Çocukluktan gençliğe geçiş süreci olan ergenlik her anne-babanın korkulu rüyasıdır. Özenle büyütülen çocuk bu dönemde adeta başka birine dönüşür. Peki, uzmanlara göre ergenlik nedir? Ne işe yarar? Ergenliğe has tavır ve davranışlar nelerdir? Bu dönemde aileler nelere dikkat etmeli? Ergenlerle nasıl iletişim kurulur?

Pedagog Adem Güneş, Timaş Yayınları’ndan çıkan “Ergenlik Döneminde 100 Temel Kural” kitabında bu soruları cevaplıyor. Kitapta ergenlik döneminin anlamını, bu döneme mahsus davranışları, ergenlik sürecindeki çocukların ihtiyaçlarını, onları bekleyen tehlikeleri ve buna karşı alınması gereken tedbirleri ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Kitabın maddeler halinde hazırlanması konuyu daha anlaşılır hale getirmiş. Adem Güneş’in ergenlikle ilgili tespit ve önerilerinden bazılarını sizlerle paylaşıyoruz:

İnsanın en özgür olacağı dönem çocukluk dönemidir…
Çocuksu coşku, yetişkinlikte erişilecek genişliğin temel taşıdır…
Çocukluk döneminde sürekli kısıtlanmış, engellenmiş, “şımartılmamış” çocuklar,
ergenlik dönemine “istemsiz bir olgunluk”la girerler…
Çocuk, ancak kendisine yanında şımaracak kadar özgürlük tanıyan bir yetişkinle büyüdüyse ergenliğe sakin geçer.
Daha da ötesi, kendisi ile birlikte şımaracak bir yetişkin ile çocuk kendini geliştirir, ergenliğe istemli bir olgunlukla girer…
Ondandır ki ergenlik dönemi problemlerine bakıp, o kişinin nasıl çocukluk geçirdiği anlaşılabilir…

Günümüz ebeveynlerinin en büyük hatası, çocuklarının davranışlarını ilaç ile düzenleyebilecekleri yanılgısıdır…
Derste biraz hareketlenen çocuğa hiperaktivite ilacı istemek… sınavda başarısız olduğunda konsantrasyon ilacı aramak… anne babaya asi olsa antidepresana yönelmek…
Halbuki her davranışın bir duygusal kökeni vardır… İnsanın duyguları zarara uğradıkça davranışları anormalleşir…
Bir çocuk, hiperaktivite ilacı kullandıkça değil, anne ile yakın temasa geçtikçe sakinleşir…
Aile içinde huzurluysa konsantrasyonu artar…
Babası ile iyi ilişki içinde ise olgunlaşır, sakinleşir…
Ebeveynler nörolojik ve biyolojik kökenli sorunları olmadığı halde çocuklarının davranışlarını ilaçla düzenlemeye çalıştıklarında, onların haklarına girdiklerini unutmamalıdır…
Çocuğun en iyi ilacı ebeveyni ile kuracağı duygusal bağdır…

Ergen, yetişkin bedeninin içerisinde çocuksu ruha sahip insandır…
Anne babalar, genellikle ergen çocuklarının görünüşlerine aldanıp onlardan yetişkin davranışları beklerken, onların çocuksu yanları ile karşılaştıklarında hayal kırıklığı yaşarlar…
Ergen, bir eşyası için kardeşi ile kavga edebilir…
Burnu akınca silmeyi unutabilir…
Anne babalar ergen çocuklarının bu hallerine gerilmek yerine, onların ne kadar yardıma ihtiyacı olduğunu görmelidir…
Görünüş olarak çıtı pıtı bir hanımefendi, boylu poslu bir delikanlı da olsa o ne yetişkindir, ne çocuk…
Ona ne yetişkin, ne de çocuk gibi… bazen yetişkin, bazen de çocuk gibi davranmak gerekir…

Ergenlik dönemi dünyayı tanıma ve keşfetme dönemidir.
Ergen için her yeni durum gerçekten yenidir, heyecan vericidir…
Bundandır ki ergen cesurdur…
Babasından arabayı ister, “ben de sürebilirim” diye düşünür; cesurdur…
Yüksek yerlere çıkar, kuş gibi uçarak aşağı ineceğine inanır; cesurdur…
Hıza cesurdur… kavgaya cesur…
Fakat bu sınırsız özgürlük arzusu, yanıltıcıdır…
Bundandır ki, ergen çocuğu olan anne babalar kaygıya yatkındır…
Kaygı, tepkiyi ve çatışmayı doğurur…
Ergenin cesur yanı, kaliteli iletişim ve kararlılıkla dengelenmelidir…

