Maide Suresi’nde vasıfları zikredilen “Müslüman”

Mâide Suresi, Medine’de nazil olmuştur ve 120 ayettir. Veda Haccı’nda topluca indirildiği veya Hudeybiye Antlaşması’ndan itibaren hicretin altıncı yılında indirilmeye başlanıp Veda Haccı’nda bölümlerin tamamlandığı nakledilir. Akile Tekin yazdı.

Maide Suresi’nde vasıfları zikredilen “Müslüman”

Ev, okul, iş, aile döngüsündeki adımları, Allah için hayatlara dönüştüren niyet, sürdüren davranış, ulaştıran yön, kavuşturan düzendir İslâm. İslâm’ı beş N bir K sığlığında anlatmaz Kur’an. Peki, ne yapar? Her dine, millete bir mâide/sofra kurar ve çağırır. Gök sofrasından inen; yerdeki varlığı doyurur, barındırır, arındırır, yağmur gibi. Bu yağmur aynı zamanda insana, Allah’a teslim olması için vahiy olur, mana sofrasına dönüşür.

Musa Peygamberin kavmi İsrailoğulları’na bıldırcın eti ve helva sunulmuş, isyanları, hadsizlik ve yaptıkları haksızlıklar sebebiyle zillete, yoksulluğa, azaba çevrilmiştir.[1] İsa Peygamberden mucize olarak istenen sofra indirilmiş, şayet inkâr edilirse, yeryüzünde hiç kimseye edilmeyecek bir azap sebebi olacağı bildirilmiştir.[2] Peygamber Efendimize verilen en büyük mucize Kur’an’dır; Kur’an’ın bütününe imanın yaşanması İslâm’dır.[3] Tevhit ikliminin birer mevsimi olan dinlerin sonuncusu İslâm, Mâide Suresi’nde kemâline ulaştığı biçimiyle anlatılır. Acaba İslâm’ın müntesipleri de diğer kavimler gibi İlâhî düzen olan dine isyanın sonuçlarıyla karşılaşacak mıdır?

Maide Suresi’ni tanıyalım

Mâide Suresi, Medine’de nazil olmuştur ve 120 ayettir. Veda Haccı’nda topluca indirildiği veya Hudeybiye Antlaşması’ndan itibaren hicretin altıncı yılında indirilmeye başlanıp Veda Haccı’nda bölümlerin tamamlandığı nakledilir.

Mushafta yer alışı bakımından Mâide Suresi, kendisine kadarki surelerde yer alan içkinin yasaklanması gibi bazı ameli hükümlerin, hırsızlık suçunun karşılığı gibi cezaların ve dinin kesin ifadelerle son biçimine kavuşturulduğu ayetleri ihtiva eder. Bu sebeple Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Mâide Suresi Kur’an’ın nüzulce son olanlarındandır; helalini helal, haramını haram kılınız.” buyurmuştur. Akde vefanın gereğini, gıdanın helalini açıklayan, manevi gıda ve ibadete vesile abdest, teyemmüm gibi ihtiyaçların ölçülerini, kurbanın maddî ve manevî şartlarını belirleyerek başlayan surede sofra, Müslümana, yemin ve ihramlı iken av hayvanı öldürme hatalarına kefaret vesilesi olarak yoksulu doyurması için kurdurulur.[4]

Surenin adını, İsa’nın (Aleyhisselam) gökten ziyafet sofrası indirmesi hakkındaki kıssadan aldığı belirtilse de Mâide Suresi’nin “İslâm” nimetini anlatmakta olduğu ve bu kıssanın bu sebeple bu surede zikredildiği ifade edilmektedir.

