Mağlubiyet hissini Seyyid Kutub'la yendik

Mısırlı düşünür Seyyid Kutub'un vahyi hayata taşıma iddiasının İslam dünyasında büyük ilgi uyandırdığını söyleyen Şemseddin Özdemir ile Seyyid Kutub'u ve Türkiye'deki etkisini konuştuk.

Mağlubiyet hissini Seyyid Kutub'la yendik

Fi Zilali Kur’an (Kur’an’ın Gölgesinde) isimli tefsiri ve Yoldaki İşaretler gibi öncü eserlerinin yanında Seyyid Kutub, edebiyat eleştirisinden dinler tarihine kadar pek çok alanda kitap kaleme kaldı. 1965'den bu yana eserleri Türkçeye çevrilen Seyyid Kutub'un Türkiye'de nasıl bir etki yarattığını Umran dergisi genel yayın yönetmeni Şemseddin Özdemir’le konuştuk.

Seyyid Kutub’un Türkiye fikir dünyasına özellikle 1965'li yıllardan sonra girmeye başladığını kaydeden Şemseddin Özdemir, önce İslam’da Sosyal Adalet gibi küçük boyutlu bazı kitaplarının tercüme edildiğini söyledi. Özdemir, bununla birlikte Seyyid Kutub’un en çok Fi Zilal il’Kur'an isimli tefsir çalışmasının tanınmasında büyük etkisi olduğunu ve bunun da 1966'lı yıllardan itibaren tercüme edildiğini ifade etti. Fi Zilal’ın Türk düşünce dünyasında sarsıcı etkiler yaptığını kaydeden Özdemir, bu kitap üzerine ders programları yapıldığını kaydetti.

Seyyid Kutub'un ilk defa kitapları ne zaman çevrilmeye başladı, nasıl yaygınlık kazandı, nasıl bir karşılık buldu?

Seyyid Kutub, Türkiye fikir dünyasına 1965'li yıllardan sonra girmeye başladı. Önce küçük boyutlu bazı kitapları tercüme edildi. İslam'da Sosyal Adalet gibi... Ancak Fi Zilali Kur'an isimli Seyyid Kutub'un tanınmasına çok büyük etkisi olan kitap da o yıllarda, 66'lı yıllardan itibaren tercüme edilmeye başlandı. Zaten kitaplarının büyük çoğunluğu da 1970'e yakın yıllarda Türkçeye tercüme edildi. Yoldaki İşaretler ve İslam düşüncesiyle ilgili olan diğer kitapları tercüme edildi. Zaten bu dönem Türkiye'de yaygın bir tercüme faaliyeti olan bir dönemdir. Gerçekten bu kitapların Türkiye'de tercüme edilmesiyle hem Seyyid Kutub tanındı, olaylara nasıl baktığı öğrenildi, hem de o kitapların Türkiye düşünce dünyasında sarsıcı etkisi olmaya başladı.

Özellikle Fi zilal o zaman geniş çevreler tarafından bir klasik olarak okunmaya başlandı, bu kitap üzerinden ders programları yapıldı. Yoldaki İşaretler de aynı şekilde büyük etki uyandırdı. Zaten bu kitap onun en son manifesto kitabıdır. O kitabı en erken okuyanlardan biri olduğumu zannediyorum; o kitap ilk çıktığında okumuşumdur. Dediğim gibi, aşağı yukarı bahsettiğim yıllardan itibaren başlar ve zaten bir on yıl içinde kitaplarının birçoğu Türkçeye tercüme edilir. Bu durum tabi bahsettiğim gibi, Türkiye'de yaygın tercüme faaliyetleri ile beraber giden bir süreçtir.

70'li yıllarda büyük bir yaygınlık kazandı ve bugüne kadar da geçen 30 senede hâlâ okunan ve bir şekilde insanların istifade ettiği biri düşünür…

Şöyle bir özelliği var, yani aslında yeni bir bakıştır, aslında tefsir yazmıyor. Kitabının adı dikkat ederseniz “Kur'an'ın Gölgesinde” (Fi Zilali Kur’an)... Bu ne demek; vahyin ışığında nasıl düşünmek gerekir. Kur'an-ı Kerim'i yeni bir yaklaşımla yorumladı. Hayatı tahlil eden, olaylara o gözle bakan bir mantıkla Kur'an'ı tercüme etti veya anlamını yazdı. Bu Türkiye'de ve İslam dünyasının her tarafında büyük etki uyandırdı. Türkiye’de de büyük etkiler meydana getirdi. Belli bir neslin yetişmesinde büyük katkısı oldu.

Zaten şunu ifade etmek gerekir, Seyyid Kutub bu anlayış ile İslam düşüncesi içinde, İhvan-ı Müslimin'in de katkısı ile, vahye yeni bir yaklaşım biçimi getiren anlayışı geliştirmiştir, bu yaklaşıma önemli katkıları olmuştur. O düşünceler buraya taşınınca bizim düşünce dünyamızda büyük canlılık oldu, fikrî hareketlilik meydana getirdi. Bu eserler tartışıldı. Tabi bu düşüncelerin muhalifleri de oldu fakat muvafıkları daha çok oldu. Bugün Türkiye'nin siyasi hayatı olsun, ilim hayatı olsun, değişik alanlara etki eden insanların pek çoğu, Seyyid Kutub'un en azından birkaç kitabını okumuş, Fi Zilal'i muhakkak karıştırmıştır, belki baştan aşağı birkaç kez okumuştur.

Kitaplarının fikir dünyasında açılım yaptığı noktalar, insanları etkilemesini sağlayan noktalar neydi? Çünkü o dönem pek çok kitap çevrildi fakat bunlardan çok azı halen okunuyor, tartışılıyor.

Sağlıklı ama hayata müdahale eden, vahyi hayata taşımak isteyen, vahye uygun bir sistemin yeniden hayatlaşması iddiası kitaplarının asıl iddiasıdır. Yani İslam medeniyetinin, Osmanlı'nın son 100 yılında hızla çöküş yaşadığı bir noktanın arkasından çıkıp Kur'an endeksli olarak vahiyden, kitaptan, o ayetlerden ilham alarak yeni bir medeniyetin, bir hayat tarzının kurulabileceği iddiasını ortaya koyar. Bunu itikadî düzeyde sahihi bir iman anlayışı ile sağlamlaştırarak, pratik anlamda bunun mümkün olabileceğini gösterir.

Değişik alanlarda İslam düşüncesi ortaya koymasıyla yeni bir heyecan oluşturdu. Bizde o mağlubiyet duygusunun arkasından meydana gelen karamsar bir dünya görüşü vardı Müslümanlarda. Cumhuriyet'in kurulduğu ilk yıllardaki yoğun baskılarla da kendinden şüphe etmeye başlayan bir toplum vardı. Bu şüphesinin gereksizliğini ortaya koyan, hodri meydan diyen, “İslam hayata ruh verir, enerji verir” iddiası ile ortaya çıkan yönü Türkiye'de gençler ve düşünen insanlar arasında büyük bir coşku oluşturdu.

Kitapları kapış kapış satıldı, Fi Zilal abone kampanyaları oldu, insanlar fasikül fasikül kitapları aldılar. İnsanlar bunları bulundukları yerlerde ders grupları halinde okudular ve tartıştılar. Yani aslında özetle şöyle diyebiliriz, bu tefsirin pratikle iç içe, hayata müdahale eden, hayatın içine giren yönü, onu diğer tefsirlerden ayıran ve insanları etkileyen yönüdür. Ben inanıyorum ki bizim içinde bulunduğumuz kuruluşlarımız Seyyid Kutub'un İslam anlayışına çok şey borçludurlar. Bizim yetişmemizde büyük emeği olmuştur. Bugünlerde onun şahadet yıldönümü. Şiddete bulaşmayan, sadece sözünü söyleyen bir insan. En son manifesto mahiyetindeki Yoldaki İşaretler kitabı ile belki idamını hızlandırdı ama ne mutlu ona ki tarihe kayıt düştü ve milyonlarca insanın yeni bir İslamî şuura ulaşmasına vesile oldu.

Seyyid Kutub'un şiddetle özdeşleştirilmeye çalışıldığı bir dünya var şu anda. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yoldaki İşaretler örneğin bu noktada bir öncü kitap olarak addediliyor bir kısım çevreler tarafından.

O kitabı ilk yayınlandığı yıllarda da, sonraki yıllarda da defalarca okudum. Arkadaşlarla konuşup tartıştığımız zaman da şiddet hiç bir zaman aklımıza gelmedi. Kitabın hiçbir yeri bize terör çağrışımı yapmadı. Kitapta, fikrî düzeyde bir fikir ve tutum var. Fikrî olarak uzlaşması zor gözükebilir fakat insanlarla ilişki kurmada sorun çıkaran bir tavır yok. Bazen kitapların başına böyle tehlikeler gelir. Bu Kur’an’ı Kerim’in de başına gelir. Onu kavramayan sığ düşünceli insanlar, kendi algılarıyla anlar ve yazılanları şiddet diye anlar. Bugün bazı insanlar şiddeti Kur’an’daki ayetleri işine geldiği gibi kullanarak meşrulaştırıyor. Etrafta terör estiriyor. Müslüman insanları öldürürken bile bunu ayete dayandırdığını ifade ediyor.

Bu durum başka kitaplar için de söz konusu olabilir. Seyyid Kutub’un başına gelen en büyük suçlama da, bazı İslami akımların ondan etkilenmiş olması ama şunu unutmamak gerekir ki bu akımlar da etkilenmelerini kendi algıları ile yaptılar, dünya görüşlerine göre okudular ve oradan herkesle savaşmayı ortaya çıkardılar veya ilişkilerini kopartan bir anlayış çıkardılar ama ben ve arkadaşların ve Türkiye’deki birçok Müslüman böyle manalar çıkartmadı bu kitaplardan.

Eğer böyle bir şey olsaydı 80’li yıllardan itibaren, 70’lerden itibaren İslami güçler şiddet kullanırdı ama hiç kullanmadı. Bu şiddet meselesinin bir suçlama olduğu geçen seneki eylemlerde de ortaya çıktı. Mısır’da çok istediler terör ve şiddeti İhvan kullansın diye, ama ne olduğunu gördük. Seyyid Kutub’un da şiddetle bir alakası olmadığının ısrarla altını çizmek gerekiyor. Zaten şunu ortaya koymaya çalışıyor, bir toplum değişmeden Allah da bir toplumu değiştirmez.

Peki o günden bugüne Seyyid Kutub düşüncesi nasıl bir seyir izlemiştir?

Seyyid Kutub aslında Mevdudi gibi, İbn Teymiye gibi farklı düşünürlerden etkilense de bu etkilenme ile İslam dünyasının tamamına yayılmıştır. Etiyopya’da, Afrika’da, Endonezya’da ve pek çok başka ülkede hep bu kökenden etkilenmiş İslami hareketlere rastlarsınız.

Aslında biliyorsunuz Seyyid Kutub İhvan’a sonradan katılmıştır. Amerika’ya gitmiştir, oradaki düşünce ortamını görmüştür ve harekete girdikten sonra ona büyük bir dinamizm kazandırmıştır. Yani o kadar Batı düşüncesine sahip olduktan sonra Kur'an’ı okuyup gerçekten çok iyi kavrayan biri. Her okuyuşta kendini geliştiren ve yenileyen bir özelliğe sahip. Buna da ihtiyaç varmış. Çünkü bu tarz bir şoka Müslüman dünyanın ihtiyacı vardı. Ve bugün birçok yerde aynı canlılık var. Şu anda karşılaştığımız en büyük şey, bu düşünce şiddetle lekelenerek mahkûm edilirse, Müslümanların yeniden bir hayat tarzını hayata hâkim kılma iddiaları gücüyle onu etkisizleştirir.

Çünkü Müslümanlar son 200 yılda meydana gelen kayıplarını telafi etme aşamasındadır. Yani bir çöküş vardı. Bütün bir medeniyet çökmüştü maalesef. Geçtiğimiz 80 yılda aşağı yukarı İslam coğrafyasının hepsinde işgaller, katliamlar, elan devam ediyor. Yani Seyyid Kutub düşüncesi etkili olursa bir defa mezhep kavgası olmaz. Etnik kavga hiç olmaz. Bugün Hamas İsrail’i dize getiriyor, ateşkes oldu. Hamaslılar zafer işareti yapıyor. Aslında İsrail istediğini elde etmedi, 2000 kişiyi sivili öldürmek kahramanlıksa buyurun, İsrail kahramandır.

Dünyanın en büyük gücü olduğunu iddia eden güç, bir devlet olmayan Hamas'la mücadele edemiyor. Hamas’a o gücü de sağlayan, Seyyid Kutub'un İslam’dan anladığı yorumu oraya taşınmasıdır. Zaten onun için bütün Arap dünyası İsrail’i desteklediğini söylüyor. Çünkü onlar diyor ki, Mısır’da İhvan burada Hamas, diğer yerde şu, bunlar kazanırsa biz kaybettik diyorlar. O bakımdan bu düşünce aslında belki de birçoklarının farkında olmadığı kadar büyük bir dinamizm katmış ve elan bu dinamizm Batı’ya, Batı’nın işgalci güçlerine direniyor ve direnmeye devam ediyor. Hamas bu güçle direniyor.

Yani İhvan Mısır'da bu güçle ayakta kalıyor. Gannuşi'nin Nahda hareketi bundan aldığı ruhla orada bugün ayakta kalmış ve belli bir şey yapmaya çalışıyor. Tabi burada Seyyid Kutub’u kutsallaştırıyor deniliyor. Mesele o günün şartlarında yakalanan düşüncenin özünü kavrayan bugünkü nesillerin onu da aşarak, yeni yorumlarla, yeni izahlarla bu hayatın, bu dinin yeni bir medeniyet, bir hayat sistemini kurabileceğini ortaya koymak durumundadırlar.

Seyyid Kutub düşüncesi bu coğrafyadaki Müslümanlara, bunu yapabilmek imkânını kazandırmıştır. Bu bakımdan tarihi bir çizgidir yani. Yeni nesiller eğer bu kitapları okumadıysa nerden çıktı bu Seyyid Kutub diyebilir bilmiyorsa. Ama kabul edelim ki birçok yeni neslin yetişmesinde direkt veya dolaylı olarak Seyyid Kutub ve arkadaşlarının, o ekolün büyük payı olmuştur. O bakımdan gerçekten yani fuzuli bir şekilde idam edildiği, hiçbir haklı gerekçe olmadan idam edildiği günlerin yıldönümünde onu rahmetle anıyoruz. Aslında aynı çizgiyi devam ettirenler hep idamlarla karşı karşıya kaldılar. Daha geçen sene Mısır'daki eylemlerde hiç silah kullanmayan ve yalnız namaz kılarak direnen insanların üzerine ateş açıldı ve 3000'e yakın insan şehid edildi. Silah mı vardı orada? Bu tamamen büyük psikolojik bir savaştır. Ve özellikle radikal İslamcı düşünceyi mahkum etmek isteyen zihniyetin ortaya koyduğu bir propaganda savaşıdır, psikolojik savaştır.

Onlardan kastım da Batıyı ve siyonist değerleri en üst değer kabul eden ve her şeye normal bakan, günaha, zulme karşı ses çıkartmayan sözde din yorumunun İslam adına bu coğrafyada hâkim olmasını isteyen görüşler Seyyid Kutub ve arkadaşlarının yorumlarını şiddet yanlısı olarak suçluyorlar ki bu düşünce taraftar bulmasın. Ama inanıyorum ki bu düşünce yeni yorumlarla gelişecektir, Seyyid Kutub’u da aşarak yol alacaktır, bu bugünkü nesillerin ve bundan sonrakilerin çabasına bağlıdır diye düşünüyorum. Yani tarihe ışık tutmuştur ve gerçekten çok fazla insanı etkilemiştir. Ben de kendimi onlardan biri olarak sayıyorum. Allah razı olsun.

 



Mehmet Erken sordu

Yayın Tarihi: 02 Eylül 2014 Salı 12:26 Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2014, 12:26
YORUM EKLE

banner19

banner36