'The Dictator' Filmi Salt Bir Komedi mi?

'The Dictator', kendini birazcık bu coğrafyanın, buraların ikliminin insanı hisseden biri için son derece itici ve rahatsız edici bir film. Deniz Baran yazdı.

'The Dictator' Filmi Salt Bir Komedi mi?

Her nedense uzun süredir izleme listemde var olan bir film vardı: The Dictator. Nadiren komedi filmi izleyen, izlediği zamanda kaliteli komedi filmleri bulmakta zorlanan biri olarak, arada beni güldürecek bir film izleme ihtiyacı çekiyorum; sebep buydu sanırım. Daha önce parça parça izlediğim “Borat” adlı film beni güldürmüştü, bu yüzden aynı aktörün (Sasha Baron Cohen) “The Dictator” filmine de uzaktan ilgi duymuştum. Geçtiğimiz hafta izleme şansım oldu sonunda. Ancak film beklediğimden farklı hisler verdi bana. İşte bu hisler de filmi Dünya Bizim için değerlendirmeme kapıyı açtı.

Filmde birazdan sıralayacağım yergilerden kaynaklı olumsuz hislerim sebebiyle hiç mi gülmedim? Hayır, öncelikle itiraf etmem gerekir ki, bazı esprilere o an komik geldiği için güldüm. Ancak bazı yerleri komik bulmuş olmam bir şeyi değiştirmiyor zira ademoğlu olarak her zaman “doğru düzgün” şeylere gülmüyoruz, “pis espriler” de özellikle çağımızda ilgimizi çekiyor. Bunu evvela söylemem lazım çünkü “ya mizah işte, güldün mü güldün” tarzı bir karşılığı sıralayacağım yergiler karşısında dikkate almıyorum.

“The Dictator”, kendini birazcık bu coğrafyanın, buraların ikliminin insanı hisseden biri için son derece itici ve rahatsız edici bir film. Aklı sıra “Ortadoğu bataklığı”nda kol gezen totaliter liderlerin saçma sapan uygulama ve tavırlarını ti’ye alıyor. Arap Devrimleri zamanına (2012) denk getirilmiş bu film aslında dünya gündeminden ve yeni dalgadan nemalanmaya çalışmış, hatta Arap gençleri etkileyeceğini düşünmüş gibi bir hava var. Kaddafi bozması bir hükümdar olan Aladeen, Wadiya isimli bir Arap ülkesinin “ultra-diktatörü”. Son derece vasat, embesil, acımasız ama gülünç ve lüks içinde yaşayan bir lider. Asıp kesiyor ancak ona haset eden cin fikirli amcası onun altını oyuyor. Bir Birleşmiş Milletler zirvesi için ABD’ye gittiklerinde ise sinsi planını devreye sokuyor ve değişik bir serüven başlıyor. Film kısaca bu. Peki neden “aklı sıra ti’ye alıyorlar” diyorum, hiç mi ele aldıkları konuda haklılık payları yok? Tabi ki var, ancak yine de rahatsız edici olan(lar) ne biliyor musunuz? Tek tek anlatayım:

Araplar üzerinden İslamiyet’e, Ortadoğu’ya rahatsız edici bir alaycılıkla yaklaşıyor

Öncelikle film bazen kabaca “dan diye”, bazen de ince ince müthiş önyargılar işliyor izleyenlerin zihnine. Tabi ki ince ince olanlar benim açımdan çok daha vahim. Her şeyden önce göstere göstere yapılanlar hem fazla karikatürize olduğu için pek etki etmeyebilir (gerçi o da bilhassa Amerikan toplumunda eder diye düşünüyorum…), ikincisi böylesi göstere göstere yapılan şeyler belki tersten bir ironi yapıyordur da deyip bir aklama noktası bulabilirsiniz. Ancak filmin zihin dünyası böyle ters ironi falan peşinde değil, düpedüz Araplar üzerinden İslamiyet’e, Ortadoğu’ya rahatsız edici bir alaycılıkla yaklaşıyor, hatta dinin falan ötesinde topyekün “Doğu medeniyetine” (bu çok tartışmaya açık bir tabir biliyorum, ancak sanırım ne kastettiğimi üç aşağı beş yukarı izah ediyor) çok tepelerden bir bakış atıyor.

Hadi “kendini öyle konumlandırıyorsa sana ne, kendi fikri; kendi kibri” denecekse buna karşı dururum. Madem birinin yaptığı alayın ucu sana dokunuyor, bundan sana bir karşı eleştiri ve cevap hakkı doğmaz mı yani? Bu film sonrası tam da doğuyor. Filmi yapanların fikri zikri ne olursa olsun beni ilgilendirmez, ancak filmde ince ince işlenen önyargılar bizi son derece rahatsız ediyor. Araplar (filmdeki bir Arap diktatörlüğü ya) üzerinden Ortadoğu toplumları inanılmaz edilgen, pasif, vasat altı bir şekilde betimleniyor ki bu aslında izleyiciler nezdinde, daha doğrusu onların bilinçaltında bu coğrafyanın insanlarının “tam bir insan” olarak görülmemesi şartlarını yavaş yavaş pekiştiriyor. Hâliyle bu da hem günümüz hem de gelecek için tehlikeli bir zihni-duygusal kopuşa zemin hazırlıyor. Daha doğrusu zaten yeterince var olan zeminin iyice beslenmesini sağlıyor.