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki çocukluk yıllarında duygularını özgürce yaşayamayan kişilerin ergenlik dönemi daha buhranlı oluyor.
Ergenin yaşadığı sorun, ergenlik dönemine hastır, geçmiş dönemlerin birikintisidir… Ve çocuk, bu birikintiyi, öfke ve kızgınlıkla... heyecan ve tepkisellikle dışa vurur… Bu sayede, iç temizliğini gerçekleştirir…
Bundandır ki ergenlik döneminde karşılaşılan sorunları baskı altına almak yerine, serbest bırakıp dışa vurmasını kolaylaştırmak gerekir…

Ergenin fıtratında sessizlik yoktur…
O deli kanlıdır…
Kanın en deli dolu aktığı dönemdedir…
Bir o yana koşar, bir bu yana, heyecan duyar…
Bundandır ki ergenlik döneminde gençlerin biraz çılgın, biraz hırçın olması normaldir…
Bu sayede içini boşaltır ergen, öfke biriktirmez…
Ne zaman ki, ergen içini dışa vuramaz, öfkesini yutar kalırsa, işte bu tehlikelidir…
Zira bastırılan duygu düzene girmez…
Düzene girmeyen duygunun yönetilmesi zordur…
Ebeveynler ergen çocuklarının “biraz deli dolu” olmalarına tebessümle göz yummalıdır ki, duygularını düzenlemelerine fırsat versinler…

Ergen kendine hâkim olamadığı için agresiftir… Keyif aldığı için değil… İzin verilse, agresifliğini dışa vurabilse, sakinleşir…
Öfkesi engellendikçe, tepkisi artar; ya kendine ya çevresine daha acımasız olur…
Öfke anında onu sakinleştirecek olan en önemli davranış; tepkiselliğine karşı sakinliktir, onun öfkesini anlamaktır.
Karşısında sakin duran bir yetişkin kadar ergen öfkesine tesir edecek ilaç yoktur…

Sorumluluk başkasına hesap verirliktir.
Yetki kişinin kendine karşı sorumlu olmasıdır.
Ergen, başkasına değil, kendine karşı sorumlu olmak ister… Birilerine hesap vermek yerine, yetki ile donatılıp o işi kendi kendine başarmak ister…
Bundandır ki, ergene iş verirken, o işin bütün yetkilerini de adım adım ergene devretmek gerekir. Ki ergen kendine karşı sorumlu hissettiği o işi başarabilsin…
Ergene sürekli hesap sormak, onu başkalarına karşı sorumlu hissettirse de, kendine karşı sorumluluğundan uzaklaştırır…
Bundandır ki ergene yapılacak en büyük haksızlık, onu başkasına karşı sorumlu hissettirip kendi sorumluluğunu fark ettirmemektir.

İnsanın en temel ihtiyacıdır dinlenilmek.
Dinlenilmek değerli hissettirir kişiye kendini…
Konuşurken dinlenilmediğini hisseden ergen, kendini değersiz hisseder… Değersizlik hissi ergen için çatışmaya sebeptir…
Dinlenilmek gibi, kendisine bir şeyin anlatılması da değerli hissettirir kişiye kendini…
Ergen konuşurken, onun karşısındaki yetişkin, konuşmak için kendisinin seçildiğini bilmeli ki, o da kendini değerli hissetsin…
Ergen çocuğu ile uyum içinde olmak isteyen bir anne baba, çok konuşmak yerine, onun çokça anlattıklarını dinlemelidir.

Hiç de öyle kolay değildir, bir ergenin iç dünyasında neler yaşadığını dışarıya vurması...
Özellikle ergen kız çocukları kabul etmedikleri bir şeyi ciddi bir reddedicilikle dışa vurmayı tercih ederler… Ki o konuda daha fazla üzerlerine gelinmesin.
Kabul edişlerini ise duygularını dışarıya göstermemek için, çok defa sessiz kalarak ifade ederler.
Bu, ergenin kendi doğasından kaynaklanan bir korunma yöntemidir.
Onu anlayışla karşılamalı... Ne söylediğine değil, ne söylemek istediğine odaklanılmalıdır…
Bilinmelidir ki sessizliği kabul edişinden, tepkiselliği ise üzerine gelinmesini istemediğindendir.

Ergenin en belirgin özelliklerinden biri, kendine ait tarzlar benimsemesidir.
Kimi zaman bir şapka... kimi zaman bir saat… kimi zaman bir ayakkabı… Kendi gibi olabilme özgürlüğü ergene kendini güvende hissettirir.
Kendi olabilmek, ne istiyorsa onu yapabilmek değil, kendi mizacına uygun hayatı sürebilme özgürlüğüdür… Kişi ancak kendi mizacının karakterine bürünebiliyorsa kişilikli ve onurlu olur… Kendi fıtrat ve mizacını bırakıp başkaları gibi olursa ruhu bundan zarar
görür..
İnsanı iyi eden şey, başkalarına özenti değil kendi gibi olabilme özgürlüğüdür.

