Varol Yaşaroğlu: Yeni bir sektörde Don Kişot misali mücadele verdik

Grafi2000’in kurucusu Varol Yaşaroğlu ile 1999 yılından bu yana imza attığı eğlenceli hikâyeleri, projeleri ve beyazperdede boy gösteren filmleri hakkında konuştuk. Deniz Demirdağ’ın röportajı.

Varol Yaşaroğlu: Yeni bir sektörde Don Kişot misali mücadele verdik

Varol Yaşaroğlu kimdir? Bize yaşam serüveninizden bahsedebilir misiniz?

1968 yılında İzmir’de doğdum. Çocukken sürekli evde oturup kendimce çizgi romanlar çizerdim. 5-6 yaşlarımdan kalma defterler dolusu çizgi romanlarım vardır. Bu ilgimin tetikleyen de gemilerde çalışan babamın yurt dışı seyahatlerinden getirdiği kapağında süper kahramanlar olan renkli defterlerdi. O kapaklardaki kahramanlara bakarak bende kendi defterime kendimce Türk kahraman çizimleri yapıyordum.

Küçükken Pembe Panter izlemeyi çok severdim. İzlerken de hep şöyle düşünürdüm: Ne kadar güzel bir çizgi film, bende böyle bir çizgi film yapsam hem çocuklar hem yetişkinler izlese. Yaptığım çizgi filmleri izlerken hem çocuklar hem yetişkinler hayal kursa diye hayallerim vardı. Bu odağımı hiçbir zaman kaybetmedim. Bugün bulunduğum noktaya gelene kadar hep bu odağımın üzerine gittim. Gelinen noktada da “Kral Şakir” gibi bir milli bir Türk kahramanını oraya çıkarmış olduk.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra bambaşka bir yol seçerek Türkiye’de animasyon alanında pek çok ilki gerçekleştiren kişilerden biri oldunuz. Animasyon, karikatür serüveniniz nasıl başladı?

Küçüklüğümden beri fırsatını bulduğum her zaman defterlere, duvarlara bulduğum her yere çizimler yapıyordum. O yaşlardan itibaren amacım bir çizer olmak ve ileride animasyon filmler yapmaktı. İnşaat mühendisliği bölümü okumam bazı koşullandırmalarla gelişti. Bizim zamanımızda doktor veya mühendis olmayana kız vermezlerdi. En seçkin meslekler onlar görünüyordu. O zamanlar çizerlik ya da animasyon yapımcılığı gibi hayal üstü bir alanın para kazandıracağı ya da insanın yaşamını sürdürebileceği bir meslek olarak görünmüyordu.

Bende bu koşullandırmalarla İstanbul Teknik Üniversitesini kazandım ve dört yılda da bitirdim. Üniversite sayesinde de birçok kazanımım oldu. Özellikle fiziğin temelleri dersinde ilk defa fiziğin ne olduğunu anladım. Merak duygusu da yüksek bir insanım o yüzden bu bölümü de çok keyifle okudum. Ama mezun olduğumda kesinlikle amacım bir inşaat mühendisi olmak değildi. Amacım sadece üniversitede kazandığım analitik düşünmenin faydalarını çizerlik ve animasyon anlamında kullanmaktı.

Üniversiteyi bitirir bitirmez Güneş gazetesinde çizerliğe başladım. Orada bir sene çizdiğim karikatürle insanlara değişik şeyler yapmaya çalıştığımı, habere bağımlı karikatürler çizdiğimi ama bunları yaparken enteresan çizgiler ve anlatımlar da kullandığımı göstermeye çalıştım. Sonrasında gazete kapandı bende İzmir’e dönmek zorunda kaldım. Bu sırada Cihat Hazardağlı diye bir adam Amerika’dayken benim Güneş gazetesindeki çizgilerimi görüyor kendisi Ekonomist Gazetesi’nde çizmeye davet etti. Ben tabi bu haberi alınca İzmir’den uça uça İstanbul’a geldim ve İstanbul serüvenim yeniden başlamış oldu.

