Fahrettin Altun Türkiye’nin genç akademisyenlerinden… Hem genç olması hem de akademisyen olması ilk etapta onu değerlendirenleri sınırlayabilir. Bizim düşünce dünyamız kategorize etmeyi seven ve kategorik sınıflandırmayı kutsallaştıran bir mantaliteye sahip. Kalıplar üreten, herkesi ve her şeyi bu kalıba sokmaya çalışan bir anlayış… Altun, bu genelgeçer anlayışın dışında biri. Kalıplara sığmayan yani kaideleri bozan istisnalardan…

Genç akademisyenlerden biri demiştik onun için. Akademik hayatı hakikatin izinde yaşamaya çalışan ve aynı zamanda medyayla da iç içe olan bir genç. Medyanın içinde ama medyatik özentiler içinde değil. Her kameraya gülümseyen, her siyasinin arkasında el sallayan bir figür değil. Sermayesi, genç yaşına rağmen entelektüel alanda topladıkları. Bitmek tükenmek bilmeyen bir araştırma, öğrenme aşkı. Hem tanımlayan hem soru soran bir sorumlu zihin. Evet, Altun çok ciddi soru ve sorunları keyif veren, sıkmayan bir üslupla dile getirir. Ötekileştirmez, ötelemez…

Bir koltuğa onlarca karpuz sığdıracak bir kapasite ve beceriye sahip. El attığı bütün işlerin içinden yüz akıyla çıkabilmiş. Anlayış dergisinde yayın yönetmenliği, Star ve Akşam gazetelerinde yazarlık, Ayrıntı adlı televizyon programının yapımcılığı ve sunuculuğu, SETA’da stratejistlik, İstanbul Şehir Üniversitesi’nde Sinema ve TV bölüm başkanlığı, YÖK’te başkan danışmanlığı… En son merak saldığı alanlardan biri de fotoğrafçılık.

Öğrencilik yıllarında Yöneliş Yayınları’nın mutfağında yer almıştı

Aslında akademik unvanları ve popülerliği sevmeyen biriyim. Ama Fahrettin Altun burada da bir istisna… Son derece mütevazı, mütebessim, şakacı… Yanına yaklaşılmayan soğuk akademik figürlerden değil. Büyüdükçe küçülmenin erdeminin farkında olan bir anlam dünyasından geliyor.

Fahrettin Altun’la tanışıklığım uzun yıllar öncesine dayanıyor. Doksanlı yılların sonu… İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakülte’sinin koridorları ve kütüphanesi… Evet, bu mekânlar çok bereketli ve kadim dostlukların yatağıydı. Öğrencilerin birçoğu fakülte bitirip hayata atılmanın ötesinde bir şeyler öğrenme hevesi duyanlarlardandı. Bu yüzden değerliydi zaman ve mekân. Altun, sosyoloji bölümünde öğrenciydi. Masmavi, çakmak çakmak gözler. Elinde mutlaka bir kitap, bir dergi, bir gazete… Sırt çantası ilmî, entelektüel mühimmatla dolu olurdu her daim. Çok okurdu, çok da çalışkandı. Sosyolojide İsmail Coşkun’un rahle-i tedrisinden geçmişti. Ta öğrencilik yıllarında Yöneliş Yayınları’nın mutfağında yer almıştı. Yöneliş Yayınları doksanlı ve iki binli yıllarda çok ciddi kitaplar yayınlayarak düşünce dünyamızda özgül ağırlığını hissettirmişti. Altun, bu yıllarda bir kitabın ilk halinden okuyucunun önüne gelmesine kadar bütün evreleri bilen biri. Yayın dünyasına yabancı değil.

Modernleşme, iletişim sosyolojisi, medya, cemaatler, sinema, Türk solu ve liberalizm, yaşantılar, kapitalizm ve güncel siyaset gibi birçok alanda kendine özgü bir dille konuşan, tartışan, araştıran Altun’u takip etmek gerekir. Meseleleri sulandırmadan ve kasmadan da işleyen üslubu takdire şayan.