Ergenin duyguları onu sürekli meşgul eder… bazen sevgi… bazen öfke… bazen kızgınlık… bazen kıskançlık…
Yetişkinlerin beklentileri… ödev, kurs, okul, etkinlik de cabası…
Tüm bu düşünceler ergen için yenidir…
Çocukluk döneminde sadece ödevi ve okulu olan gencin, artık dünyası genişlemiş, yönetmesi gereken işler artmıştır…
İşte bunun acemiliğidir ergeni sürekli unutkan yapan…
Saatini halı sahada unutur… kaşkolunu okulda… telefonunu piknikte unutur… kitabını evde…
Bunlar her ne kadar ebeveyn için can sıkıcı olsa da, ergenin hali budur…
Her ergenin kaybettiği bir eşyası, unuttuğu çantası kitabı vardır…
Anne babalara düşen, baskı ve zorlamayla ergenin kaygılarına kaygı eklemek değil, sabır ve hoşgörü ile çocuğun bu dönemi geçirmesine yardımcı olmaktır…

Ergenler birbirleriyle cıvıldaşmaktan… şakalar yapmaktan… bindikleri arabanın hız yapmasından... gittikleri lunaparkta en tehlikeli araçlara binmekten… keyif alırlar.
Tüm bunlar eğlenceli olduğu gibi, bazen ergeni bir sorunla karşı karşıya da getirebilir.
Örneğin arkadaşlarıyla birlikte bindikleri bir araçta aşırı hız yapmak… gittikleri eğlence yerinde alkol kullanmak… Uyuşturucu maddeyi bir kez olsun tatmaya çalışmak… ahlak sınırlarının dışına çıkıp heyecan aramak… ergeni geri dönüşü zor sorunların içine itebilir.
Bu yüzden ergenlerin makul heyecanlarını anlayışla karşılayıp yerine getirmesine izin vermek gerekir ki aşırılıklara girişmesin…
Lunaparkta hız trenine binmek makul bir heyecandır…
Otomobille sürat yapmaya çalışmak, sınır dışı bir davranıştır…
Lunaparkta hız trenine binmesine izin verilmeyen çocuk, arkadaşı ile bindikleri arabada hız yapmaya zaaf duyar…

Bir yetişkinin bencilliği oldukça sevimsizdir…
Ancak ergenin bencilce görünen birçok davranışı bencillik değil, benmerkezci bir
bakışın ürünüdür.
Ve benmerkezci bakış ergenin duygusal gelişiminin gereğidir…
Bencillik; kendini düşünmek, kendini tercih etmektir…
Benmerkezcilik ise olaylara kendi penceresinden bakmaktır…
Bir yetişkinin aile içinde ortak karar alındığında kendisinin gitmek istediği bir yerden vazgeçmesi, ortak karar gereği herkesin gideceği yeri kabul etmesi fedakârlık… herkese rağmen kendi tercihinde diretmesi bencilliktir…
Ancak ergenin, herkese rağmen bir konudaki ısrarı bencillik değil, benmerkezci bir bakıştır. Ergen bu bakış sayesinde ihtiyaçlarını giderir, bu bakış sayesinde kendini geliştirir…
Sorun, ergenlik döneminde benmerkezci bakmak değil, ergenlik bittiği halde benmerkezciliği bitirmemiş olmaktır…

Ergenlik dönemi bizatihi bir problem dönemi değildir.
Ergen duyguları çok hassas... dürtüselliğe çok yatkın… bir tarz edinme çabasında olduğu için bu dönemin problem oluşturmaya yatkın yanı vardır…
Bunlara bir de çocukluk döneminde yaşanmış sorunlar eklenince, sanki ergenlik bir problem dönemi gibi gelir yetişkinlere….
Çocukken kendini ifade edememiş… aşağılanmış… suçlanmış…değersizlik hissettirilmiş ergenler içlerindeki bu birikintilerle ergenliğe eriştiklerinde ergenlik döneminin hassasiyetiyle çatışmacı bir yapıya bürünür ve böylece içsel birikintilerini temizlerler…
Bu, denizin yüzeyindeki çöplerin güçlü dalgalarla kıyıya vurması, denizin arınması gibidir… Böylesi bir boşalma gerçekleşemezse içerideki birikintiler ilerleyen dönemlerde farklı ruhsal rahatsızlıklara yol açabilir...
Bundandır ki ebeveynler ergenlik dönemi problemlerinin bir arınma gerçekleştirdiği bilinci ile, ergenin olumsuz tavırlarını sükûnetle karşılamalı… tepkilerden arınmış olgun yanları ile onları tedavi etmelidir…