“Grafi 2000” ailesinin başlaması, bu fikrin oluşması ve bu ekibin bir araya gelme süreci nasıl oldu?

Sonrasında Cihat Hazardağlı’nın “Plastip Show” adlı ekibinde yer aldım. Orada hem yazarlık hem de yönetmenlik yaptım ve bu sayede gerçek bir televizyon deneyimi kazandım. Bu maceramız da bittikten sonra ben ilk bilgisayarımla tanıştım. İlk bilgisayarımla tanışmam benim animasyon sevdamı gerçekleştirmem için bir temel oluşturdu. Bu süre zarfında teknolojik gelişmeleri çok yakından takip ettim. Bilgisayar yoluyla insanın evinde oturup animasyon yapabileceğini, seslendirme yapabileceğini, çizgilerini animasyona dönüştürüp bir animasyon dizi bile yapabileceğini keşfettim ve “Grafi 2000.com”sitesini kurdum. Burada benim gibi çalışan çok yetenekli arkadaşlarla tanıştım. Bir tanesi şuanda da ortağım olan Berk Tokay diğeri Can Dizdaroğlu. Biz 1999 yılından beri birlikteliğimizi hiç kaybetmedik. Hepimizin içindeki yaşama sevinci animasyon yapmak ve yaptığımız işleri insanlara ulaştırmaktı.

“Kral Şakir” karşımıza öncelikle Cartoon Network’ün ilk yerli yapım çizgi dizisi olarak çıktı, sonra uzun metrajlı animasyon filmi oldu. Şimdi de devam filmi olan “Kral Şakir Korsanlar Diyarı” seyircisiyle buluşuyor. Kral Şakir nasıl bu noktaya geldi?

Cartoon Network, Türkiye’de yerli bir çizgi film yayınlamak istiyoruz diyerek bir konkur açtı. Bunun için birçok animasyon firması başvuruda bulundu. Biz de “Kral Şakir” ile başvuru yaptık. “Kral Şakir” de aslında böyle ortaya çıktı. Ekip olarak hayvanları çok seviyoruz. Hayvanlardan oluşan ve Türk aile kültürünü, geleneklerini yansıtan bir çalışma vardı kafamızda ve bizde bunu hazırlayıp sunduk bu konkurda. Bizi seçeceklerine yönelik inancımız yüksekti. Çünkü karikatürize çizgileri bakımından olsun mizah bakımından olsun her şey Cartoon Network’ün anlayışına uygun bir formatta hazırlanmıştı. Günün sonunda da öyle oldu. 2016 yılının Mayıs ayından itibaren yayınlanan “Kral Şaki” Cartoon Network Türkiye’nin en çok izlenen yapımı.

Peki, “Kral Şakir”in Cartoon Network ile buluşması nasıl oldu? Cartoon Network’ün talepleri oldu mu hazırlanırken yoksa sizi tamamen serbest mi bıraktı?

Yayınlanmaya başlamasından bu yana üç sene geçti ve geldiğimiz noktaya baktığımızda, “Kral Şakir” kanalın en çok izlenen programı hâline geldi. Böylelikle hem çocukların hem de büyüklerin ortak noktada buluştuğu belki de Türkiye’nin yegâne çizgi filmlerinden bir tanesi oldu. Çünkü hem anne hem baba hem çocuk Kral Şakir’in esprilerine birlikte gülebiliyor, birlikte eğlenebiliyor. Bu anlamda gerçekten aileyi birleştiren bir iş oldu. Ardından altı tane kitabımız çıktı ve yedinci kitapta Kasım ayında çıkacak. Kitaplarımız, 6-11 yaş hedef kitlesine sahip yabancı yayınları bile geçip rekor satış rakamlarına ulaştı ve “Kral Şakir” Türkiye’de en çok satan çocuk kitabı hâline geldi. Kitapların en büyük özelliği hiç kitap okumayan çocukların kitap okumasına vesile olmasıydı. Bunu hem ebeveynlerden hem de öğretmenlerden sıkça duyuyorum. Bu bizi çok mutlu ediyor.

