Afyonkarahisar gezimizin üçüncü istasyonundayız. Şehrin bilinen tarihi MÖ 3000 yılına kadar götürülebilir. Kitabi tarihine değinecek değiliz. Lakin şunu söyleyebiliriz ki burası kelimenin tam anlamıyla bir Anadolu şehridir.
Sanayi bakımından mesafe kat etmiş bazı büyük şehirlerimizi saymazsak pek çok Anadolu şehri gibi burada da işsizlik önemli bir sorun. İnsanların halini gözlemlerken yoksulluğun boyutları fark edilebiliyor. Halkın en büyük geçim kaynağı tarım. Afyonkarahisar, mercimek ve gıda üzerine ülke içinde ve dışında haklı bir üne sahip.

Lakin bu refah düzeyine ne kadar yansıyor? Burası tartışılabilir. Yeni dönemde şehirlerin ekonomik yönden kalkınması için endüstriyel üretimin artması, sanayinin mesafe kat etmesi gerekiyor.
Lakin bunun da bazı öngörülemeyen dezavantajları olmuyor değil. Yabancılaşma, aşırı kâr hırsı hem çevreye hem de insanlığımıza önemli darbeler indiriyor. Bunun hesabının iyi yapılması lazım. Afyon sokaklarında gezerken "burası tam bir Müslüman Türk yurdu" diyorsunuz.

Çarşıda helvacı, lokumcu, kaymakçı, şekerlemeci, sucukçu, turşucu ve kabakçı dükkânlarını fazlasıyla bulabilirsiniz. Hele Osmanlı Kabakçısı dükkânı önünde sergilenen dev kabakları görünce ayrı bir şaşkınlık kapladı beni.

Lokum dükkânlarında şekil şekil, renk renk, desen desen, fındıklı, fıstıklı, cevizli lokumlar satılır. Lakin Afyonkarahisar'ın kaymaklı lokumu pek namlıdır.
Hacı Kadir ve Mirim Oğlu yörenin meşhur tatlıcılarındandır. Afyonkarahisar'ın lezzetlerine kısaca değindikten sonra Ulu Cami ile tarihi yapıları ziyarete devam ediyoruz.

Bir Selçuklu yadigârı: Afyonkarahisar Ulu Camii
Afyon Ulu Cami, Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli yapılarındandır. Afyonkarahisar'daki en eski camidir. Cami heybetli kalenin hemen karşısında yer alır.

Bu civarda gördüğümüz insanların çoğu şehri gezmeye gelen turistler. Doğu kapısının karşısındaki Kale Konak’ta mola verip birer bardak çay içiyoruz. Şehrin soğuğuna karşı, çay bize derman oluyor. Burada Afyonkarahisar simgeli hediyelik eşyalar satın alıyoruz. Fiyatlar gayet ucuz, halk günlük ekmeğinin telaşında, aza kanaat etmeyi biliyorlar. Ne kadar güzel.

Kitabeye göre “Camiyi Muzafferiddin Devle Beyin Oğlu Emir Muinuddin Emir Abdullah Bey” restore etmiştir. Cami ilk olarak M. 1341-H. 742 tarihinde restorasyon görmüş. Mabedin üç kapısı var. Günümüzde sadece kuzey kapısı kullanılır durumda. Kuzey kapının karşısında müezzin mahfili bulunur. Batı kapısının girişi ise yüksek tutulmuştur. On iki basamaklı merdivenle çıkılır. Caminin doğu kapısında ise bir kitabe vardır. Mekan kırma çatıyla örtülmüştür.
Harim pencereler yardımıyla aydınlık tutulmuş. İkindi namazını Ulu Camii'nde eda ediyoruz. Namaza gelenler ancak iki saf oluşturuyor. Cami içinde, Çil Hacı Hafız Ali Efendi’ye ait bir makam veya mezar yeri vardır. Dikdörtgen planlı cami kırk ahşap taşıyıcı ile taşınır. Taşıyıcılar beş sıradan oluşur. Sütunların başlıkları baklava dilimlidir.

Caminin kuzeydoğusundaki minare beden duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiş. Kaidenin alt kısmı düzgün kesme taştan yapılmış. Cami çatı hizasından itibaren tuğla malzeme kullanılmış. Tek şerefeli minare üzerine çok sayıda hoparlör ve aydınlatma amaçlı ışıklar takılmış. Bu tarz malzemeler kötü bir görüntü oluşturur. Minare yetmiş altı basamaklıdır.
Dikdörtgen formlu mihrap yukarıya ve dışarıya taşıntı yapmıştır. Mihrabın üst kısmındaki kuşakta Ayet-el kürsü ve İhlas süresi yazılmış. Mukarnas kavsaralı mihrap nişi dilimli kemerlidir. Niş kısmında la ilahe illallah yazısı bulunur.
Caminin minberini Emir Hac yapmıştır. Minberde sanatkâr imzasına yer verilmiştir. Minber, kaide, taç kapı, korkuluk, aynalık ve köşk kısımlarında oluşur. Taç kapısında sanatkâr imzasına yer verilmiştir.

