banner17

Ruhumuz neden bizden geride kalıyor?

Ruhun huzura ermesine açılan kapının, kişinin kendini bilmesi, iç dünyasını tanıması, kendini dinlemesi, bu dünyada niçin var olduğunu idrak edip açıklayabilmesiyle aralanabileceğini ifade ediyor Selçuk Alkan kitabında. Aslı Şimşek yazdı.            

Ruhumuz neden bizden geride kalıyor?

“Huzuru bulmanın bir yolu var mıdır?” diye soruyor Selçuk Alkan, kitabın önsözünde… Çünkü insanlığın, var oluşundan bu yana cevabını aradığı soru bu olsa gerek, diye düşünüyor. Hele ki günümüzde; bilgi ve hız çağını yakalamış insanın bu debdebe, ihtişam ve curcuna içerisinde maddi tatminlerin peşinden koşup daha çok tüketmek için; daha çok çalışıp gelişmişlik adına büyük şehirlerde yaşayıp ama kendisini beton duvarlar arasına hapsedip de hâlâ huzuru aradığı şu günümüzde, ruhların epeyce huzursuz olduğuna dikkat çekiyor.

Artık insanlar çağdaş nimetlere daha kolay ulaşabilse de huzuru ve mutluluğu bunlarda bulabileceğine inansa da elde edilen maddi tatminlerin hiçbirinin her daim huzuru sağlayamadığını ifade den Selçuk Alkan, sorunun nerede olduğuna gönderme yaparak diyor ki:

“İnsanoğlu beynini eğitmekte, en güzel okullara gitmekte, bilgi-iletişim çağında taze ve sıcak bilgiye her an ulaşmakta, en çağdaş eğitim teknolojilerini kullanmakta; eve, arabaya, yazlığa sahip olmakta, uçağa binmekte, her yıl yaz tatili yapmakta… Bununla birlikte adını koymadığı bir tatmin duygusunun, duruluk dolu bir sükûnun arayışını her daim yüreğinin en hassas noktalarında tesirli bir şekilde hissetmektedir.”

Peki, huzuru yakalamanın bir yolu yok mudur? Yazar, “Elbette vardır” diyor ve teşhisi şöyle koyuyor: “Huzuru yakalayan insanlar, bunu öncelikle iç dünyalarında gerçekleştirebilenlerdir. İç dünyamız, ruhumuza açılan bir penceredir. Ruhumuzu ihmal ettiğimiz takdirde, her türlü maddi-fiziksel tatminler, geçici teskinler sağlayan ilaçlardan farklı olmayacaktır.”

Önce bataklığı kurutmalı

Ve ardından, ruhun huzur bulamamasının nedenini şöyle dile getiriyor: “Ruhun huzur bulamaması bir semptomdur. Ve bu semptomun ‘nedenleri’ vardır. İnsanoğlu bu nedenleri ihmal ederek semptomların sonuçlarından kaynaklanan rahatsızlıklarını gidermeye çalışmaktadır; tıpkı sivrisineklerle savaşmak gibi… Bataklığı kurutmadığımız sürece binlerce sivrisinek öldürmemiz neye yayar ki?”

Ruhun huzura ermesine açılan kapının, kişinin kendini bilmesi, iç dünyasını tanıması, kendini dinlemesi, bu dünyada niçin var olduğunu idrak edip açıklayabilmesiyle aralanabileceğini ifade ediyor Selçuk Alkan. Ve ekliyor: “Çağımızın hız dünyasında o denli sürat yapıyoruz ki, o denli çalışıyor ve koşturuyoruz ki, ruhumuzu bu yarışta geride bırakıyoruz. Geride kalan ruh acı çeker.”

Gerçekte ruhumuzun geride kalma ya da herhangi bir sürat eksikliğinin ya da sorununun olmadığını ifade eden yazar, şöyle devam ediyor: “Aslında ruhumuzun hızına yetişmemiz mümkün bile değildir. Rüyamızda kilometrelerce ötelere bir anda gider, geçmişte ya da gelecekte yer alabiliriz ruhumuz sayesinde… O hâlde çağımızın koşturmacası içerisinde ruhumuz neden geride kalıyor? Gerçekte ruhumuz bunu bilerek yapıyor, bizi ikaz etmek istiyor, onu dinlememizi istiyor. Ruhumuz geride kalarak dikkatimizi çekmek istiyor, kendisini ihmal ettiğimizi hatırlatıyor bizlere… Bu hatırlatma da genellikle ‘ruhun huzursuzluğu’ şeklinde ortaya çıkıyor. Nasıl ki başımızın ağrıması orada bir sorun olduğunu ve önlem almamızı işaret ediyorsa, ruhun huzursuzluğu da kendimiz için bir önlem alıp toparlanmanın gerektiğini hatırlatıyor bize…”

Huzura ermenin bir formülü var mı?

Ruhun Huzuru adlı kitapta, huzura giden yolların kapılarını aralamaya çalıştığını söylüyor yazar ve üst perdeden ahkâm kesmekten kesinlikle kaçınıyor. Bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: “Zira bir matematik formülü gibi huzura ermenin denklemlerini vermeyi iddia etmek, insanları boş yere heveslendirmek ve kandırmaktan başka bir şey olamaz. Eğer formül varsa, bu, herkese göre değişkenlik gösterebilir, çünkü her insan ayrı bir dünyadır. Ama her insanın da ortak paydada buluşup huzura ulaşabilmesini sağlayan yollar da mevcuttur. Bunlardan en önemlisi kişisel farkındalıktır. Kişi, kendini ne kadar iyi tanırsa ve bu dünyaya gönderilişinin hakiki nedenini kavrayabilirse; sevginin, saygının, bilginin, hikmetin, erdem ve faziletin değerini bilip bunları yaşadığı dünyada gerçekleştirirse, o zaman yüreğindeki huzur tomurcuklarının büyümeye ve kendi kalbini olduğu kadar başka insanların da kalbini aydınlatan bir meşaleye dönüştüğünü görecektir.”

İnsanoğlunun beynini eğitmek için en güzel okullarda okuduğunu; mühendisler, doktorlar, öğretmenler, akademisyenler ve seçkin birçok meslek erbabı yetiştirdiğini ama kalp eğitiminde geride kaldığını ifade eden Selçuk Alkan, işte çağımızdaki ruh huzursuzluğunun ana kaynağı olarak “kalp eğitiminin” ihmal edilmesini gösteriyor. Yine de umutsuz olmamak gerektiğini ve huzurun, elbette ulaşılabilir bir şey olduğunu söyleyen yazar, esas mim noktasını şöyle koyuyor:

“Huzur, insanın içerisinde yaşayabilir ancak. Huzuru cebinizde taşıyamazsınız, kovaya dolduramaz, cebinize koyamazsınız. Huzurun mahrem olabileceği tek mekân kalbinizdir. Ruhun huzuru ise ruhu dinlemek ve onu beslemekle gerçekleşir. Mideyi doyurduğumuz kadar ruhumuzu da doyurmalıyız. Ruhu doyurmak için maddi şeylere de gerek yoktur. Ruh; dinlemek, düşünmek ve yaratılışımızın gerçeğini kavrayarak Allah’a yönelmekle huzura kavuşur. Allah’tan başka yöneldiğimiz ya da yücelttiğimiz, kalbimize baş tacı ettiğimiz hiçbir şey ruhumuzu teskin etmeyecektir.”      

Selçuk Alkan, Ruhun Huzuru, Mevsimler Kitap.

Aslı Şimşek                           

         

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2019, 10:43
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20