'Doğu diye bir yer var ve oraya aittir ruh'

Sudanlı sanatçı Hamza el- Din'in sakin sakin akan sesini dinlemeli… Meryem Vera yazdı..

'Doğu diye bir yer var ve oraya aittir ruh'

Derinden gelen ılık bir esinti bu ses. Çöle de denize de aynı sesleniyor... Siz dilerseniz bir rüzgâr deyin, kum tanelerini havalandıran... Ben bir hikâye diyeyim, yazıp denize attığım... Hem neden dalgalı sanırsınız ki denizi? Hep bu hikâye... Hep bu yoğun sessizlik değil mi?

Bu ince bir sır çöl ve deniz arasında. Yalnız kulağı işiten, gönlü görenler bilebilir. Ses tıpkı güneş gibi... Suya da değse kuma da değse gözleri kamaştırıyor.

'Doğu diye bir yer var ve oraya aittir ruh' mısraının tılsımı bir şarkıda parıldıyor, çöl koca bir şiire dönüşüyor.

Mısır'ı dolaşıp Nubya türkülerini derliyor

Parlak siyah yüzlü, beyaz elbiseli ve neşeli bir adam Hamza el- Din.

Sudanlı sanatçı, Kahire Üniversitesi'nde mühendislik okurken ud çalmaya başlıyor. Sonrasında kültürünü korumak adına bir yola çıkıyor. Eşek sırtında Mısır'ı dolaşıp Nubya türkülerini ve bu türkülerin hikâyelerini derliyor.

Hangi şarkısını çevirdiysem bir hikâyenin içinde buluyorum kendimi. Kelimeler, müzik, ritim... Bir çöl kadınının hikâyesini haber veriyor, bir aşkın hikâyesini, bir hüznün...

Öyle ki müziği kalbinizle doğrudan konuşuyor. Çünkü müziğin içine kendini koymuş, huzurlu bir yolculuğa çıkıyor. Ve sesi yankılanıyor gece metninde:

"Ben bir serçeyim

Kalbi beyaz...

Kainatın üzerinde uçuyorum

Barış için şarkı söylüyorum

Aşk için... insan için... her yerde, sevinçle uçuyorum.

Adresim satırlardır, rüyalarla işlemeli...

Şarkı söylüyorum... Tebessüm ediyorum, ağlıyorum.

Gözyaşlarım hüzünleri yıkıyor her yerde..."

Denize düşen bir hikâye dalgalandırıyor çölü... Hikâyeler çölün derinlerinden sıyrılıyor ve serçelerin kanatlarında udun tellerine konuyor. Çölün dilinde konuşmaya başlıyorlar. Bazen ud oluyor bu hikâyelerin dili, bazen tar. İlk albümü olan Music of Nubia (Nubya Müziği) 1964'de dinleyicileriyle buluşuyor. Udun telleri sesiyle titriyor gibi, bambaşka bir yorum, bir lezzet bırakıyor kulağımıza. Fegir Nedan (İbadete Çağrı), Desse Barama (Barış) şarkıları bu albümünden en beğendiklerim. Songs of the Nile (Nil Şarkıları) albümünde ise Tatyos Efendi'nin Hüseyni Saz Semaisi'ni kendine özgü yorumuyla sunuyor bize. Bu yüzden en çok da Samai (Hüseyni Semai) tanıdık gelecektir kulağınıza. Son albümü A Wish (Bir Dilek) adıyla 1999'da çıkıyor. Çok renkli bir albüm. Kış akşamlarında kestane ve çay ikilisine eşlik etmesi için odayı bu sesle doldurabilirsiniz. Ayrıca Feyruz'dan dinlediğimiz Lamma Bada'yı da farklı yorumuyla dinliyoruz Hamza el- Din'den.

Çölde yürürken ayağımıza takılan bir kavkıyı düşünün... Alıp kulağımıza dayıyoruz ve deniz sesi... Deniz her zaman bu kavkının içindeydi. Ben ise deniz kokulu bir şehirden yazıyorum, burada dinliyorum bu müzikleri... Sahilde yürürken ayağıma takılan bir kavkıyı dayıyorum kulağıma. İçinde çölün sesi...

2006 yılında bir ameliyat sonrası hayatını kaybediyor sanatçı. Geriye bir serçenin dedikleri ve çölün seslendiği kalıyor.

Hamza el Din  - Mwasha

Meryem Verâ yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2019, 12:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13