Kitaplara karşı olan ilgi ve sevgi kitap kuyruklarında da kendisini belli ediyor. İmza günlerine katıldığımda yedi saat süren imza kuyrukları oluyor. Hiç sıkılmadan yılmadan bekleyip o imzayı alıyorlar. Ardından lisanslı ürünlerimiz çıkmaya başladı. Bu animasyonu en çok besleyen taraftır. Çantalar, ayakkabılar, oyuncaklar Türkiye’nin birçok yerinde satışa sunuldu. Bu önemli çünkü buradan elde edilen gelirler yeni animasyon filmlerinin yapılmasını sağlayacak dinamoyu oluşturuyor. Bununla birlikte alışveriş merkezlerinde etkinlikler, açık hava tiyatrolarında “Kral Şakir” hayranlarıyla dolan oyunlar yapıldı. Tüm bunlar “Kral Şakir”in bir yıl içerisinde markalaşma boyutunu doruk noktasına ulaştırdı.

Geçen yılki filmimiz 350-400 bine yakın bir rakamla gişeyi tamamlamışken “Kral Şakir Korsanlar Diyarı” filmimiz ilk üç günde 504 bin izleyici tarafından izlendi. Türkiye’de yerli ve yabancı tüm animasyon filmlerinin açılış rekorunu kırdı. “Kral Şakir Korsanlar Diyarı”nın bu rekora ulaşmasını öngörüyorduk. Çünkü Türkiye’de bu kadar markalaşmış yerli bir kahramanın beyaz perdede de geri dönüşleri olacağını düşünüyorduk. Burada markalaşmanın payı da çok büyüktü. Türk halkı bu çizgi kahramanı bağrına bastı bunu gittiğimiz her yerde görüyoruz. Eskiden sokaklarda çocukların üzerinde hep yabancı çizgi kahramanların bulunduğu kıyafetler, çantalar, ayakkabılar görürdük. Ancak şimdi görüyoruz ki çocuklar “Kral Şakir” ve kahramanlarının bulunduğu ürünleri tercih ediyor.

Bu ortak çalışma sırasında Cartoon Network’ün bizden özel bir isteği olmadı. Ancak yıllardır bu alanda birçok deneyime sahip oldukları için fikirlerini bizimle paylaştılar ve bazı tavsiyelerde bulundular. Bizde kendi bilgimiz ve tecrübelerimiz ışığında onların tavsiyelerine de kulak asarak senaryolarda bazı revizeler yaptık. Yaptığımız revizelerde oldukça olumlu sonuçlandı, sonuçta yıllardır bu işin içindeler.  Bu anlamda birbirimize çok büyük katkılarımız oldu.

Kral Şakir nasıl bir çizgi film? Çocuklar tarafından bu kadar sevilip benimsenmesindeki etken nedir?

Bunun en büyük nedeni bence Türk ailesini, Türk kültürünü yansıtması. İnsanlar “Kral Şakir” karakterleriyle özdeşleştiler. Çünkü orada gördüğü ev hanımı Kadriye aslında annesine çok benziyor. Ya da Fil Necati gibi bir amcası, komşusu, bakkalı muhakkak var. Karakterlerin hepsi evde, mahallede, okulda sıkça karşılaşabileceğimiz kimseler. Mesela, dünyanın hiçbir yerinde Adana dürüm seven bıyıklı bir file rastlayamazsınız. Bu ancak “Kral Şakir”de bir Türk yapımında gerçekleşebilir. O yüzden bunu çok önemsiyorum. Çünkü özellikle kültürel yayılımda da animasyonun büyük önemi var.

Çocuklara hitap eden bir işin içeriği onların kişisel gelişim ve öğrenimleri açısından da oldukça önemli. Çalışmalarınızda bu konuyla ilgili ne gibi hassasiyetleriniz var? Yaptığınız işin öğretici ve geliştirici özellikte olması sizin için önemli midir?

