“Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.” der Peyami Safa Yalnızız romanında. Bu çok katmanlı bir yalnızlıktır. Evrenden başlayıp kendi iç dünyasına doğru uzanan farklı yalnızlıklarla kuşatılmıştır insan. Ve bu yalnızlığın şifası da yoktur. İnsan kendisini usul usul kemiren bu gerçekle ve ona rağmen yaşamak zorundadır.
Okuru, yalnızlık kuyusunun diplerinde dolaştırsa da Yalnızız, aynı zamanda Peyami Safa’nın fikri muhtevaya ağırlık verdiği romanlarından biridir. Kitap, felsefe tarihinin kadim problemlerinden birine odaklanmıştır: Peyami Safa’nın ifadeleriyle söyleyecek olursak, tabiatcılık ile ruhçuluk arasındaki çatışmaya. Roman'ın kahramanı Samim’e göre insanoğlunun yaşadığı acıların yegâne sebebi insan düşüncesinin, tarih boyunca, metafizik ile rasyonel bilgi arasında gidip gelmesidir.
Roman bu kadim problemin çözümüne adanmıştır bir nevi, yani bütün tenakuzları sonlandırmaya. Romandan 10 çarpıcı alıntı:
1. “Tahsil denilen şey, hayatımızda on beş seneden fazla süren bir hastalıktır ve mektepten kaçmaktan başka ilacı yoktur.”
2. “Âşıklara haber vermek isterim. Kalbin bütün meseleleri yalnız kalpte halledilir. Çünkü bir hissin hakkından anca başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri nefrettir.”
3. “Her hastalık evvela ruhta başlayıp sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır.”
4. “İnsan meçhulün kahramanıdır.”
5. “Çünkü susmak cevapların en fenasıdır.”

6. “Sevgiliyi dışarda öldürmek neye yarar? İçimizde yaşadığı müddetçe, biz sadece bir şeklin katili olmakla kalırız.”
7. “Hayranlık mağlup olmuş bir kıskançlıktır. Yani kıskançlık gıptaya, gıpta hayranlığa yerini verir. Dibinde kin vardır.”
8. “Unutmanın en emin çaresi hatırlamaktı. Sonra kalbin bütün meselelerini bizzat kalbin kendisinden daha iyi halledecek bir kuvvet olmadığını eskiden beri çok iyi biliyordu. Bütün enerjisini ihtirastan alan aşk iradesinin yine ihtirasla yıkılabileceği muhakkaktı.”
9. “Bu evden kopmak bana kendimden ayrılmak gibi geliyor. Çünkü ben bir anın içinde bütün varlığımla var değilim. En büyük parçalarım geçen zamanın içinde.”
10. “Büyük kalabalıkların ortasında, insan denilen sosyal mahlûk, kendi iç dünyasının mahpusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkûm.”





