Rüştünü ispat eden vesayetten kurtulur

Şahin Uçar, medeniyet, kültür, sanat, teknoloji, yabancılaşma ve daha birçok kavramın arka planına değindiği Kültür, Teknoloji ve Sanat Yazıları isimli eserinde, kavramları post modern ve post endüstriyel toplum ekseninde değerlendiriyor. Arif Akçalı yazdı..

Rüştünü ispat eden vesayetten kurtulur

Medeniyet, kültür, sanat, teknoloji, yabancılaşma ve daha birçok kavramın son yüz yıl içerisinde aldığı mesafe, insanlık tarihinin yüzüne çekilmiş cila olarak kısa bir zaman aralığında gerçekleşmiştir. Kısa bir zaman aralığında diyoruz, çünkü post-endüstriyel toplumların hafızalarını fazlasıyla meşgul eden bu kavramlar etrafında kopartılan fırtınaların, kapitalist veya sosyalist toplumlar bağlamında birçok ayrışmayı da beraberinde getirdiği gerçeği karşısında yeniden düşünmek gerekiyor.

Bu bağlamda, yetkin bir kalem olarak Türk düşüncesine önemli katkılar sağlayan ve alanında otorite sayılan değerli ilim adamlarımızdan Prof. Dr. Şahin Uçar, söz konusu kavramların arka planına değindiği Kültür, Teknoloji ve Sanat Yazıları isimli eserinde, kavramları post modern ve post endüstriyel toplum ekseninde değerlendiriyor. Bu değerlendirmelerini, özellikle teknolojik alandaki gelişmeleri çok yakın plandan izleyerek kaleme aldığı, söz konusu yazılar arasında belli oluyor.

Yeni yüzyılın düşünce eksenindeki önemli problemlerinden biri olan felsefe-din-teknoloji bağlamında yaşanan tartışmalar, kavramların daha çok kaçınılmaz bir biçimde çatışmadan kaynaklandığı zamanla anlaşıldı. Mekanizasyon tekniğinin tesirleri sayesinde ortaya çıkan bu tip çatışmalar, kültürleri ayıran bir sınırlayıcı faktör olmaktan artık çıkmıştır. Bu çerçeve dâhilinde olayları sırasıyla; teknoloji, yenilik, temel değerler, çatışma ve rejim boyutunda ele alan Uçar, insanlık arenasında çatışmaların yaşanmaması konusunda çok net teklifler getirir. Çünkü modern teknoloji ulaştığı nokta itibarıyla, toplumların manevî dinamiklerini aynı hızla değiştirmediği (özüne dokunmaksızın) sürece, insanlık teknolojinin getireceği felaketlerle karşı karşıya gelecektir. Manevî kültür aynı zamanda teknolojinin modern vechesinden istifade edebilen, etmesi gereken bir zaruret halini almıştır. Özellikle rejimler bahsinde oldukça cesur teklifler getiren Uçar, dünyanın gelişmeler karşısında ortaya çıkan problemlerini halledebilmesinin en önemli çaresinin “bugünkü medenî sosyal organizasyon şekillerini tamamen değiştirme zorunluluğu” olduğunu belirtir.

Sanayi inkılâbının neticesi olarak, endüstri toplumlarının bugün içinde yaşadıkları teknolojiyi hızla değiştirmekte olduklarını görüyoruz. Kömür, petrol gibi iptidai enerji kaynaklarının yerine, ışık ve güneş enerjilerinin kullanılması artık bir zorunluluk halini almıştır. İnsanlığın ulaştığı endüstri çağının sonucunda, teknolojide meydana gelen değişmeler aynı zamanda sosyal değişmeleri de beraberinde getirmektedir. Bu kaçınılmaz sonucu toplum olarak daha az olumsuzluklarla atlatabilmek için aydınların bir zaruret birikimi ortaya koymaları gerekmektedir. Çünkü beden kadar ruhun da ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçlar doyurulmadığı sürece Batı’nın modern yaşama ve duyuş biçimi, bir dayatma halinde Doğu’ya (Anadolu’ya) da kısa bir süre içerisinde sirayet edecek ve bu kargaşa Tanrı’nın olmadığı bir dünya düşüncesini insanlara tek alternatif olarak sunabilecektir.

