Başında beresi yaşlıca bir zat: Kemal Batanay

Uğur Derman, Necmeddin Okyay'ın talebesi. Ders aralarında zaman zaman Kemal Bey diye bir zat anılıyor, sıkça da adı geçiyor. Ama henüz göremiyoruz onu..

Başında beresi yaşlıca bir zat: Kemal Batanay

 

Bir cumartesi sabahı fırçam elimdeydi. Aydınger üzerine hatayi çalışıyor, mürekkebi yaprakların üzerinde uzunca süpürüyor, kıvrıldıkları an bırakıyordum. Bu aniden nefesin kesilmesi gibiydi. Kimi zaman bir serçe oluyordu yaprak, öyle mahzun... Kimi zaman rüzgârın ıslığına uyup kıvrılıyordu. 'Nikriz' dedim usulca... Senin adın 'nikriz' olsun. O makamda kâh bir serçe ol kâh bir yaprak.

Böyle böyle öğle vakti geldi... Arkadaşlar tuttu elimden, Uğur Derman'ı dinlemeye gidiyoruz. Kemal Batanay konuşulacakmış. 'Peki' dedim, fırça da benimle.Kemal Batanay

Konuşmanın yapılacağı salona girdik, beş kişilik bir sazende topluluğu vardı sahnede. Besteler çok tanıdıktı bize. Anlayın işte, fırçayla bana yani. Önlerden bir yer tuttuk. Dinlemeye koyulduk.

Arka perdeye slayt yansıtılmıştı, kulağımız seslendirilen bestelerde gözümüz yavaş yavaş geçen resim ve yazılardaydı:

Kemal Batanay.

7 Şubat 1893'te İstanbul'un Fatih semtinin Hırka-i Şerif mahallesinde doğdu.

Türk musikisi bestekârı ve ta’lik hattatı.

Konser sona erdiğinde işte fırçanın bereketi: Uğur Derman çıkıyor sahneye... 'Fırça' diyorum, 'bak nasibliymişiz bugün; ter ü tazeyiz ikimiz de ama ne hoş kapılar açılıyor önümüzde.'

Uğur Hocamız hoş sohbetini esirgemedi, biz de biraz geçmişe gittik.

Kemal Batanay'ı yazacağız, hazır ol fırça!

Çocuk saffetindeydi

Yıl 1955.

Uğur Derman, Necmeddin Okyay'ın talebesi. Ders aralarında zaman zaman Kemal Bey diye bir zat anılıyor, sıkça da adı geçiyor. Ama henüz göremiyoruz onu, sabırsızlıkla bekliyoruz... Fırça da öyle.

Bir kaç sene sonra serin bir akşam vakti kapı çalınıyor. Uğur Bey kalkıp açıyor kapıyı... Biz de meraklı gözlerle yöneliyoruz kapıya doğru. Başında beresiyle yaşlıca bir zat: Kemal Batanay.

Sonrasında gördük ki o bereyi hep giyerdi. Umumiyetle de gittiği yerlerde unutur, hatırlayınca tekrar dönüp almaya gelirdi. Edeple beliren tebessüm sonra...

1963'de Uğur Bey Ayaspaşa’da eczane tesis ettiğinde Kemal Bey adet edinmiş, cuma namazında Hafız Ali Efendi'nin Yeraltı Camii’nde hutbesini dinledikten sonra sohbet etmeye gelirdi.

Vefa deyince akla ilk gelen isimdi, sık sık arar, hal hatır sorardı.

Çocuk saffetindeydi.

Bir mecliste gıybet olduğunda ya men eder ya da ayrılırdı oradan.

Yolda giderken devamlı dudakları kıpırdardı. Başka bir şeyle meşgul değilse hatim sürerdi.

Kemal Batanay - Celî Ta'lik Levha - Hadis-i Şerif “Ümmetimin şereflileri Kuran’ı taşıyanlardır” (Tezhip: Rikkat Kunt)

Bir akşam saz eserini radyoda çalmışlardı. Cinaslı ve kelime oyunuyla konuşmaktan zevk alan Necmeddin Okyay bir gün Kemal Bey’e "Kemalciğim sen geçenlerde birinden Hisar’da buse almışsın, radyoda ilan ettiler" dedi.

Kemal Bey edeple “ben öyle bir şey yapmadım efendim” diyerek hüzünlenmişti.

Hayatı hep neşeli geçmiş, fakat son zamanlarda bir durgunluk gelmişti.

...

Konuşması durgunlaşınca Uğur Bey’in, biz de geçmişten sıyrılıyoruz.

Fırça, içinde kuruyup gizlenmiş bir kaç damla mürekkebi akıtıyor... Usulca çantama koyuyorum ve ayrılıyoruz.

22 Haziran 1981’de vefat eden üstadın Nikriz’i bize yazdırdı bunu… Fırçayla yüreğimize ferahlıktır geçmişten.

Bir bestenin fısıltısında fırça şaha kalkıyor; bir hocanın gözlerinden diline hocası akıyordu: Nikriz bizi eve götürüyordu...

Rahmet olsun...

Nikriz Saz Semaisi / Bestekârı: Kemal Batanay



Esra Erdoğan yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2013, 16:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13