Hatırla Diye” Demet Tezcan’ın yeni kitaplarından. Bu yıl içinde Pınar Yayınları tarafından yayımlandı. Nisyan ile malul hafızalarımızı sarsma niyetinde bir çalışma. Unutmak istediğimiz, sorumluluğunu üstlenmediğimiz ve hep kaçtığımız olayların altını çiziyor yazar kitabında. Bir şahitlik… Bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçip gidiyor acılar, zulümler, sürgünler, açlıklar… Kitabın her satırında insan olma sorumluluğunu yüklenmeyen insanın yol açtığı yıkımlar dile geliyor. En çok da kadınların ve çocukların derin, iç yakıcı trajedileri… Evet, zulmü, baskıyı, işkenceyi yapanlar kadar bu yapılanlara ses çıkarmayanlar da suçlu. Her köşesine, kıyısına suçun rengi sinmiş bir dünya… Sinik ve silik Müslümanlar…

Malum olduğu üzere hepimiz konforun, rahatın, kariyerin, başarının şaha kalktığı hayatlar peşindeyiz. Ölüme inansak bile ölüm düşüncesi yansımıyor yapıp ettiklerimize. Bu dünyaya kazık çakacakmış gibi yaşıyoruz. Bütün olumsuzlukları ve bizi olumsuz etkileyecek etkenleri hayatımızdan çıkarma derdindeyiz. Her tür eza ve cefadan yalıtılmış steril hayatlar… Bu hayat için de birçok şeyi unutma, görmeme yolunu seçiyoruz. Savaşları, cinayetleri, gözyaşlarını kanıksayan bir zihnimiz var. Yıkımları, katliamları televizyon ekranlarından sarsılmadan, kahrolmadan, rahatça izliyoruz. Hatta o kadar kanıksıyoruz ki bütün bunları, izlemediğimiz zamanlarda sıkılıyoruz. Sanki bir savaş, bir aksiyon filmi seyreder gibi…

Olan biteni yüreğinde hisseden bir Müslüman

Demet Hanım kitabında ekran başına kurulup izlediğimiz bu trajedilerin gerçekte yol açtığı travmaları, kötülükleri gösteriyor bize. Bir gezintiye çıkıyoruz kitabın satırlarında. Gezintimizin durakları Libya’da Ebu Selam Cezaevi, hiç hatıra gelmeyen Afganistan, Mısır’da Tahrir Meydanı, 12 Eylül döneminde Türkiye, Van Depremi, Suriye, Afrika, 28 Şubat postmodern darbesi… Ve daha nice insanlık dışı uygulamalar. Evet, bir tatil broşürü ya da nostalji dolu satırlar değil “Hatırla Diye”. Hatırlanmak istenmeyen, kaçılan, hayatın acı ve gam yüklü yanına dokunan enstantaneler. Sürgünler, toplama kampları, katliamlar, zulümler, yasaklar… Başkalarının kanı ve canı üzerinden büyüyen, semiren hayatlar… Darbelerin iğrençliği, darbelerin kötülüğü… Kimden gelirse gelsin, nerede olursa olsun lanet olası darbeler… Hapishaneler, hayatın karanlık yüzleri… Ortadoğu, Türkiye, Amerika, velhasıl bütün dünya… Kan gölüne çevrilen, emperyalizm canavarının dişleri arasında feryat eden dünya… Vatansız kadınlar… Evini, barkını, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalanlar… Mülteci kamplarında açlığa mahkûm edilenler… İşkenceler… Mahpushaneler… Kendi inancı ve hakikati dışında hiçbir hakikat tanımayan müstekbirler… Evet, çok acı ve kahredici hikâyeler var. Vicdanı olanların içini kanatan…