Çizgi filmlerimizde muhakkak bazı alt mesajlara yer veriyoruz. Ancak bunu kör göze parmak veya emir verici bir tavırla yapmıyoruz. Dizimizde mutlaka çevre, sağlık, beslenme, eğitim konularında mesaj niteliğinde içeriklere yer veriyoruz. Özellikle cinsiyet ayrımcılığının yapıldığı bir dünyada bu ayrımı ters köşeye yatıran, ezber bozan bir tavrımız söz konusu. Örneğin, “Kral Şakir Korsanlar Diyarı” filmimizde kaptanımız kadın. Ayrıca başkahramanın “Kral Şakir” olmasına rağmen kız kardeşi Canan’ın yardımları olmadan, onun okur kişiliği, mantıklı tavrı olmadan bu macerayı başarıyla sonlandıramayacakları mesajına da yer veriyoruz. Bunun gibi zorba olma kanka ol, kardeş sevgisi, aile sevgisi gibi mesajlara da yer veriyoruz. Ama bunlar çocuğa o maceraya kendini kaptırdığı, güldüğü, eğlendiği sırada bilinçaltına verilen mesajlar. Doğrudan verilen açık açık bunu yapmalı bunu yapmamalısın türündeki mesajları da doğru bulmuyorum. Zorunluluk ve emir şeklinde söylenmesi çocukta tam tersini cazip görme gibi durumlara sebep olabiliyor.

Filmin yapım sürecinden biraz bahseder misiniz? Diziyi yapan ekiple mi çalıştınız, işin ortaya çıkması ne kadar sürdü, nasıl problemlerle karşılaştınız? Çizgi dizi yapmak zahmetli ve maliyetli bir iş mi?

Filmin yapımı yaklaşık bir sene sürdü. Ekip olarak teknolojiyi çok iyi kullanıyoruz. Bu sayede de küçük bütçelerle devasa işler ortaya çıkarmayı başarıyoruz. Çizgi dizi yapmak çok maliyetli bir iş ancak bizim öyle bir bütçemiz yok dolayısıyla teknolojiyi çok iyi kullanmak zorundayız. Bu sebeple ar-ge çalışmalarına da çok önem veririm. Bu sayede bir ayda yapacağınız bir sahneyi yeni bir programla bir günde yapabiliyorsunuz. Bizde mümkün olduğunca bu gelişmelerden faydalanıp filmlerimizde kullanıyoruz. Birinci film ile ikinci film arasında bile teknik açıdan çok farklılıklar var. Maliye konusuna gelecek olursak evet çok maliyetli işler. Bu yüzden BKM filmin yapımcılığı üstlenmesi, Greyder Kids’in ana sponsoru olarak destek sağlaması çok önemliydi. Bu desteği özel sektör ve devletten de bekliyoruz.

Sinemada veya dizilerde animasyon sektörümüzün gelişmesi için neler yapılmalıdır?

Bence yetişmiş, yetenekli insan eksiğimiz yok, içerik ve karakter açısından da kuvvetliyiz. Tek eksiğimiz bütçe.

Türkiye animasyon alanını da pek çok yenilikle tanıştırdınız. Ne gibi zorluklar yaşadınız?

Benim sürecim çok zorlu oldu. Bugüne kadar ben ve ekibim hiç kimseden destek almadan, olmayan bir sektörde Don Kişot misali mücadele verdik. Bir şekilde kendi yağımızda kavrulduk. Gereken vizyonunuz var ve bunu insanlara göstermeye çalışıyorsunuz, anlatıyorsunuz ama destek görmüyorsunuz. Mesela, benim “Kral Şakir” projesini gerçekleştirmem bir on sene önce de olabilirdi ama ne yazık ki Türkiye’de birçok vizyon sahibi olmayan ve belirli yerleri işgal eden insanlar bu tür yetenekli insanların hızlı yol almasını engelliyor. Bu vizyon eksikliğinin Türkiye’den giderilmesi gerekiyor.

