Adaletin şahsında tecessüm ettiği bir Emevi Halifesi: Ömer b. Abdülaziz

Timaş Yayınlarından çıkan Ömer b. Abdülaziz adlı eseriyle üstat İmadüddin Halil, adaletin şahsında tecessüm ettiği Ömer b. Abdülaziz’in örnek şahsiyetine, hayatına ve yönetim anlayışına odaklanmış. Mustafa Solmaz yazdı.

Adaletin şahsında tecessüm ettiği bir Emevi Halifesi: Ömer b. Abdülaziz

“Devlet para kazanmak için değil, insanları hidayete (iyi, doğru ve güzele) ulaştırmak için vardır.”

Ömer b. Abdülazîz

İslam, “bireyde mutluluk toplumda adalet” ilkesinin zirvesini bütün ihtişamıyla kaplayan, binlerce yıldır süregelen insanlığın ortak değerlerini kendisiyle kemale erdiren bir sistemler bütünüdür. Nitekim bu özelliği sayesinde hem kapitalizmi hem de komünizmi kendilerinden yüzlerce yıl önce aşabilmiş ve bu eksik anlayışların ulaşmak istedikleri, ulaşamayınca da ütopya oldukları gerekçesiyle peşinden koşturmayı bıraktıkları hedeflerini, dünya tarihine altın harflerle yazarak gerçekleştirmiştir. Ne var ki Bizim Yunus’un: “Sarraf gerek gevhere, nadan bilesi değil!” dediği gibi nadan olanlar bu kadri yüce cevherin kıymetini bilememişler, ya yola çıkma bahtiyarlığına hiç erememişler ya yoldan çıkıp uçuruma yuvarlanmışlar ya yolda kalıp ileriye gidememişler ve bu yüzden de geri dönmüşlerdir.

Ömer b. Abdülaziz adlı eseriyle üstat İmadüddin Halil bu hakikati, zulmün yakıcı zemherisinden adaleti görmeyi unutmuş gözlerimizin önüne sermekte, hedeflerin hedefi olan mutluluk adlı duyumsamayı hissedemez haldeki kalplerimizin kirini, pasını o yüce şahsın hayatındaki eşsiz tablolarla temizlemektedir. Bu kitabı okuyan bir insanın –eğer hala insan kalabilmesini sağlayacak zerre kadar da olsa bir vicdanı varsa- çöle dönen iç dünyasının ıstırap yüklü çığlıklarına kulak tıkaması, adeta susuzluktan çatlayan dudaklarına zemzem olacak adalet adlı deryalara dalma aşkıyla yanıp tutuşmaması mümkün değildir.

Dedesi Ömer b. Hattab gibi önce iç âleminde mukaddes bir dönüşüm yaşayan sonra da hilafeti döneminde –ki sadece iki sene beş aylık bir süredir- hüküm sürdüğü topraklarda büyük bir devrim/dönüşüm gerçekleştiren Ömer b. Abdülaziz bizlere çağların ötesinden seslenerek şu enfes cümleyi sürekli tekrar etmekte, çağımız insanlarına insanlık dersi vermektedir: “Devlet para kazanmak için değil, insanları hidayete (iyi, doğru ve güzele) ulaştırmak için vardır.”

Sorumluluk onu bir deri bir kemik bıraktı

Eser, adaletin şahsında tecessüm ettiği Ömer b. Abdülaziz’in bu ender yolculuğunu çeşitli bölümler altında konu edinmekte, onun büyük dönüşümünü incelerken şu mükemmel cümleyi kulağımıza fısıldamaktadır:

Yûnus b. Ebû Şebîb anlatıyor: “Ömer b. Abdülaziz’i hilafet makamına geçmeden önce görmüştüm. Belindeki kuşağı göbeğinin yağları arasında kayboluyordu. Sonra onu halife olduktan sonra gördüm. Eğer isteseydim hiç bedenine dokunmadan kaburga kemiklerini sayabilirdim!”

Pirenelerden Çin sınırlarına kadar uzanan koca bir imparatorluğun büyük hükümdarı olduğu halde artık evde kuru ekmek yemekten bıkan kızlarına söylediği sözler adeta ciğerlerimizi dağlamaktadır: “Kızlarım! Sizin rengârenk süslerle donanmış rahat bir hayat yaşamanız, babanızın cehenneme sürüklenmesine sebep olur!”

Hem dış düşmanlarına hem de isyanlara karşı son derece merhametli bir yöntemi benimseyen ve sorunlarını barış yoluyla halletmek için elinden geleni yapan Ömer b. Abdülazîz, Şevzeb komutasında Irak’ta baş gösteren bir harici isyanını savaşla bastırmak yerine şu eşsiz mektubu göndererek çözebilecek kadar muhteşem bir halifedir:

“Edindiğim bilgilere göre sen Allah ve Peygamber için gazaplandığından dolayı isyan etmişsin. Bu konuda bizim de senden geri kalır yanımız yok! Biz Allah’ı ve Peygamberini en az senin kadar çok seviyoruz! İstersen gel hak meclisi kurup tartışalım. Eğer biz haklı isek o zaman herkesin kabul ettiği gibi sen de bize itaat edersin. Eğer sen haklı isen o zaman içinde bulunduğumuz durumu gözden geçirir, doğru olan ne ise onu uygularız!”

Ona göre para kandır

Ekonomi alanındaki tespitleri ise günümüz dünyasına ne müthiş bir uyarıdır: “Para, kandır. Kullanılması gereken damarlar dışında akıtılması uygun değildir!”

İmadüddin Halil bu tespit hakkında şunları söyler: “O, paranın kan olduğuna ve bu kanın hakkı olan damar dışında bir yerde akmaması gerektiğine inanıyordu. Nasıl ki kan damardan çıkınca ölüme doğru giden yolculuk başlıyorsa para da kullanılması gereken alanın dışında harcanınca ülkeyi helake sürüklüyordu. Ömer bu sebeple, devletin mal varlığının gösteriş ve lüks için kullanılmasına şiddetli bir şekilde karşı geliyordu.”

Benzetmedeki letafet insanı kendisinden geçirmek için yeterli bir cazibeyi içerisinde gizliyor: “Para kandır!” Yani hem necis hem de hayati!

Şu sözlerden sonra söylenecek kelam var mı? Ömer b. Abdülaziz’i anlatmak kelimelerin aciz omuzlarına kaldırmayacakları ağır yükler yüklemekten başka bir şey olmasa da üstat İmadüddin Halil bu önemli sorumluluğun altına girerek bizlere kıymetli bir eser vermiştir. Şimdi vakit, bu değerli eseri okuma, anlama ve anlatma vaktidir. İstifadesi bol olsun erenler!

Mustafa Solmaz

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2019, 12:07
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13