Medeniyeti yeniden kurmak için, onu yeniden yaratmak zorunlu

Prof. Dr. Şahin Uçar, geniş bir sahada kalem oynatıyor. Bilimsel buluşların, gelişmelerin yazılarına yansıyan tarafıyla, yirmi-otuz yıla yayılan bir aralıkta kaleme alınan bu yazılar, daha çok Yeni Düşünce ve Zaman gazetesinde yayınlanmış. Bulunduğu an ve mekân çerçevesinde toplumun manevî dinamiklerini, dinin ilim karşısında alacağı tavrı önemseyen Uçar, bilimsel gelişmelerin insan, zaman, mekân ve Allah algısı noktasındaki farklılıkları hemen hemen günü gününe not etmiş. Özellikle gen mühendisliği konusunda fevkalade faydalı, altı çizilesi ayrıntıları dile hakkıyla hâkim bir kalemden okumak ayrıca mutlu kılıyor okuyanı.

Gen mühendisliği ve canlı münasebetlerinin yeni bir form alması, yeni çağın önemli sıkıntıları arasında yer almaktadır. Çünkü eski nazariyeler, (yaratıcı tekâmül [İslâm’ın ortaya koyduğu Allah’ın ‘halk etmek’ eyleminin dışında] veya sadece tekâmül) artık geçerliliklerini yitirmişlerdir. Özellikle Japon ve Amerikan bilim insanlarının sun’i zekâ düzeneği ile eşya ve insan arası yeni türler oluşturdukları bir çağda, Müslüman ilim adamlarının hiçbir şey olmamış gibi meseleye dâhil olmadan ve düşünmeden bulundukları yeri korumalarını anlamanın mümkün olmadığı bir vakadır artık.

Bu nokta mühimdir; çünkü İslâm’ın dinamik yapısı ve ilim hususunda Peygamberin (s.a) hadisleri aydınlık bir yol hüviyetindedir. Yaşadığı çağdan bîhaber, çağının sorumluluğundan kaçınan Müslümanın sözde çağdaş dünyanın yapısından maddî boyutuyla soyutlanmaksızın yenilikler peşinde koşturması gerekmektedir. Fakat bu noktada Uçar, toplumların yönetim biçimlerinin, devlet sistemlerinin yeniliklere kapalı, insanların kendi inisiyatiflerini birtakım delegelere ve vekillere emanet ederek kendi teşebbüs hürriyetinden vazgeçiveren ve başkalarının kendileri yerine düşünüp karar vermesine razı olan, ‘gönüllü köleler’ olmak istemediklerini belirtir. Arkasından teklifini sunar: Bugün artık internet gibi iletişim vasıtalarına sahip olan insanları modern imkânları kullanarak inisiyatifi kendi ellerine almaya ve medeniyetlerini kurmaya davet eder. Medeniyeti yeniden kurmak için, onu yeniden yaratmanın zorunluluğuna işaret ederek, “vesayetten kurtulmak isteyen rüştünü ispat etmelidir” der.

Ehil bir dil, kaynaştıran bir üslup ve diğerkamlığın ağır bastığı noktalara temas ediyor

Kültür, Teknoloji ve Sanat Yazıları, Uçar’ın sanata ve sanatçılara dair düşüncelerini paylaştığı ikinci bölümde; ağırlıklı olarak sanat, hat sanatı, musiki ve edebiyat cephesinde gelişen ve daha çok kişisel intibaların yer aldığı yazılardan oluşmakta. Bu yazılarda da Uçar’ın ehil bir dil, kaynaştıran bir üslup ve diğerkamlığın ağır bastığı noktalara temas ettiğini görüyoruz. Özellikle musiki bahsinde bir dönem içinde dönüp durduğu bu dünyanın (musikinin), bir besteci ve güfteci olarak kendisine kazandırdıklarından bahis açar. Kani Karaca, Sadettin Arel, Nevzat Atlığ, Dede Efendi bu yazıların ağır misafiridirler.

Tolstoy’a dair çok boyutlu incelemeler, daha çok dünya, din ve medeniyet bağlamında yazarın romanları üzerinden değerlendirilir. Tolstoy ve çevresinin, dönemin Rus toplumu ve edebiyatı üzerine etkileri derinlikli olarak ‘Tolstoy ve Büyük Engizisyoncu’ isimli yazıda bir terkibe sokulur.

Şule Yayınları'ndan çıkan Kültür, Teknoloji ve Sanat Yazıları, anlamı derinleştiren yazılar bütünü olarak farklı düşünce biçimlerine kapı aralarken, içinde yaşadığımız düşünce boyutlarını genişletme çabasının ürünü olarak farklı bir pencere açıyor düşünce evrenimize.

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:04
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13