Yakın zamanlarda kaybettiğimiz önemli şairlerimizden biri A. Vahap Akbaş. Edebiyatımızın, edebimizin kavi insanlarından… Hayırla yâd edilecek bir şair, bir medeniyet eri. Şiirlerini bir medeniyete ağıt olarak yazmadı. Bir diriliş muştusunu taşıdı mısraları içten içe. Hüznün çocuklarını anlattı, gülün kıyamını… Hep bu toprakların sesi yansıdı harman yerine dönmüş yüreğinden. Naif bir gönülle, Müslüman bir vicdanla yürüdü ömür yolculuğunu. İslam’ın yaralı şehirlerinden geçip giderek…
İnşirah, rahmetli şairin toplu şiirlerinden oluşan bir kitap. 1980 ve 2012 yılları arasında yazılmış şiirler var. Şiirler daha önce Efgan, Gül Kıyamı, Mavi Sesli Şiirler, Hüzün Coğrafyası, Bir Şehre Vardım, İnce Lügat adı verilen kitaplarda yayınlanmıştı. Konak Yayınları bütün şiirlerini bir araya getirip İnşirah adıyla 2014’de yeniden yayınladı. Toplu şiirler şairlerin bütün şiirlerini bir arada sunduğundan dolayı derli toplu bir bakışı da kolaylaştırıyor.![]()
Dağı özleyen adamlardandı
A. Vahap Akbaş derdi olan, sorumluluk sahibi bir şair. Bir özge duruşun insanı. Bir özge sevdanın… Şiirlerinde hüzünden söz açıyor ama kendini ve okuyucuyu karamsar, boğucu, karanlık bir iklime hapsetmiyor. “Can gülüm gün olur dökülür/ Her yaprağım Allah’a gider.” diyordu bir şiirinde. Evet, dökülmenin, yok olmanın varlığını inkar etmiyor ama her şeyin son tahlilde varlığın özüne doğru aktığını da hatırlatarak umutsuzluğu kovuyordu. Şiirlerinde içten içe bir umudun, hakikatin sesi yükseliyor. O ses bizi dağılmaktan, harap olmaktan kurtarıyor aslında. Zaten kitabın adının “İnşirah” olması söylediğimiz şeyi imlemiyor mu? İnşirah: Açılmak, genişlemek, serinlemek değil miydi?
Dağı özleyen adamlardandı. Dağı özlemek özgürlüğü özlemek, çocukluğa yürümektir. Gökteki yıldızlara handiyse dokunmak… Yağmuru, karı, fırtınayı özlemek. Yalnızlığı, korkuyu… Anasını arayan kuzuların melemelerinde yitip gitmek… Anayı özlemek, kır çiçeklerini… Dağı özlemek saflığa, merhamete yürümektir. Issız şu başlarında su içen ceylanların ürkek bakışlarında yitip gitmek. Bir koyakta uykuya dalmak…
Tabiattan tablolar çağrıştırıyor şiirleri
Rahmetli Vahap Bey şiirinde hem ferdi olarak kozasını örmüştü hem de toplumsala, Müslümanların problemlerine bigâne kalmamıştı. Afgan Cihadı üzerine yazdığı mısralar, “Bosna Sevgilim” şiiri söylediğimize örmek olarak değerlendirilebilir. Şairin mısraları baştan sona samimiyet kokuyor. Samimi… Doğal olanın peşinde. O sebepten çokça tabiattan tablolar çağrıştırıyor şiirler. Söyleyeceği şeyleri kalıplara, formlara mahkûm etmiyor şair. Uzun şiirler de var çok kısa şiirler de… Yunus da var modern söyleyişler de...
İnşirah, “Efgan” şiiriyle yani feryat dolu bir inlemeyle başlıyor. Hüznün çocuklarını konuşuyor. Sonra hüzün coğrafyasına akan bir ırmak gibi yaralı şehirlerimize akıyor. Gül kıyamından bahsediyor. Kıyama durmuş güllerden… Bir ince lügatle anlatıyor serencamımızı. Umutsuzluk, kara siyasa, edepsizlik, isyan yok anlatılanlarda. Sonsuzca tevekkül var. Peygamberimize sonsuzca sevgi. Söylenmemiş masalların sıcaklığı…
Rahmet olsun A. Vahap Akbaş’a!...