‘Kendini Arayan Şehirler’ kandil geceleri buhur kokmuyorsa?

bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir

kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa

yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa

o şehirden öç almanın vakti gelmiş demektir

İsmet Özel

Kendini Arayan Şehir, Çizgi Kitabevi'nden Eylül 2022’de çıktı.

Bu kitap bir dizinin ikincisi aslında.

Kitabın yazarı Ahmet Köseoğlu daha önce ‘Kendini Koruyan Şehir’ (Ebabil Yayınları, 2007) adlı ilk kitabını çıkartmıştı.

Bu şehir yazılarından oluşan metinlerin daha birkaç kitapla devam edebileceğinin bir işareti gibi geliyor doğrusu bize.

Yazımın başlığını İsmet Özel’in bir dizesinden mülhem bir seçimle süsledim.

Sebebiyse Ahmet Köseoğlu’nun bu çalışmasında aslında buhur kokan şehirlerin devamlılığını istemesine, kültür-medeniyet varyantlarının asla buhur kokan şehir görünümünden kopmaması yönünde çırpınışlarına tanık oluyoruz.

Evet, Kendini Arayan Şehirler aslında yazı için araftaki şehirler.

Ve bu şehirlere adeta ‘lütfen şehir kimliğinizi kaybetmeyin; arayışınız bir hikmet arayışı olsun ve lütfen kentleşmeyin’ diyor.

Şehir yazıları, tarih, mimari, kültür, sanat, geleneksel değerler, kültürel ilerleme ve dönüşümler gibi birçok unsuru barındıran bir miktar da hatıra-anı türüne yakın metinler olarak beni öteden beri cezbetmektedir, diyebilirim.

Ahmet Köseoğlu, gidip gördüğü yerleri, görmenin kapanmayan penceresinden temaşa etme ameliyesini gerçekleştirerek bu metinlerin kitaplaştırmış.

Hatırı sayılır bir çaba, emek, sabır ve estetik kaygılarla okura sunulmuş metinlerin kitaplaşması sürecinde.

Emekle süslenmiş, tezyin edilmiş bir çalışmanın samimiyetle şehirlere bakışında da elbette bir güzellik olacaktır.

Kitabın genel mantığından, metinlerin yerleşme biçiminden, anlaşılır bir dille ve çeşitli epigraf ve de göndermelerle metinleri sağlamlaştırmış.

Kendini Arayan Şehir’de yani ki yazarın ikinci dosyasında bir araya getirerek cemettiği anlatıların anlamı ve endişesi yerli yerince.

Örneğin Bursa ve Kudüs yazılarında bu endişe ve heyecanın daha üst düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

Zaten yazar da şehir üzerine söyleyeceği sözünün olduğunun altını ısrarla çiziyor.

Şehirleri kültür, medeniyet ve mimari yönleriyle ve tarihsel belleklerini de tarayarak ele alıyor.

Kitap boyu ‘kentleşmese de hep şehir kalsa keşke’ diyen şehirlerin dili olmuş Köseoğlu.

Şehirleri konuşturuyor, onlarla konuşuyor, konuk olduğu şehirlerin bir defalığına değil uzun yıllar boyu kendi kalbinde konuk olmasını istiyor, bu dileğini mekânlarla-tarihle ve kişilerle bir olup dile getiriyor adeta.

Ahmet Köseoğlu; bu kitabında hususi gezip görmek, görmenin hikmetine vakıf olmakla tanış olduğu şehirler içerisinden kalbine dokunan şehirleri, ‘kendini arayan şehir’ olarak adlandırmış.

Çünkü yazarın bu şehirlerden hâlâ umudu var.

Ve o medeniyetlere sesleniyor.

Kitap boyu, şehir metinlerinin en başta samimiyetle işlenişi oldukça dikkat çekici.

**

Camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, imarethaneler, arastalar, mesirelik yerler, havası, suyu, meyvesi-sebzesi, denizi-gölü, karakteristik insan yapısı, doğal güzellikleri, insanının yolda yürüyüşü, ağır azam oluşu yahut şer şeremetliği, mekânlarının tarih ve medeniyet bileşimiyle süslenip süslenemediği; bütün bunlar şehir yazıları için gerekli ve saygıdeğerdir.

