Dilimizde kökleşmiş, asırlardan beridir kullanılan kadim ifadeleri, "Öztürkçeleştirme" adı altında zorlama bir değişimle tahrif etmeye kalkışmak, lisanımızın derinliklerine vurulan büyük bir darbedir.
Bu nevi teşebbüsler, maalesef ki dilin tabii seyrini, tarihî dokusunu ve mana zenginliğini göz ardı ederek, sun'i ve ruhsuz bir yapı inşa etme gayretinden başka bir şey değildir. Bu cihetle, "eninde sonunda" gibi müstesna bir deyimi, "önünde sonunda" şekline çevirme arayışları da aynı vahim hatanın bir tezahürüdür.
DİLİN EVRİMİNE MÜDAHALE NİYE YANLIŞTIR?
Bir dil, binlerce senede oluşan, nesilden nesile aktarılan, coğrafyaların ve medeniyetlerin izlerini taşıyan canlı bir varlıktır. Kelimeler ve deyimler, bu uzun soluklu serüvenin her safhasında edindikleri mana katmanlarıyla, zamanla âdeta mühürlenirler. "Eninde sonunda" deyimi de, Türkçe'nin bu engin birikiminden süzülüp gelmiş, anlamı ve ahengiyle dilimizde yer etmiş nadide bir incidir. Bu deyimin aslındaki "en" kelimesinin "genişlik, yüzey" manasına gelmesi, ifadenin "her cihetten, bütün ihtimaller göz önünde bulundurularak" manasını pekiştirir. Bu derin ve girift mana, lügat bilgisi ve tarihî süreç nazara alınmadan yapılan basit bir ses benzerliğiyle değiştirilmeye çalışıldığında, deyimin asıl ruhu zedelendiği gibi, ifadenin zenginliği de kaybolmaktadır.
"ÖN" KELİMESİNİN MANA YETERSİZLİĞİ
"Ön" kelimesi, Türkçede genellikle "bir şeyin durduğu yön, başlangıç noktası" yahut "gelecek zaman dilimi" manalarında kullanılır. "Önünde sonunda" denildiğinde, deyimin asıl manasındaki "her ihtimal, her durum" anlamı kaybolur, yerine yalnızca "zamanla, gelecekte" gibi daha sathi bir mana ikame edilmeye çalışılır. Bu ise, ifadenin mana derinliğini ve kuvvetini büyük ölçüde tahrip eder. Dil, sadece kelimelerin sıralanmasından ibaret değildir; aynı zamanda bu kelimelerin tarih içinde kazandığı çağrışımların ve mana nüanslarının bütünüdür. Kelimelerin kökenlerine inmeden, salt ses benzerlikleriyle yahut birtakım ideolojik yaklaşımlarla yapılan bu tür değişimler, lisanımızı kısırlaştırmaktan ve kadim mirasını hiçe saymaktan başka bir işe yaramaz.
DİLİN SİSTEMATİK BÜTÜNLÜĞÜNE ZARAR
Her dilin kendine özgü bir mantığı ve sistemi vardır. Kelimeler arasındaki bağlar, deyimlerin oluşum biçimleri, bu sistematik bütünlüğün bir parçasıdır. "Eninde sonunda" deyimindeki "en" kelimesinin "genişlik" manasıyla "son" kelimesinin "nihayet" manasının birleşerek "her şeye rağmen mutlaka" gibi güçlü bir anlamı ifade etmesi, dilimizin ne denli incelikli bir yapıya sahip olduğunun bir delilidir. Bu sistematik yapıyı, zorlama bir "Öztürkçeleştirme" gayretiyle bozmaya çalışmak, dili adeta anatomisine aykırı bir şekilde ameliyat etmeye kalkışmak gibidir. Neticede, ortaya çıkan şey, işlevsiz ve ruhsuz bir yapaylıktan ibaret olur.
KÖKLÜ DİLİMİZE HÜRMET EDELİM!
Asırlarca kullanılan, lisanımızın zenginliğini ve güzelliğini aksettiren ifadeleri, bilhassa "Öztürkçeleştirme" adı altında birtakım ideolojik süzgeçlerden geçirmeye çalışmak, dilimize vurulabilecek en büyük darbedir. Lisanın tabii seyrine müdahale etmek yerine, onun kadim ve köklü yapısını idrak etmek, muhafaza etmek ve genç nesillere doğru bir surette aktarmak, bizlerin başlıca vazifesidir. Aksi hâlde, tarihimizin ve kültürümüzün en mühim taşıyıcısı olan dilimiz, mana boşluğuna sürüklenerek kuruyup gidecektir.