Demet Tezcan, yeni zamanlardaki kavramsallaştırmayla söyleyecek olursak bir aktivist. Gerçi ben bu kavramdan hiç hazzetmiyorum. Yeni yetmelerin fantazya dünyalarını anımsatıyor. Gençlerin zirzopluklarını… Demet Tezcan bu anımsamanın, çağrışımın tamamen dışında. Sorumluluk sahibi, neyi nasıl yapmasını çok iyi bilen bir Müslüman. Gösterişle, gösteriyle işi olmayanlardan. Aynı zamanda yardım kuruluşlarında görev alan bir vicdan sahibi. Dünyanın çeşitli bölgelerini gezmiş, geziyor. Depremleri, savaşları, işgalleri, yoksulluğu, yıkımı, darbeleri yerinde görüyor, gözlemliyor. Ve elinden geldiğince, dilinin döndüğünce başkalarına anlatıyor görüp yaşadıklarını. Kimileyin kitaplarla, kimileyin konferanslarla, çeşitli organizasyonlarla. Meselelere dışarıdan bakan profesyonel bir gazeteci ya da gezgin değil. Olan biteni yüreğinde hisseden bir Müslüman. Sıcak, samimi bir üslupla sesleniyor okuyucuya. Yapmacık ve yapay değil. Üzülüyor, kızıyor, çevresindekileri duyarlılığa çağırıyor. İnsanoğlunun savaşta ve barışta bir istatistikî veriye indirgenmesini kabullenemiyor. Bir yanda türlü yemeklerin yarıştırıldığı yarışmalar, diğer yanda açlıktan ölümler. Bu paradoks çok kırıyor yazarı. Satırlarındaki içtenlik, doğallık bunu gösteriyor bütün açıklığıyla.

En çok kan bizim coğrafyamızda akıyor

Unutmak, insan için bir yönüyle büyük bir nimet. Koca bir sığınak… Ama özellikle Müslümanların, bizlerin unutmaması gereken şeyler de var. Biz yeryüzünün şahitleriyiz. Unutmanın vebali yakamızı bırakmaz. Zulümler, işkenceler, yokluklar, yoksulluklar, hak gaspları, işkenceler… Unutulmaması ve bütün bunların bir daha yaşanmaması için hatırda tutulması gerekenler. Unutmamak, geçmişi yüceltmek ya da orada takılıp kalmak olarak algılanmamalı. Sorumluluklar da hatırlanmalı, unutulmamalı. Unutmayalım ki yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz. Yaşananlardan ders alacağız, geçmişi geleceğe unutmamak adlı köprüyle taşıyacağız. Evet, yaşadığımız bu zamanlarda hep acıdan, üzüntüden bahsediyoruz. Hüzünlü menkıbeler düşüyor kâğıtlara. Demet Tezcan en kahırlı, en yürek dağlayıcı menkıbeleri yazıyor hatırlayalım diye… Hatırlayacağız ki bir gün sevinçleri ve güzellikleri de kayıt altına alan birileri çıksın.

“Hatırla Diye” kitabını okurken, İslam'la aramızdaki mesafenin ne kadar da çoğaldığının farkına varıyoruz. Dilimize pelesenk olmuş birçok kavramın içinin korkunç bir şekilde boşaldığını ve hayati öneme sahip çoğu ilkenin pratik hayatımızda yok mesabesinde olduğunu görüyoruz. Tabii ki bir Müslüman için hoş değil bu tip durumlar. İslam'ı tarihin belli bir dönemine hapsetmişiz. Onun ilkelerinin tekrar vücut bulacağına, pratikte uygulanabileceğine olan inancımız zayıflamış durumda. İşte bu yüzden medeniyetimiz yerle bir oluyor. İşte bu yüzden en çok kan bizim coğrafyamızda akıyor. Diktatörlerin, zalimlerin at koşturduğu bir hipodrom gibi yurtlarımız. İnsana en büyük değeri veren İslam yurdu, insanlığın paramparça edildiği bir yere dönmüş durumda. Tezcan, bu olumsuzlukları hatırlatıyor bize. Nasıl bu hale geldiğimizi sorgulama derdinde. Coğrafyanın kanayan her yerinde…

Coğrafyamızın karıştığı, karıştırıldığı şu günlerde kitap daha da önemli bir noktaya geliyor. Bugün aktüel anlamda şahit olduğumuz, gördüğümüz birçok olumsuz olayın bundan yıllarca önce de var olduğunu okuyoruz. Hiçbir şeyden ders çıkarmayı beceremeyen bir zihni yapıyla kuşatılmış durumdayız. Yaşananlardan ders almamış gözüküyoruz. İşte böyle bir vasatta “Hatırla Diye”yi okuyalım.