Biz zamanında bunun zorluğunu çok yaşadık. Şimdi mümkün olduğunca gençlere bu anlamda destek olmaya çalışıyoruz. Bakış açılarını değiştirmeleri ve bizim çektiğimiz zorlukları çekmemeleri için. Onlar umarım çok daha hızlı yol alırlar. Bizim başlattığımız yolda sektörü geliştirici hareketler yapabilirler. “Kral Şakir” bu konuda bir öncü olacak diye düşünüyorum ve yatırımcılar bundan sonra animasyon sektörüne de yatırım yapmaya başlayacaklar diye ümit ediyorum.

Bir de “Fırıldak Ailesi” projeniz var. Yetişkinlere çizgi film yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

“Fırıldak Ailesi” yurtdışında birçok örneği olan animated sitcom tarzını denediğimiz bir projeydi. Bu anlamda bu türü Türkiye’de ilk kez biz gerçekleştirdik. Yetişkinlere yönelik yaptığımız çizgi filmlerden bir tanesiydi. Başta Grafi2000 ekibi olarak daha çok yetişkinlere yönelik animasyonlar yapan bir şirkettik. Son dönemlerde “Çocuk Ali”, “Mikrop Necati” ve “Kral Şakir” gibi çocuk animasyonları da yapmaya başladık. Yetişkinlere yönelik yaptığımız diğer çizgi filmleri de mutlaka çocuklarda çok seviyorlardı.

“Fırıldak Ailesi”de yine benim çocukluk hayallerimin bir sonucuydu. Bu projede de gerçekten önemli başarılar elde ettik. Özel kanallar “Fırıldak Ailesi”ni yayınlamayı uzun süre devam ettiremeyince biz de Youtube da bir sponsor vasıtasıyla diziyi sonuna kadar yayınlamayı sürdürdük. Üç sezon dizi olarak yayınlanan “Fırıldak Ailesi” sonrasında BKM sponsorluğunda bir filme dönüştü. Hâlâ daha izleyicinin bu proje için talebi o kadar çok ki o yüzden mutlaka tekrar bir devam filmi ya da dijital platformda mutlaka sürdürmek istiyoruz.

Yıllar içerisinde sizi etkilemiş, size ilham vermiş işler neler oldu? Günümüzde sizi etkileyen takip ettiğiniz işler var mı?

“Pembe Panter”, benim çocukluk kahramanımdı. Benim bu ilgimi tetikleyen ilk şey o oldu. Angry Franquin diye bir çizer var, onun hayranıyım. Çizgilerini çok severim hatta bence Türkiye’deki birçok mizah dergisinin de onun çizgilerinden etkilendiğini düşünüyorum. Shanghai Tango’yu çok severim. İnce ve yalın bir çizgisi vardır bende bu tarzını çok beğenirim. Onun dışında ilham veren birçok isim daha var. Örneğin, Disney’in Pixar’ın animasyonlarından tutunda Hayao Miyazaki’nin animelerine kadar birçok isim ve iş bana ilham olmuştur.

Okumayı sever misiniz? Bir başucu kitabınız var mı?

Çocukluğumdan beri okumayı çok severim. Çocuk yaşlarımda çok fazla çizgi roman okurdum. Özellikle Teksas, Tommiks, Mandrake okumayı çok severdim. Ama bizim zamanımızda çizgi roman okumamız hoş karşılanmazdı. Ben yine inatla okumaya devam ederdim. Yeri gelir ders kitaplarımın arasına saklar ders çalışıyormuş gibi çizgi roman okurdum. Şimdi iyi ki okumuşum diyorum çünkü çizgi roman okumak okuma alışkanlığımı geliştirdi ve okumayı sevdirdi. Hâlâ çok kitap ve çizgi roman okurum. Gençliğimde okuduğum Wilhelm Reich’ın “Dinle Küçük Adam” kitabı unutamadığım ve hayata bakış açımı değiştiren kitaplardan bir tanesidir mesela. Başucu kitabı olarak sorarsanız aslında baktığımda bir değil birkaç tane var. Mesela Malcolm Gladwell’in “Kıvılcım Anı” kitabı var yine beni çok etkilemiş bir eserdir. Son zamanlarda okuduğum ve beni etkileyen diğer kitaplarda Yuval Noah Harari’nin “21.Yüzyıl için 21 Ders” ve yine aynı yazarın “Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens” eserleridir.

