'Vatanında cüda' İstiklâl Şairi- Kod adı: İrtica 906

Mehmed Âkif hakkında sadece Cumhuriyet Arşivi’nde değil, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde de bazı takip raporları vardır. Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış belgeleri, Muharrem Coşkun 2014’te “Kod Adı: İrtica-906” isimli kitapta bir araya getirmiş ve kitap Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından yayımlanmıştır.

'Vatanında cüda' İstiklâl Şairi- Kod adı: İrtica 906

16 Haziran 1936’da İçişleri Bakanlığı’nı, İstanbul Valiliği’ni ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü şaşırtıp telâşlandıran beklenmedik bir hadise oldu: 1925 Ekim’inde Türkiye’den ayrılarak Mısır’a giden ve orada on bir sene boyunca gönüllü ama sıkıntı içerisinde bir sürgün yaşayan İstiklâl Marşı’nın şairi Mehmed Âkif, İskenderiye’den kalkan bir Romen vapuru ile sessiz sadasız İstanbul’a geldi.

Âkif, İstiklâl Harbi senelerinde İstanbul’dan Ankara’ya nasıl elinde ufak bir çanta ile geçmiş ve 1925’te yine İstanbul’dan Mısır’a nasıl sessizce gitmiş ise memlekete yine aynı şekilde, sessizce dönmüştü…

Hastaydı ve on bir senelik sürgününü artık nihayete erdirip son nefesini vatanında vermek istemişti… Dostları, Âkif’i hemen özel bir hastahaneye, Teşvikiye Sağlık Yurdu’na yatırdılar.

Son mülâkatını bu hastahanede, İstiklâl Harbi senelerinde Ankara Hükümeti’nin istihbaratçılarından olan, Enver Paşa’yı Batum’da bulunduğu günlerde takiple görevlendirilen ve sonraki senelerde gazetecilik yapan Feridun Kandemir’e veren Âkif, “Mısır’dan üç gün üç gecede geldim. Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü. Orada on bir yıl kaldım. Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım. Hasret, çok acı…” diyordu.

Âkif’in sessizce gelişi Ankara’yı hareketlendirdi; Haberi gazetelerden öğrenen İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat, Genelkurmay ve İstanbul Valiliği arasında şairin vefatına kadar aylarca devam edecek, hattâ vefatından sonra da sevenleri hakkında senelerce sürecek bir takip, izleme, fişleme ve yazışma faaliyeti başladı.

Mehmed Âkif, Mısır’da yaşadığı sırada da Türk istihbaratı, hariciyesi ve genelkurmayı tarafından takip altında tutulmuş; Ankara’ya hakkında raporlar gönderilmiş, Mısır’dan belli bir müddet için ayrılarak gittiği diğer memleketlerde de izlenmiş, temasları ve görüştüğü kimseler ile ilgili de çok sayıda rapor yazılmıştı. Bu raporlarda Âkif’ten “irticacı” diye bahsediliyor ama hariciyenin yazışmalarında rejime bazı hususlarda karşı olmasına rağmen memleketin aleyhinde ve zararlı faaliyetlerde bulunmadığı söyleniyordu.

Devlet üstelik “mürteci” olarak gördüğü millî şairi kodlayacak, Cumhuriyet Arşivleri’nde 121-10-0-0/2-6-1 numaralı “Mehmet Akif’in Seyahatleri, Temasları ve Faaliyetleri” isimli dosyada muhafaza edilen ve gizliliği 19 Nisan 2001’de kaldırılan istihbarat yazışmalarında İstiklâl Marşı’nın şairinden “İrtica-906” kodu ile bahsedilecekti…

Safahat imha ediliyor!

Emniyet ile istihbaratın sıkı takibi devam ederken 25 Ağustos 1936’da bir başka şaşkınlık yaşandı: Mehmed Âkifîn 1933’te Kahire’de bastırdığı ve Safahat’ının yedinci cildi olan “Gölgeler” isimli kitaptan 2 bin 175 adedi bir gemi ile Mısır’dan şairin adına İstanbul’a gönderildi.

Yazışmalar yine birbiri takip etti ve neticede Safahat’ın bu son cildinin bazı nüshaları “Arap harfleri ile basıldığı, muhteviyatı irticaî propagandalarla dolu olduğu olan ve zararlı yazılar ihtiva ettiği” gerekçesi ile müsadere, bir kısmı da imha edildi; geri kalanlar da yine bir gemiye yüklenerek geldikleri yere, yani Mısır’a gönderildi!

Âkif, 27 Aralık 1936’da vefat etti ama “İrtica-906” dosyası kapatılmadı, millî şairin hem cenazesi hem de sonraki senelerde onun için yapılan anma toplantıları Emniyet tarafından sıkı şekilde takip edildi.

Mehmed Âkif hakkında sadece Cumhuriyet Arşivi’nde değil, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde de bazı takip raporları vardır. Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış belgeleri, Muharrem Coşkun 2014’te Kod Adı: İrtica-906 isimli kitapta bir araya getirmiş ve kitap Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından yayımlanmıştır.

