik dayatmalarından kaynaklanıyor. İşte o yüzden aşkı tekrar gündeme getirmek, insanlarla aşkı yeniden buluşturmak, “Aşk diye bir şey vardı hayatımızda; farkında mısınız?” diyebilmek için yazdım. İnsanlar aşka kayıtsız maalesef.”

Belki de bugün bile bizlere Nusret Özcan’ı unutturmayan, adını andığımızda içimizde dostluk adına kuşları dua dua kanatlandıran da, eline aldığı her işten yüzünün akıyla çıkması da bu yüzden olsa gerek. Aşk ile yapmıştı her ne yaptıysa ömrü hayatında.

Dergâh dergisinde yayınlanan bir şiiri eşliğinde Nusret Özcan’ı özlem ve rahmetle anarak bitiriyorum yazımı:

Sesin karlı buzlu kış geceleri / Keskin ayazlar sesin / Dağların doruğunda uğuldayan bir rüzgâr / Buz tutmuş aynasında yapayalnız göllerin / Titreyen ayışığı / Yüzyıllar ötesinden elenir gelir sesin / Ve karanlıklar kadar derin / Öyle meçhul, öyle kimsesiz / Bildik bir hikâyeyi fısıldar / Öleceğiz… öleceğiz

 

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2018, 16:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
islam
islam - 3 ay Önce

Allah rahmet eylesin, tanıştık, çalıştık, sohbet ettik, faydalandık ve dâr-ı beka'ya yolcu ettik.

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6