Burmalı Camii
Eski Afyonkarahisar sokaklarında ilerliyoruz. Burmalı sokaktayız. Burmalı Camii bu sokaktadır. Sokak ismini burada bulunan camiden almış olmalı. Cami uzaktan bir konağa benzer. Meyilli bir araziye inşa edilmiş. Mavi renge boyanmış. Cami kapısının sağ ve sol kanatlarının üst kısmında yazılar var. Bu yazılar tam olarak okunamamaktadır. Minarenin gövdesi tuğla malzemeden yapılmış. Kaidesindeki kitabe hicri 1319 tarihli.
Çeşme caminin hemen karşısında yer almata. Yol ile aynı kotta. Günümüzdeki görünümü estetik değil. Aynalık kısmında farklı renk ve şekillerde mermer malzemeler kullanılmış. Musluklarından maalesef su akmıyor. Korumaya alınmış ve ahşap sundurmayla örtülmüş.
Çeşmenin iki kitabesi var. Birinci kitabe depo kapısının üstünde. İki satır altı kutucuktan oluşur. Sol alttaki iki kutucuktaki yazıları okunamayacak durumda. Çeşmenin üst tarafındaki ikinci kitabe ise üç satırdır. Celi-sülüs hatla yazılmış. Kitabede okuyabildiğim kadarıyla şunlar yazar:
"Merhum Turunç Ağa Çerağı, Hacı İsmail Ağa Kerimesi, Huy Zade Osman Ağa Zevcesi Huy Kadın çeşmesi eyle dua."

Başçeşme Camii ve çeşmesi
Cami meyilli bir arazi üzerine inşa edilmiş. 1496 yıllarına tarihlendirilir. Taç kapı üzerinde beş satırlık üçgen bir talik kitabe var. Alt kısımdaki tarih ifadesi okunamayacak durumda.
Caminin beden duvarlarında büyük kesme taşlar ve tuğlalar kullanılmış. Minare tuğladan yapılmış. Başçeşme Camii civarında restore edilen evlerin ve ahşap taşıyıcıların arasına taş doldurulmuş. Evlerin üst örtüsü kırma çatıdır. Çatı üzerine tuğlalar döşenmiş.

Başçeşme yenilenmiş olsa da kemeri tam olarak düzeltilememiş. Çeşmenin musluğu sağlam olsa da suyu akmamaktadır. Üst kısmı ahşap sundurmayla örtülmüş. Caminin haziresi ağaçlarla kaplı. Hazirede erken dönem izlerini taşıyan mezar taşları var. Bu civardaki sokaklarda yer yer çeşmeler görüyoruz. Sahipsiz çeşmeler olarak adlandırdığımız bu çeşmelere kendini bilmez vandallar tarafından yazılar yazılmış.

Başçeşme Camii’ne giderken ismini öğrenemediğimiz bir cami ile daha karşılaştık. Bu caminin iki de kitabesi vardı. Kitabeler H. 1224-1269 tarihlidir. Kitabeler korumaya alınmış harfler varakla, zeminler ise yağlı boya ile maviye boyanmıştır. Bu kitabeleri koruyanlara teşekkür ediyorum. Bu caminin de tuğladan yapılmış kalın gövdeli bir minaresi vardır. Cami haziresinde üç mezar var. Bu mezarlar üzerine yerleştirilmiş altı adet mezar taşı bulunuyor. Caminin beden duvarının yola bakan kısmında bir de sanduka mevcut.

İsmini keçecilerden alan, Keçe Pazarı Camii
Keçe Pazarı Cami, H. 1225-M. 1810 tarihlidir. Dikdörtgen formlu mabed kubbe ile örtülmüştür. Kitabesi altı satır on iki kutucuktan oluşur. Moloz taş kullanılarak inşa edilen yapı beden duvarları hayli kalın tutulmuştur. Kubbeye geçişlerde Türk üçgenleri kullanılmıştır. Mihrap yuvarlak kemerlidir. Tek şerefeli minare, tuğla malzemeden inşa edilmiştir. Harim mekândaki yuvarlak kemer içinde bir baş ve bir de ayak şahidesi vardır. Caminin taç kapısında beş satır on kutucuktan oluşan bir kitabe bulunuyor. Caminin güney kısmının eski bir hazire alanıdır.

Keçe Pazarı Camii’nin giriş kapısının hemen yanındaki çeşmenin suyu hala akıyor. Çeşmenin kitabesi yok.İmad Bin Hacı Muhammed H. 857’de yaptırmıştır.
Bu civarda soba imalatçıları yoğunluktadır.

Ot Pazarı Camii civarı çok hareketlidir. Seyyar satıcılar ekmekçiler ve kaymakçılar, buralarda ayaküstü satış yaparlar. Özellikle seyyar arabalar içinde Afyon ekmeği satılmaktadır. Ekmekçi amcadan ekmekler ile ilgili malumatlar alıyoruz. Ekmeğin fiyatı 5-6 lira. Lakin okkalıdır. Ekmekler seyyar arabalarda satılır. Bu ekmeğin önemli bir özelliği de uzun bir süre bayatlamamasıdır. Afyonlular bu ekmekleri farklı şehirlere de gönderirler. Buzdolabında bir aya kadar muhafaza edilir. Doğal ekşi maya ile yapılan bu ekmeklerin ağırlığı ortalama iki kilo.

Ekmek muhabbetinden sonra kısaca Ot Pazarı Camii’ne değinelim. Camii düzgün kesme taştan yapılmış. Harim mekân bir kubbe ile örtülmüş. İç mekân çok karanlıktır. Cami duvarlarında celi sülüs ve makili hatla güzel yazılar yazılmış.

Hacı Mahmud Camii de kitabeli camilerdendir. Dört satırlık kitabesi celi sülüs hatla yazılmış. Açık yeşil renge boyanmıştır. Tek şerefeli minaresi tuğladan yapılmıştır.

Fazuk Azmi Alpsoy yazdı.

Editör Hakkında