Maide-i Kur’an’da İslâm’dan irtida/dönme

Hudeybiye Anlaşması öncesi müminler, yerleşik İslâm düzeninin kuruluş aşamasında olup Kureyş müşrikleriyle savaşlar yapmışlardır. Zahiren aleyhte gibi görünen Hudeybiye Anlaşması şartları sebebiyle Müslümanlar, İslâm’ı bulundukları Medine’deki Yahudi ve Hristiyan muhataplarına anlatabilmişler, Mekke ile Medine dışındaki yerlerde sistemli tebliğ faaliyetlerine başlamışlardır. Bu durum, daha önce olmayan refah ortamını meydana getirmiş ve Müslümanların İslâm dışı muhataplarla eskisinden farklı bir sosyal ilişki geliştirmelerine sebep olmuştur. Ehl-i Kitab hanımlarla evlilik izni, kestiklerinin helal sayılması, bu ortamın sonucunda indirilen bazı hükümlerdendir.[5]

İslâm Devleti’yle zahiren güçlenen Müslümanların itikadî ve amelî açıdan kendilerini garantide hissetmeleri mümkündü. Bu ortamda Mâide Suresinin 3. ayetiyle Efendimizin vefatına işaret edilmiş; Efendimizin ahirete irtihaliyle İslâm hâkimiyetinin ortadan kalkması ümidinde olanlara cevap, zihin ve fiilleriyle bu tehlikeye yaklaşmakta olan müminlere bir uyarı mahiyetinde surenin 54. ayeti indirilmiştir.

İslâm’a imanın ve bu doğrultudaki amelin oluşturması gereken ahlâkın madde madde işlendiği, dine isyanın akıbetini bildiren 54.ayette Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse Allah -müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, kendisinin onları seveceği, onların da kendisini seveceği- bir kavim getirir ki onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayanın kınamasından (Dedikodusundan) çekinmezler. Bu, Allah’ın lutf-ü inayetidir ki onu kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir.”[6] buyrulmuştur.

Manası açısından Maide Suresi 54. ayet-i kerime

Yazılan, söylenen, hissedilen bir kelimelik sempati ya da antipatiyle İslâm dışı kalmanın, Kur’an ve Sünnet’e anlık muhalefetin olabildiğince kolaylaştığı günümüzde Mâide Suresi 54, Kur’an’ın nazil olduğu ortamla sınırlı olmayan maksat ve mesajlarının kolayca anlaşılabileceği ayetlerden biridir. 

Ayette, iradesiyle İslâm dinine müntesip olduktan sonra, yine iradesiyle kullandığı söz, fiil ya da fikri, kalbî tercihleriyle irtidat eden kimseler olabileceği belirtilmiştir. Efendimiz hayattayken Esved-i Ansi, Müseylimetü’l-Kezzab ve Beni Esed kavminin, Ebu Bekir’in (Radıyallahu Anh) döneminde yedi kabilenin irtidat ettiği nakledilmektedir. Bu irtidadın mahiyeti itikadî esaslarla sınırlı değildir, amelî hükümlerden bir ya da birkaçının inkârı, reddi, küçümsenmesi, alay konusu olmasını kapsar. Dolayısıyla terk-i mevkî eden, tövbe etmeyen mürtedin yerini dünyada mutlaka bir başka Müslüman alacaktır ve bu yer yalnızca zekât vermeyi kabul etmeyenlerle savaşan Ebu Bekir Efendimizden başlayarak kıyamete kadar İslâm’ı topyekûn ikame eden tüm kişi ve kavimlere ait olacaktır. Ahiret azabı ise kaçınılmaz sondur.

Din, Allah’ındır. Şayet seçilmiş, razı olunmuş son din İslâm’dan dönülürse Allah’ın takdir ve tercihiyle gelecek kutlu kavmin ilk özelliği Allah Teâlâ tarafından sevilmektir; bu sayede ve bunun ardından kulun Allah’ı sevmesi, bu nedenle müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu olmasıdır. Müfessirler ayette önce Allah’ın kulunu sevmesinin zikredilmesini, kalbi de kalıbı da sevgisinden ve sevgisiyle yaratan Allah’ın kulu tarafından sevilmesinin ancak O’nun dilemesi ve bahşetmesiyle olabileceğiyle ilişkilendirirler. Müminlere sevginin gereği olan alçak gönüllülük ise zekâ, yetenek, etki, servet, güç veya sahip olunan herhangi bir şeyi mümine zarar vermede kullanmamaktır.