Şehir kendi özünden konuşuyorsa yazanı can havlinden yakalar ve yazarla konuşur.

Yazara geçmişten sırlarını açar.

Yeniye doğru yeni kapılar aralar.

“Yıldızları keşfeden kâhinler değil hikâyecilerdir” sözünü gelin biz şehir-mekân-hatıra-anı türü yazarlarımız için deforme ederek yeniden kullanalım: Şehirleri keşfedenler hendeseciler ve mimarlar değil gezginler ve muharrirlerdir.

İşte tam da burada şehirler üzerine söz söyleme cesaretini toplayarak bize medeniyet armağanı sunan gezgin ve muharrirlerimizi bir adım daha öne çıkartma hakkını kullanabiliriz.

**

Mekân-medeniyet ilişkileri/ilintileri bir endişe çerçevesine oturuyor.

Estetik, derinlikli bakış, yapay ve kentleştirici umdelerin neler olduğu meselesi,

Şehrin dinamiklerinin bugününde ve tarihinde neler oldup olmadığı meselesi,

Sanatsal bakışla hikemi bakışın mezcedilişi,

Tarihin konuşması, medeniyetin ve incelikli ruhların bu konuşmaya her an tanık oluşlarının görünmeyen ve fakat görünürden daha fazla görünmesi gerektiğine inanılan değerler,

Kısacası direnen bir bakış, bu bakış açısının yaygınlaşmasını istemek, dilemek, can havline dokunurcasına bu değerlere inanmak…

Köseoğlu’nun bu içsel sesleniş biçimlerini işte bütün bu metinlerden okuma, görebilme imkanına sahibiz, diye düşünüyorum.

**

Şehirler geçmişin ve şimdinin kültür ve medeniyet bakiyesidir ve her biri bir kimlik taşır.

Örneğin İstanbul’un, Semerkant’ın, Buhara’nın, Bağdat’ın, Şam’ın, Konya’nın, Bursa’nın kültür medeniyet kimliği onca birikimin mahsulüdür.

Bu şehirlerin medeniyet şehirleri olup olmadığını gezginler, yazarlar, sosyologlar, coğrafyacılar hep kimliklerinden tespit ederler.

‘Kendini Arayan Şehir’ üst bağlığıyla yayımlanmış bu eserin ise gerçekten de kendini arama endişesi taşıyan şehirlerden müteşekkil oluşu dikkat çekicidir.

**

Kendini Arayan Şehir’de, on üç şehir ele alınmış; gezilmiş, görülmüş ve incelenmiş.

Üstüne söz söylenmiş.

Şehirler ilmek ilmek dokunmuş yazar tarafından adeta.

Arastalarında eskinin hayat bağlarıyla kurulmuş bir bağ aranmış, ruhu aranmış.

Bu şehirlerin kahir ekseriyetinin özelliğiyse kültür ve medeniyet izlerini koruyan şehirler olması.

Elbette mezkûr şehirlerin bütününün de kültür-medeniyet izlerini bihakkın koruduğu söylenemez.

Bir iz, bir im aranmış ve yazar tarafından bulunmuş; geçmişle ve gelecekle bağları yazınsal olarak örülmüş.

Kitabın şehirler üzerine söz söyleyen yönü elbette ön plana çıkartılması gereken tarafıdır.

Burayı atlamadan söylenebilir ki şehir metinleri üreten yazarların giderek azalması, güncel popüler dilin Moğol istilasından daha beter kültür istilasıyla özellikle genç kuşaklara aktarılabilecek iyilik-güzellik yüzünün gösterilememesi sorunuyla bizleri kasıp kavurması, böylesi metinlerin bugün için üretilebiliyor olmasının önemini bir kat daha arttırmaktadır.

**

“Gökte Yapılan Şehirler” üst başlığıyla ilk kısma alınan şehirler şunlar: Kudüs, Konya, Şam, Şanlıurfa ve Bursa.

Bu ilk kısımdaki şehirlerden biri daha önce de söylemeye çalıştığımız gibi artık kayıp bir şehir.

İnsan soyu hiç bu kadar acımasızca geçmiş kültürlerini, mekânlarını ve içinde medeniyet bakiyesi kişi oğullarını hunharca katletmemiş ve yok etmemişti.

Elbette Şam şehrinden bahsediyorum.

