Kur'ân'da Mü'min kelimesi hangi anlamlarda kullanılır?

Râgıb el-İsfehânî Kur'anda geçen kelimeler için hazırladığı meşhur sözlüğü Müfredât’ta Mümin kelimesinin asıl anlamını gönül huzuru ve korkunun bertaraf olması şeklinde tarif etmiştir. Fatma Serap Karamollaoğlu yazdı.

Kur'ân'da Mü'min kelimesi hangi anlamlarda kullanılır?

Kur’ân’da e-m-n kökünden türeyen 13 farklı kalıp toplam 879 kez [1] geçmiştir.

Bu kökün Türkçe’de kullandığımız türevleri emin, emanet, emniyet, iman, mümin, temin, aman, âmin kelimeleridir.

Dolayısıyla biz Türkçe konuşanlar için bu kelimenin manası aşağı yukarı bilinmektedir. Ancak türevlerini ve Kur’ân’da geçen şekillerini anlayabilmek için bazı sözlüklerde bu kelimenin nasıl açıklandığına bir göz atalım.

Bu kök kelime lügatlârde; emin, doğru olmak, emniyette olmak, güven vermek, desteklemek, inanmak, doğrulamak, emniyet, barış, huzur, sükûn olarak açıklanır. [2]

Kur’ân kelimeleriyle alakalı hazırlanmış muhteşem bir Arapça sözlük olan Tahkîk’te emniyet ve sükûn manasında olup korkunun, yabânîliğin ve tedirginliğin kaybolması demek olduğu yazılıdır.[3]

Râgıb el-İsfehânî Kur'anda geçen kelimeler için hazırladığı meşhur sözlüğü Müfredât’ta bu kelimenin asıl anlamını gönül huzuru ve korkunun bertaraf olması şeklinde tarif etmiştir.[4]

Kur’ân’da 13 farklı şekilde şekilde geçer. Hepsinin de temelinde bu mana yer alır.

أمِنَ : اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ۟ / Yoksa onlar, Allah’ın kendileri için hazırlayacağı tuzaktan güvende mi oldular? Unutmayın ki, tam olarak ziyana uğramış kimselerden başkası, Allah’ın hazırlayacağı tuzaktan kendini güvende hissedemez! (A’râf/99)

آمَنَ : اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ / İman edip sâlih ameller yapanlar ise yaratılmışların en iyisidir. (Beyyine/7)

ائْتَمَنَ : فَاِنْ اَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ اَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُۜ / Birbirinize güvenir de rehin almazsanız, kendine güvenilen kişi borcunu ödesin ve Rabbi olan Allah’tan korksun. (Bakara/283)

آمِن : اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ / Huzur, selâmet ve tam bir emniyet içinde girin cennetlere! (Hicr/46)

آمِنَة : وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ / Allah ibret için bir ülkeyi örnek veriyor: Bu ülkenin halkı emniyet ve huzur içinde yaşıyor; rızıkları her taraftan bol bol geliyordu. Sonra bunlar Allah’ın nimetlerine nankörlük edince… (Nahl/112)

أمَنَة : اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ / En kritik anda Allah, bütün endişelerinizi unutturacak bir emniyet sebebi olarak sizi hafif ve tatlı bir uykuya daldırıyordu. Sizi maddeten ve mânen temizlemek, şeytanın içinize attığı bütün kötü duyguları gidermek, kalplerinizi kuvvetlendirmek ve ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlamak için üzerinize gökten su indiriyordu. (Enfâl/11)

أمانَة : اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا / Şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. (Ahzâb/72)

أَمْن : وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ / Biz Kâbe’yi, insanlar için toplanıp sevap kazanma yeri ve emniyetli bir mekân kıldık. (Bakara/125)

أمِين : مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ / Orada sözü dinlenir, kendisine son derece güvenilir. (Tekvîr/21)

إيْمَان : وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَانًا وَتَسْل۪يمًاۜ / Bu durum onların sadece iman ve teslîmiyetlerini artırdı. (Ahzâb/22)

مَأْمَن : وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۜ / Eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı isterse ona bu hakkı ver; ta ki Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra da onu kendini güvende hissedeceği yere kadar selâmetle ulaştır. (Tevbe/6)

مَأْمُون : اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ / Çünkü Rablerinin azabından kimse emin olamaz! (Meâric/28)

مُؤْمِن : وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ / Mü’minler, düşman ordularını karşılarında görünce korkmayıp: “İşte bu, Allah ve Rasûlü’nün bize haber verdiği şeydir. Allah ve Rasûlü verdikleri her haberde elbette doğruyu söyler” dediler. (Ahzâb/22)

Mümin kelimesi aynı zamanda Allah’ın Esmâü-l Hüsnâ’sından biridir.