Bunlar aynı zamanda dininde istikamet sahibi müminlerden, Peygamberin varlığında da yokluğunda da istenen tavırlardır. 35. ayette de belirtilen Allah’ın hoşnutluğuna ulaşma vesilelerinden sayılabilecek bu nitelikler arasında sevgi-muhabbet mefhumunun önemi, Surede müminlerin kâfirleri dost edinmesinin yasaklanması ve dost olarak Allah, Resulü ve onlara tâbi müminlerin seçilmesiyle vurgulanır.[7] Bu sebeple İslâm, muhabbetten doğan, muhabbetle kurulan, müntesipleri birbirlerine muhabbet besleyen, kapsamındaki lezzetlerin hikmetlerin mayasında muhabbet bulunan ilâhî bir sofradır.[8]

Hülasa…

İslâm, Allah’a kul olmak isteyen için her çağda, imkânda sürdürülebilir bir hayat düzenidir. Kur’an vahyiyle ve Efendimizin örnekliğiyle oluşmuş bu sistem, entegre olunduktan sonra anlamını, hissiyatını kaybeden durağan bir yapıda değildir. İslâm, müminin eylemlerini, ahlâkını, zihnini ve kalbini kuşatan, her imtihanla ya da her şükür sebebiyle somut şekilde açığa çıkan tüm anlık tepkilerinin sebebi ve sonucudur. Mâide Suresi’nde vasıfları anlatılan Müslüman, Allah’ın sevdiği, başkalarına tercih ettiği, bundan dolayı kendini düzeltmekle meşgul, Allah’ın ve rızasının peşinde olduğundan selamete, dosdoğru yola iletilen, iyilikte yarışan, kötülükten diğerlerini vazgeçirmeye çalışan, hakkı ayakta tutup adil davranan, adaletle şahitlik eden, hata edebilen ama kulluktan vazgeçmeyip hemen tövbeye sığınan, Allah’a karşı gelmekten sakınarak Resulü’ne itaat eden, son nefesine kadar bu şuurla kalan, ahireti de Allah’ın kendisinden razı olması ve Allah’tan razı olmakla şimdiden müjdelenen, hülasa başarı ölçütü Allah’ın rızası olan kimsedir.[9]

Akile Tekin

Dipnot:

[1] Bakara Suresi, 57-61

[2] Mâide Suresi, 112-115

[3] Mâide Suresi, 48-50

[4] -Paragraftaki sırasıyla- Bahsi geçen konular için bkz: Mâide Suresi 90, 38, 3, 1-6, 96, 27, 95, 87-89

[5] Mâide Suresi 5. Suredeki Ehl-i Kitap konulu diğer ayetler için bkz: Mâide Suresi 12-26, 32-34, 41-47, 64-66, 68-86

[6] Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakîm ve Meal-i Kerim, 1: 168

[7] Mâide Suresi 51, 55-57, 80, 81

[8] Yazıda Yararlanılan Bazı Kaynaklar: Fahreddin er-Razi, et-Tefsiru’l Kebir Mefatihu’l Gayb, Daru İhyai’t Türasi’l Arabi, Beyrut, 1990/1411; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 3; 1715-1720

[9] -Paragraftaki sırasıyla- Zikredilen vasıflar için bkz:  Mâide Suresi 54; 105; 16; 48; 69, 79; 8, 106-108; 34, 39, 98, 101; 7, 11, 35, 87, 88, 92, 96, 100, 108; 119

Yayın Tarihi: 14 Mayıs 2021 Cuma 17:00
banner25
YORUM EKLE

banner26