Kitaptaki Arayan Şehir başlığına en çok uyanı elbette Şam şehri.

Diğer şehirlerin ise modernleşme sürecinden sonraki dönemlerde kendilerini kayıplamak üzere oluşları konusunda yazarın notları var; bazı yerlerde aslına uygunluğun korunması ve o şehrin kendine gelmesi hususunda uyarıları da var.

İkinci kısım şehirler: Üsküp, Kütahya, Aksaray, Tokat, Amasya ve Balıkesir.

Üçüncü kısma uygun görülmüş şehirler ise: İznik, Tuz Gölü (Kulu, Cihanbeyli, Şereflikoçhisar) ve Ereğli (Konya).

Bu üçüncü bölümün şehirleri ele alınırken İznik hariç diğerlerinin bir kültür medeniyet; insan ve mekân, tarihleri ve gelecekleri açısından kendini koruyan şehirler sınıfında olmalarını bir kenara bırakın şehir bile olamadıklarını hatta ve hatta kent bile sayılamayacaklarını söyleyebilirim.

Böylesi yapay yerleşkeler/yerleşim yerleri, sırf doğal bir güzellik yahut bir tabiat nimeti olan değerler hatırına işlendiğinin, gündeme getirildiğinin de farkındayız.

Örneğin Tuz Gölü hatrına bu kitaba girmiş olan Şereflikoçhisar vb yerleşim yerleri…  

Yazar hele bu bağlamda zikredilen üç şehri de sanırım Tuz Gölü gibi eşsiz bir tabiat güzelliğinin armağanından ilhamla, bir nimeti şükran olarak metinlerine konuk etmiş.

Bu öyle görünüyor.

**

Ahmet Köseoğlu, kitap boyu şehirleri tarihsel süreç bakımından özlemle, minnetle anıyor ve ardından günümüzde bu medeniyet inşasının bakiyelerinin de devam ettirme gayreti içerisinde olan mekân ve kişileri de ayrıca çağdaşlarına işaret ediyor.

Örneğin Balıkesir hem tarihsel bakiyesi bakımından hem de medeniyet görmüş şehir olarak değerli.

Bu değerini bazı kişilerden de aldığının, bu gözle de şehirlere bakılması gerektiğinin altını çiziyor yazar.

Peki Balıkesir denilince medeniyet şahsiyetleri kimler? Balıkesir yazısında özellikle vurguladığı isimler bugün ülkemizde ve dünya İslâm kültür mirasında değer yüklü isimler olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar böylesi bir tanıtım ve işaretle bu isimlerle olan kendi gönül bağını da ortaya koyuyor.

Balıkesir, demek Mehmet Âkif demek; bunu az miktar tarih mütalaa eden her okur-yazar kişi elbette idrak eder, bilir.

Yazar burada Âkif’in Balıkesir’e kattığı kültürel değerle birlikte daha yakın dönemde Balıkesir’e ait önemli, nev-i şahsına münhasır kişileri de gösteriyor okura.

Ülker Erke, Nusret Çolpan ve Hasan Aycın isimlerini elbette duymuşsunuzdur?

Bu ve benzeri çabalar kitabın kavi bir eser mahiyetinde sunumuna katkı sağlamış doğrusu.

Müellifin işaret ettiği ve Balıkesir şehri için değerli şahsiyetleri buradan da izlememiz bizim medeniyet ve şehir bağlarımızın aslında bütün bir değersel yapı içerisinde olduğunu da gösteriyor.

Bu durum diğer şaheser şehirler için de geçerli aslında.

**

Hülasa: Kendini Arayan Şehir’ler Ahmet Köseoğlu’nun kaleminden çıkmış ve kendini koruyan şehirler olması yönünde bir çağrı esprisi de ortaya koymaktadır.

Şehir yazılarını, şehirlerin gerçek ruh ve mânâ kimliklerini aramakla sürdüren kitapların elbette yarınlar için kıymeti yüksek düzeydedir.

Yazar bu değerli çalışması ve çabasıyla önemli bir katkı sunmuş ve bunu bir bakıma da okuruna armağan etmiştir.

Bakalım şehir yazıları dizisinin üçüncü kitabı ne olacak?

Bunu merakla bekliyor olacağız.

Sağlıcakla kalınız.

YORUM EKLE

banner19

banner36