İmam Gazâlî bu ismi şöyle açıklamıştır: Kulun asıl büyük korkusu ahiret korkusudur. Onu bu korkudan kurtaracak yegane siper ise kelime-i tevhittir. Allah da işte kullarına en büyük reçete ve en güzel koruyucu kale olarak bu kelimeyi tayyibeyi ihsan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “La ilahe illallah benim kalemdir. Her kim benim kaleme girerse azabımdan emin olur.” Kâinatta sebeplere tevessül etmeden emniyet tasavvur edilemez. Bu sebeplerin yaratıcısı, onların göstericisi ve nasıl kullanılacağını öğreticisi hiç şüphe yok ki Allah'tır. İşte o Allah, gerçek ve mutlak mümin, insanı emniyette kılandır.[5]

Eğer kul alemle ilgili bütün haberleri tasdik ederse ancak o zaman mümin olur. Zira Allah Teala şöyle buyurmaktadır: "Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı. 37/96. Böylece o kimsenin tasdiki kapsamlı olur. İnsanlar kendileri veya başkalarının haklarının zarar görmeyeceğinden emin olurlarsa bu, onlara eman verildiğini gösterir. Zira Allah Teala şöyle buyurmuştur: Allah ve rasulüne eziyet edenler var ya işte Allah onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş, onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır." 33/57[6]

Bu yazı vesilesiyle Rabbimize imanımızı tazeleyelim, O’na güvenelim ve O’nun gibi güven veren ve güvenilen kullar olalım inşallah.

Kur’ân’daki anlamları:

  1. Güvenmek:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَع۪يدًا / Ey iman edenler! Allah’a, Rasûlü’ne, Rasûlü’ne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara imanda sebât edin! Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhireti inkâr ederse, koyu bir sapıklığa sapmış, haktan tamâmen uzaklaşmış olur. (Nisâ/136)

  1. Emânet etmek:

وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِد۪ينَارٍ لَا يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِمًاۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّ۪نَ سَب۪يلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ / Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, kendisine yüklerle mal ve altın emânet etsen onu sana eksiksiz geri verir. İçlerinden öylesi de vardır ki kendisine bir dinar para emânet etsen, tepesinde dikilip durmadıkça onu asla geri vermez. Bunun sebebi: “Bizim gibi bir kitaba sahip olmayan ümmîlere yaptığımız haksızlık yüzünden bize bir günah yoktur” demeleridir. Halbuki onlar, Allah hakkında bile bile yalan söylemektedirler. (Âl-i İmrân/75)

  1. Sorumluluk:

 اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا / Şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. (Ahzâb/72)

  1. Îmân etmek:

اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِف۪ينَ / Siz o demde Rabbinize dua edip yardım istiyordunuz. O da: “Birbiri ardından gelecek bin melekle size yardım edeceğim” diyerek duanızı kabul etmişti. (Enfâl/9) [7]

Fatma Serap Karamollaoğlu

 

 

[1] Corpus.quran.com internet sitesi.

[2] Serdar Mutçalı, Dağarcık, İstanbul, Dağarcık Yayınları, 1995, s. 26-27.

[3] Hasan el-Mustafavî, et-Tahkîk, Merkez Neşr Âsâr Allâme el-Mustafavî, c. 1 s. 164.

[4] Râğıb el-İsfehânî, Müfredât, Çev. Abdulbaki Güneş, Mehmet Yolcu, 1. Baskı, İstanbul, Çıra Yayınları, 2006, c. 1, s. 84-86.

[5] İmam Gazâlî, Esmâ-i Hüsnâ, İstanbul, Ferşat Yayınevi, s. 89.

[6] İbn Arabi, Allah’ın İsimlerinin Sırları Manalarının Keşfi, İstanbul, Gelenek Yayınları, 2010, s. 49-50.

[7] Mehmet Okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’de Çok Anlamlılık, İstanbul, Düşün Yayıncılık, 2013, s. 98-99.

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2019, 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner13