Âlimliği ârifliğe yükselten kişi: A. Avni Konuk

19 Mart'ta ahirete irtihalinin 76'ncı sene-i devriyesi yad edilen mutasavvıf, şair ve bestekar Ahmed Avni Konuk hakkında, araştırmacı yazar Savaş Şafak Barkçin'le konuştuk. Mehmet Erken sordu.

Âlimliği ârifliğe yükselten kişi: A. Avni Konuk

 

 

Mevlana'nın “Fîhi Ma Fih” ve “Mesnevi-i Şerifi” ile İbn Arabi'nin “Fusus-ül Hikem” gibi eserlerini şerh yazan mutasavvıf, şair ve bestekar Ahmed Avni Konuk, vefatının 76. yıl dönümünde yâd ediliyor.

19 Mart'ta ahrete irtihalinin 76'ncı sene-i devriyesi yad edilen mutasavvıf, şair ve bestekar Ahmed Avni Konuk hakkında, araştırmacı yazar Savaş Şafak Barkçin'le konuştuk. Konuk’un âlimliği âriflik seviyesine yükseltmiş bir zât olduğunu kaydeden Barkçin, “Ahmed Avni Bey, tabi aynı zamanda Mevlevi bir zattır. Mevlevi; sadece böyle kitaplardan okuyarak değil, bir mürşidi olan, bu yola intisâb etmiş, çilesini çekmiş bir kişidir” dedi. Barkçin, Konuk’un üstadı Esad Dede Hazretleri ile yaşadığı ilginç anekdotu da anlattı.

Ahmed Avni Konuk çok yönlü, çok fazla alanda eser vermiş bir isim. Cumhuriyet’in ilk yıllarında vefat etti; yazdığı eserler var, bestelediği ilahiler, şarkılar var, onun dışında çok başarılı bir memuriyeti var fakat yakın dönemde daha fazla tanınmaya başlandı. Ahmet Avni Konuk nasıl birisiydi? Onun temsil ettiği silsile ne kadar devam etti ve 60-70 yıl geçmiş olmasına rağmen nasıl oldu da bu kadar yoğun bir şekilde gündemimize gelebildi?

Ahmed Avni Konuk’u tasvir ve tarif etmek gerekirse ona, “arif” demek gerekir. Şimdi biz bu kavramları maalesef sıkça kullanmıyoruz. Kişiler için “uzman” diyoruz, gazeteci diyoruz, yazar diyoruz, çizer diyoruz. Bunlar bizim medeniyet dünyamızda karşılığı çok olmayan şeyler. Bir kişi ya bilir ya da bilmez. Bilenler de ikiye ayrılır; ya satırdan bilir ya sâdırdan bilir. Yani ya okuyarak bilir ya olarak bilir. Ârif, olarak bilenlere denir.

Dolayısıyla az olan bir sınıftır. Bizim evliya dediğimiz Allah dostu dediğimiz zâtlar âriftir. Ahmed Avni Konuk, aynen böyle bir insandı. Bürokrat olduğu sizi yanıltmasın. Efendim bu kadar çok eser vermesi âlimler gibi, yanıltmasın. O, âlimliği âriflik seviyesine yükseltmiş bir zâttı. Çok kıymetli bir insandı çünkü yolu kıymetliydi, bağlandığı şey kıymetliydi. Yani, hayatından bahsetmek çok önemli değil. Bizim bugünümüze nasıl bir örnek veriyor ona bakmak gerekir.

Bizim de ârif olma mecburiyetimizi gösteren bir zât. Niye? Fakir gibi hayatı memuriyette geçmiş fakat bugün bize tarihte yazılmış en geniş kapsamlı mesnevi şerhini bırakabilmiş, İbn Arabî Hazretleri’nin “Fusus” gibi çok zor bir kitabını şerh edebilmiş, Arapça, Farsça, Fransızca bilen bir zat. Bugün biz herhangi bir bilene baktığımız zaman, entelektüel ya da aydın dediğimiz ama ârif olmayan sınıfa baktığımız zaman, onlarda bile bulunmayan vasıflar bunlar.

Yani bu kadar dil bilmek, bu kadar çok alanı kuşatabilmek. Dolayısıyla ben onu her zaman şöyle söylüyorum: Arif bir zattı; neyiyle taklit etmek gerekir, neyinden ibret almak lazım? İrfanından, ilminden, çizgisinden, kişiliğinden. Bunlar olmayınca zaten ârif olmuyor. İnsan sadece bilerek adam olmuyor, olarak adam oluyor. Ahmed Avni Bey'in en önemli özelliği budur. Dolayısıyla Ahmed Avni Bey, tabi aynı zamanda Mevlevi bir zattır. Mevlevi; sadece böyle kitaplardan okuyarak değil, bir mürşidi olan, bu yola intisâb etmiş, çilesini çekmiş.

Çilesini de nasıl çekmiş? Bu da güzel bir örnektir bizim için. Dergâha girip 1001 gün, dedelik olması için yapılan çileyi çekmemiş. Hatta bunu bir gün mürşidi olan merhum Esad Dede Hazretleri’ne arz etmiş demiş ki, “Efendim ben çok üzülüyorum. Çünkü ben derviş olmak istiyorum ama çile çekecek vaktim yok; ben devlette çalışıyorum, nasıl olacak?” diye. O da gülmüş demiş ki, “Evladım senin çilehanen dairendir, çalıştığın yerdir. Senin çilen yaptığın hizmettir. Öyle bir yerlere girip sokulmana gerek yok. Sen bu işleri yaparak zaten derviş oluyorsun.” Bu da bizim için önemli bir örnek bugün yaşamamız gereken örneklerden birisi.

Bağlı olduğu silsile, tabi ki Mevlevî silsilesidir ve Mevlana Hazretleri’ne aşk ile bağlı bir zattır. Onun “Fîhi Ma Fih”, “Mesnevi-i Şerif” gibi çok kıymetli eserlerini tercüme etmiş, şerh etmiş bir zâttır. Kendisine zaten gençken, “bıyıklı evliya” denirmiş. Daha gençken, tabiatıyla, ahlakıyla, Allah dostu olmuş bir insan. Memurdan Allah dostu olur mu? Evet olur! İşte, onun bir örneği. Bestekârdan olur mu? Evet, onun bir örneği. Aynen Üstâdı Zekai Dede Hazretleri gibi, o da ârif bir zât. Aynı zamanda bize şunu da anlatıyor: Müzik, devlet hizmeti, ne iş yapıyorsanız, eğer siz yolunuzu Allah yolu olarak belirlediyseniz, bunlar size sadece güzellikler getirir. İllâ bir yere kapanıp, bir yerde halvet içinde olmanız gerekmez. Biz zaten âlem içinde halvetiz. Halk içinde halvetiz. Bu mesajı bize veren çok çok kıymetli, çok yüce ve anılması gereken bir zâttır.

Yaptığı meşhur “Mesnevî Şerhi”, vefatından 50 sene sonra yayınlanmaya başlandı ve çok uzun süre yayını devam edip yeni bitti. Diğer eserleri de peyderpey yayınlanmaya başladı bu arada. Bunun sebebi nedir?

Tabi fakir, onun meşk silsilesine mensup olmakla iftihar eden bir insanım. Biz eskiden biliyorduk elhamdülillah fakat insanlara bilinmesinin, insanlara bu dönemde özellikle isminin açılmasının bence hikmetlerinden birisi şu: çok yönlü olmak. Çünkü bu gibi zâtların eserleri, vakitli eserlerdir. Ahmed Avni Konuk tek parti döneminde, alfabenin yasaklandığı, (kendisi de PTT Genel Müdür Yardımcısı’ydı bunu unutmayalım, yani üst düzey bir bürokrattı) dönemde Osmanlıca kaleme aldı bütün bu şerhleri. O dönemde yayınlanması mümkün değildi, nitekim yayınlatmadılar.

1950'lerde bile Mesnevî Şerhi’ne, büyük muhalefet yaptılar ve yayınlatmadılar. Bunların arasında çok meşhur mutasavvıf olarak bilinen maalesef insanlar da var. Çekememezlik haset vesaire, ârif olamamış insanlar olduğunu gösteriyor. Bugün ise bizim ihtiyacımız aslında şu: hak yolda her işte hakka mensup olmak, hakka tâbi olmak. Bu ihtiyaç çok büyük ki, bunu yapan insanın ismi gündeme geldi, eserleri gündeme geldi, ben buna yoruyorum.

Dolayısıyla bize irfânı öğreten, bize çok yönlü olmayı öğreten ve bize yaptığımız her işte aslında hakkın hayrını, hakkın murâdını takip etmemiz gerektiğini gösteren bir insan olduğumuz için, bizim bu açıklarımızı kapatan bir insan olarak, bize bu dersi veren, bu ibreti veren bir insan olarak, tam da bu zamanda hatırlanması gerekiyordu demek ki; o yüzden ismi şimdi gündeme geldi.

Kısaca, zikretmek bâbından, hayatında gerçekleştirdiği önemli şeyleri ve geçtiği aşamalardan kısaca bahsetmemiz mümkün mü? Yani memuriyeti nasıl, Mevleviliği, musikişinas olması, aynı zamanda verdiği eserlere dair ne söylersiniz bizlere?

Ahmed Avni Konuk, çok yönlü bir insan olarak, benim kitabımda da anlatmaya çalıştığım gibi, bir müzik, hayat, tasavvuf, şiir yönü olan bir insandı. Bütün bu yönleri elbette Allah’ın verdiği yeteneklerle irtibatlı. Bir insanın hem şair, aynı zamanda bestekâr, aynı zamanda şârih, aynı zamanda âlim, ârif olması kolay değil. Ama Ahmed Avni Konuk'un hayatına baktığımız zaman, aslında bütün bu yollarda kendisi olan, özgün olan, hiç daha önce yapılmamış işleri yapan ve bu işleri çok mütevazı yapan bir insan olduğunu görüyoruz. Tevazu, onun gerçekten çok önemli bir hususiyeti ki, kendi döneminde bile çok tanınmamış bir insandır, ancak ehli bilir; meşâyih tanır, Mevlevi dervişânı tanır; onun haricinde çok bilinen bir insan değil, ama devasa eserler vermiş bir insan. Aslında geleceğe mektup göndermiş bir insan. Aslında günümüze mektup göndermiş bir insan.

Hayatı da yetim olarak başlayan bir hayat, hâfız bir insan, hukuk fakültesine gidip birincilikle mezun olan bir insan. O dönemdeki en önemli kurumlardan birisi olan PTT'ye girmiş, orada hizmet yapmış bir adam ve meslek hayatı da hep başarılarla dolu bir insan. Sonuna kadar çok parlak. Peki, tasavvuf yolu desek? E, tasavvuf yolu da çok parlak. Kimsenin yapmadığını yapmış. Neden? Çünkü gayreti ve niyeti çok güzel. Böyle olana zaten Allah her türlü kapıyı açıyor. Tasavvuf yolunda da büyük mertebeler kat etmiş, ârif-i billâh olmuş bir insan. Musiki yoluna baktığımızda, yine hiç kimsenin yapamadığı o döneme kadar (düşünün başlangıcından beri 119 makamı gösteren kâr-ı nâtık-ı besteleyebilmiş) 119 makamı, 119 evreni bize tanıtmış bir zat. Bu hiç yapılmamış ve kolay olmayan bir şey.

Âyin-i şerifleri aynı şekilde aşk ile, muhabbet ile dolu. Müzik alanında da yapmadığını bırakmamış bir insan. İlim sahasına geldiğinizde Mesnevi şerhi ile başlayın, “Füsus”, “Fihi Ma Fih” gibi tercümeleri, beyit tercümeleri ve henüz yayınlanmamış başka eserleri de var. 30'a yakın, hepsi çok kıymetli olan eseri kaleme alabilmiş bir adam. Bu şunu gerektiriyor; bir bürokratın günlük mesaisini düşünürsek, ne zaman yazıyordu bunları? Belli ki geceleri uyuyamamış bir insan. Yani bu fedakârlığı kim ne için yapar? Ve yayınlanmayacağını bildiği eserleri yazan bir insan. O dönemde İslam düşmanlığı yüzünden, medeniyet düşmanlığı yüzünden asla yayınlanmayacağını bildiği eserleri yazan, çünkü devletin içinde zaten o ideolojiyi bizzat görüyor. Dolayısıyla bu konuda da eşsiz bir insan.

Şiir konusunda dediğinizde hiç geride olmayan bir insan. Tevfik Fikret'in bütün o hezeyanlarla dolu, nerdeyse küfrünü beyan ettiği Tarih-i Kadîm şiirini o da Mehmet Akif gibi reddeden uzun bir şiir yazmış bir insan. Mutasavvıfların gelip halkasına oturduğu bir insan. Yani şeyhlerin gelip halkasından feyz almaya çalıştığı bir insan. Dolayısıyla hangi hususiyetine baksanız, gayreti yüksek, himmeti yüksek, niyeti yüksek, dolayısıyla ismi yüksek. Ahmed Avni Konuk deyince bunları söylemek lazımdı.

 

Mehmet Erken konuştu

 

 

Mehmet Erken sordu

Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2014, 14:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26