Ergenliğin en belirgin özelliklerinden bir tanesi de, bu dönemde cinsel duyguların
harekete geçmesidir.
Ergenin kendi içindeki bu duygularla nasıl baş edebileceğine dair hiçbir tecrübesi yoktur…
Daha önce yaşamamıştır ve bu duyguların ne anlama geldiği hakkında fikri yoktur…
Ve merak ettiklerini soracağı bir yakına ihtiyacı vardır. Çocuğun cinselliğe ait bilgileri, ne internetten, ne yalan yanlış kendi arkadaş çevresinden edinmesi doğrudur.
Çocuk, cinsel konularda içinde bulunduğu yaşa göre bilmesi lazım geldiği kadarıyla bir yetişkin tarafından bilgilendirmelidir…
Bu bilgilendirmeler çok abartılı, aşırıya kaçmış ve bizzat cinselliğin kendisiyle ilgili “örneklendirmeler” içermemelidir…
Anadolu kültüründe evlilik öncesi “sağdıçlık” geleneğinin, gençlerin cinsel yaşam hakkında
bilgilendirilmesinde güzel bir kültür olduğu unutulmamalıdır.

Ergenlik kızlarda farklı, erkeklerde farklı bir gelişim süreci takip eder…
Erkek çocuklarında ergenliğin yoğun duygusu cinsellik ve cinselliğin yol açtığı iç karmaşalardır.
Ancak kızlarda durum farklıdır. Onlar ağırlıklı olarak cinsellikle değil, kendi dış görünüşleriyle ilgilidirler.
Elbisesi… sivilcesi… kullandığı takılar… ayakkabısı… ve dışarıdan nasıl göründüğünün merakı oldukça belirgindir…
Bundandır ki erkek ergenlerin duygularını, kız ergenlerin dış görünüşlerini eleştirmek oldukça yanlıştır… Bu olumlu eleştiri dahi olsa…

Ergen düşüncelerini kişiliğinin bir parçası olarak görür.
Düşünceleri aşağılandığında kişiliği aşağılanmış zanneder… tepkiselleşir…
Anne babalar ergenin söylediklerini ciddiye almalı, her ne kadar zaman zaman konuşmaları anlamsız da olsa…
Ergenle problem yaşamak istemeyen ebeveynler, onun düşüncelerini eleştirmek yerine, ciddiye alıp sonuna kadar dinlemeli… onlar da bir gün yetişkin olduğunda bu günlerin geride kalacağını unutmamalıdırlar.

Ergen çocuksu duyguları olsa da yetişkin olmak için yoğun çaba sarf eden bir insandır.
Ve çoğu defa davranışları çocukçadır.
Ancak bulunmak istediği yer yetişkinlerin arasıdır.
Yetişkinlerden de kendisine yetişkin gibi davranılmasını bekler.
Yetişkinin kendisine çocukça davranılması karşısında aşağılanmış hisseder… incinir...
Kendi büyüklüğüne vurgu yapan bir yetişkin karşısında bulunmak, çocuk gibi hesaba çekilmek, davranışları ile sürekli sorgulanmak ergeni rahatsız eder…
Böylesi bir yetişkinle yakınlık kurmak istemez.
Bundandır ki her ne kadar ergenin duyguları çocukça olsa da onunla bir yetişkinmiş gibi iletişim kurulmalıdır.
Yetişkin daha çok bildiğini, daha büyük olduğunu hissettirmemelidir; ki bu “mütevazılık”tır.
Ergenle iletişime geçecek yetişkinin en önemli özelliği, mütevazı olmasıdır.

Birçok ebeveyn ergen çocuklarına gelecekte karamsar tablolar çizerek onları motive
edeceğini düşünür.
“Bu sınav hayatının en önemli sınavı, kazanamazsan eğitim hayatın son bulacak” diyerek, çocuğu sınava hazırlamaya çalışır...
“Senden bir şey olmaz, ne çalıştığını anlıyorsun ne ödev yapabiliyorsun” diyerek çocuğun anlayışını yükselteceğini zanneder…
“Senin gibi saygısız çocuk görmedim” diyerek, çocuğu saygıya yönelteceği yanılgısını taşır.
Halbuki tüm bu olumsuz ifadeler ergeni motive etmez, umutlarını tüketir…
Umudu tükenen ergen, hayatın ana çizgisini kaybeder… Yaşamın kurallarının ve erdemlerin dışına çıkmaya başlar.
Ebeveynler çocuklarını iyiye yöneltmek istiyorlarsa umut verici cümleler kullanmalı…
Onlara her zaman yanında olmanın yakınlığını hissettirmelidirler.

Editör Hakkında