Kitabın Ortası okurlarına ve karikatür, çizgi roman severlerine okumaları için tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı?

“Fırıldak Ailesi”nin çizgi romanı çıktı onu mutlaka okumalarını tavsiye ederim. “Fırıldak Ailesi”ni özleyenler için bu çizgi roman iyi bir teselli olacaktır. “Kral Şakir”inde bir çizgi roman albümünü çıkarttık onu da okumalarını öneririm. Onun dışında Türkiye’de de çok iyi çizerlerin çizgi romanları çıkıyor onları da takip etmelerini isterim. Marvel’ın çok iyi çizgi romanları var onları takip etmelerinde fayda görüyorum.

Bir de şunun altını çizmek istiyorum. Çizgi romanı küçüksemesinler. Yedinci sanat dalı sinemaysa sekizinci sanat dalı da çizgi roman olarak görülüyor. Bu nedenle çizgi roman okumalarına da önem verilmesi gerekiyor. Marvel’ın çizgi romanlarına baktığınızda; bilimden, yapay zekâdan, mitolojiden etkilenerek işlenen birçok konu var. Dolayısıyla bu tarz okumalar yapmak ufku genişletecek, bu konudaki vizyonunuzu arttıracaktır.

Yakın zamanda hayata geçirmeyi düşündüğünüz yeni projeleriniz ya da devam projeleriniz var mı?

“Kral Şakir” Cartoon Network aracılığıyla şuan mena bölgesinde yayınlanıyor. Şimdi yine Cartoon Network aracılığıyla on sekiz ülkede sekiz ayrı lehçeyle yayınlama kararı aldık. Bu “Kral Şakir”in dünyaya açılması demek. Aynı zamanda da sekiz ayrı lehçede yayın yapılması büyük yatırım gerektiren bir çalışma. Aynı zamanda dünyada ilk kez yerel bir kahraman dünyaya açılıyor dolayısıyla çok gurur verici bir durum.

Benim üzerinde çalışmış olduğum projem “Kral Şakir”i Avrupa ve Amerika’ya yaymak ve bir dünya markası hâline getirmek. Bu konuda karakter tasarımı açısından hiçbir eksiğimiz yok aksine fazlamız var.  Bu durumun kültürümüzün yayılması açısından da önemli olduğunu vurgulamamalıyım.

Minik hayranlardan gelen sorular

Böyle bir çizgi diziyi kurgularken nelerden esinlendiniz?

Biz hayvan sever bir ekimiz bu sebeple de hep hayvanlardan oluşan bir dünya kurmayı hayal etmiştik. Yani en çok esinlendiğimiz şeyler bizim sevimli dostlarımız, hayvanlardı.

En sevilen “Kral Şakir” kitabı hangisi oldu?

Açıkçası çok enteresan son kitapla birinci kitap aynı derecede okunuyor. “Dostum Bu Çok Havalı” kitabı en çok satan kitaplarımızdan birisi oldu. Kitapta, arttırılmış gerçeklik teknolojisiyle sayesinde telefonla bakıldığında karakterlerin canlandığını da gördüler. Bu durumda okurumuz için çok dikkat çekici oldu. Ancak başta da söylediğim gibi hemen hemen tüm kitaplar eşit derecede tercih ediliyor. Bu da aslında bir rekor birinci kitabın hala son kitap gibi okunuyor olması nadir rastlanan bir durumdur.

“Kral Şakir” de en sevdiğiniz karakter hangisi?

Ben en çok “Fil Necati” karakterini seviyorum. Çünkü en kötü olaylar karşısında bile serinkanlılığını koruyabilen ve birazda gamsız bir karakter. Zaten hepimiz temel arzusu mutlu olmak ve üzücü olaylardan uzak kalabilmek. Dolayısıyla “Fil Necati” bu pozitif tavrıyla benim en çok etkilendiğim karakterlerden bir tanesi hâline geldi.

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2020, 12:31
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26