Kitabın müellifi Muharrem Coşkun’un sunuş yazısında geçen ifadeleri şöyledir:

"İstiklal Marşımız’ın yazarı, Milli Mücadele’de vaazları cephelerde dağıtılan, Kurtuluş Savaşı’nı veren Meclis’te milletvekilliği yapan, Anadolu’da isyanları bastırmak için il il gezerek halkı İstiklal Savaşı na çağıran Mehmed Akif in, günün birinde kendi ülkesinde sakıncalı, mürteci tehdit durumuna düşürüleceğini kim tahmin edebilirdi ki?.. Üstelik de çok kısa bir süre sonra... Çoğu zaman tartışırız; - Mehmed Akif, Mısır a neden gitti? - Neden 11 yıl ülkesine dönmedi? - Yazdığı Kur’an meâlini neden teslim etmedi? - Gerçekten peşine hafiyeler takıldı mı? - Hilafet, şapka, cumhuriyet ve yöneticileri için neler düşündü, hangi ifadeleri kullandı? - Daha da önemlisi, Cumhuriyetin ilanı sonrası, İslâmcı/dindar bir şair olan Mehmed Akif’e yeni rejim nasıl bakmıştı? - O bu ülkede kalsaydı, kadim dostu Eşref Edib Fergan gibi İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanır mıydı?.. - Gittiği yad ellerde Türkiye, Milli Şairi’ne neden sahip çıkmamıştı? - Hastalık ve yoksulluğun pençesinde kıvranan Akif’i rejim nasıl izletmişti? Ve daha onlarca soru… Karanlık ve lanetli yıllar. İşte elinizdeki bu eserde, ilk kez yer alacak gizli/resmi belgeler, bu sorulara önemli ölçüde cevap veriyor. Bizzat Devlet Arşivleri’nde bulunan, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Teşkilatı ve istihbarat kaynaklarının tuttuğu belgeleri incelerken, bu ülkenin İstiklal Şairi’nin dahi vatanında nasıl cüda durumuna düşürüldüğünü, tahkir ve tezyif edildiğini hayretler içerisinde göreceksiniz. Belgelere ulaşınca, itiraf etmeliyim ki içim bir kez daha burkuldu, günlerce uyuyamadım... Bir kez daha ceberrut, milletin değerlerini tehdit gören Eski Türkiye ile utandım.. İnanamadım, okudum, bir kez daha en baştan okudum.. Hazindir ki yüzümüze çarpan gerçek şuydu; bir milletin İstiklal Şairi, “İrtica-906” dosyası ile vatan haini gibi izlenmiş, vatana bu kadar emeği geçen bir insan çeşitli ithamlarla yaftalanmıştı.. Dahası yazdığı kitaplar bu ülkeye sokulmamış, Safahat’ı için imha edilmesi talimatı dahi verilmişti. Belgeler Eski Türkiye’nin bir gerçeğiydi ve o gerçek tüm çıplaklığı ile yüzümüze çarpıyordu. Belgeler arasında gözlerim, Milli Şair’e yardım edildiğini, maaş ödendiğini, taltifle ödüllendirildiğini, yurda dönüşünde törenle karşılandığını, O’na yakışır bir merasimle ebediyete uğurlandığını gösteren bir satır da aradı.. Aradı, aradı... Ama nafile… Hüzün ve utançla gördüm ki ben çok büyük beklenti içerisine girmiştim.

Aslına bakarsanız bu belgeler, yakın tarih üzerine üç belgesele imza atmış bir kimse olarak beni bile şaşırttı. Zira bu belgeler bizim ısrarla anlatmak istediğimiz ama birilerinin de ısrarla anlamak istemediği Eski Türkiye günlerinin utanç vesikalarıydı. Uzatmaya gerek yok; belgeler bir kez daha gösteriyor ki korku imparatorluğunda İstiklal Şairi de olsa kolonizmi, batıcılığı kabul etmeyen, dindar olan herkesi tehdit olarak gören bir mekanizma kurulmuş. Belgeler açıkça ortaya koyuyor ki İstiklal Şairi eğer 1925’te Mısır’a gitmemiş olsaydı, ülkesinde İstiklal Mahkemeleri’nde pekala yargılanabilirmiş. Belgeleri görünce kendinizi; iyi ki o karanlık yıllarda Mısır’a gitmiş ve bizi o utançtan olsun kurtarmış diyorsunuz. Belgelerde neler var? Tarihleri arasında tutulan resmi belgelerde; - Mısır’da bulunan Mehmed Akif hakkında yazılan istihbarat takip raporları - Şapka, hilafet, laiklik için neler söylediği, - Safahat isimli eserinin nasıl toplatılıp imha edildiği, - Gölgeler eserinin bu ülkeye sokulmadığı, - Kendisiyle görüşenlerin dahi nasıl fişlendiği, - Kanser tedavisi görürken bile takibata tabi tutulduğu, - Cenazesine katılanların bir bir tespit edilip fişlendiği, - Vefatından sonra dahi O nun adına yapılan anma programlarının soruşturulduğu.. Ve daha onlarca detayı, belgeler yardımıyla dikkatlerinize sunmaya çalıştık. Şükrü Kaya’nın İçişleri Bakanı, İsmet İnönü’nün Başbakan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde hazırlandığı anlaşılan belgelerin tarihleri ise 1935 ile 1937 arasında yoğunlaşıyor. İlginçtir; Mehmed Akif in vefatından yıllar sonra, 1961 ile 1965 yılları arasında da anma geceleri yakın takibe alınıyor, soruşturmalar açılıyor, bu dönemlerde ise İsmet İnönü yine Başbakan olarak karşımıza çıkıyor. Elinizdeki eserin ortaya çıkmasında, bize araştırma kolaylığı sağlayan Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile eserin size ulaşmasında destek veren Gaziosmanpaşa Belediyesi’ne teşekkür ediyorum.

Temenni ve duamız: Bir hakîkat kalmasın âlemde Allah ım nihân."

Alâ Sırat-ı Müstakim...

Yayın Tarihi: 04 Ocak 2023 Çarşamba 16:00 Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2023, 16:19
YORUM EKLE

banner19

banner36