Çok soyut kaldı dediklerim, farkındayım. Kanıtları verip yorumumu yapacağıma tersten başlamış oldum çünkü. Şimdi, değerlendirmemi yarıda kesip filmden dediklerimi destekleyen bazı kesitlere yer vereyim. Hatta söz konusu üslup filmin her yerine yayılmış olduğu için ben sadece 1-2 sahnesinden örnek vermekle yetineceğim:

Mizahın sınırı yok mudur?

- Film inanılmaz derecede oryantalist. Aslında sayacağım sitemlerim arasında kendi adıma en hafif olanı bu, çünkü oryantalist olabilir; kendi tercihi. Ben de “Bu ne abartılı, saçma bir bakış açısı” diye oryantalizm kırıntılarını birleştirip kendimce cevap veririm:

Bir kere kahramanımız kıllı mı kıllı bir lider. Ona eşlik eden, BM’deki nezih dile rağmen argonun alâsını konuşan ve bunu son derece gülünç şekilde yapan bir avuç dolusu Arap. Sadece zenginlikle veya savaş ile var olmaya endeksli Araplar, diktatöründen mühendisine kadar başka bir zihinsel motivasyon taşıyamayan ilkel insancıklar… Talancılardır. Nükleer ile uğraşmaktan başka bir şey bilmezler, tüm BM ve ABD kapılarını aşındırsa da barış karşıtı olan onlardır. Laftan anlamazlar. Cinsellik meraklısıdırlar, vahşet severler, rahat rahat kafa keserler. Kadına zerre kadar değer vermezler, kızları çöpe atarlar. Aşkı bilmezler, zira diktatör aşkın ne olduğunu bile ABD’li çok bilmiş bir aktivist kız sayesinde anlıyor. “Evrensel değerlerden” bihaberler. Bakın önemli bir nokta, bu imalar diktatör tiplemesi üzerinden yapılsa da bence onun üzerinden bu coğrafya toplumlarına dair bir “zihni kayıt” yapıyor, yani gerçekten var olanı çaktırmadan büyütüp genele yapıştırılacak bir etikete dönüştürüyor. “Ortadoğu’da kadınlara mükemmel değer veriliyor, kızlar asla hor görülmüyor” demek saçma olurdu evet ama kızların çöpe atılması örneği mesela, böyle uçuk bir şeyi malzeme etmek neyi ima ediyor filmin üslubuna dair?

- İkincisi, film benim gibi (ve bence birçoğunuz gibi) insanların kabul edemeyeceği “meşrulaştırmaları” barındırıyor. Tipik “bizim ahlakımız, Batılı sanatın edepsizliği, cinsel teşhirciliği” tartışmasına girmeyeceğim, eşcinselliğin normalleştirilmesi tartışmasına ise burada hiç girmeyeceğim; bu konularda zaten zihin dünyalarımız zaten birleşemeyecek şekilde ayrılmış. Bu karadelik misali tartışmanın içinde kaybolmaya lüzum görmüyorum. Ama bazı şeyler var ki insaf… Mesela filmde çocuk tecavüzü gibi bir meselenin komik şekilde ele alınması ne kadar kabul edilebilir? Mizahın cidden sınırı yok mudur yani? Filmdeki diktatör Aladeen geçmişte çocuk istismarını yapmış ve bu durum filmin ilerleyen bir kısmında o kadar normal ele alınıyor ki pes dedim. Bunun mizah konusu olması başlı başına iğrenç, ayrıca diktatör eleştirme kisvesi altında çocuk istismarını “bu Doğulular” bolca yapar işte demeye getirmek ayrıca iğrenç bir genelleme (“E yaygın değil mi kardeşim” itirazlarını duyar gibiyim, bilhassa mevcut gündemimizden sonra… Ama bunun yaygın olması demek, ‘bu coğrafyanın, bu Arapların, bu Müslümanlar’ın toplum karakteri budur’ genellemesini gerektirmez. Fas’a çocuk fuhuşu için gelen Avrupalı kodamanlar, Almanya’daki genç kız fantezisi buluşma evlerine gidenleri nereye koyacağız?)

“İnsan hakları” ve “adil yönetim” bir tek Batılılar’ın anlayabileceği bir şey mi?

- Üçüncü ve en az ikinci madde kadar önemli bir mesele, film ile mizah kisvesi altında çizilen çarpık siyasi ve hukuki imaj. Bu hususta bir gereksiz gurura kapılıp bu coğrafyadaki toplumların içinde bulunduğu hukuki ve siyasi vahamete göz kapamayacağım. Ancak buna göz kapamamak, var olanın, arka planını yok sayıp türlü sinsi çarpıtmalarla sunulmasına laf etmemek değildir. Öyle bir diktatör var elimizde, “insan hakları” kelime öbeğini hiç duymamış daha önce. Bu kelime grubu zikredilince “O ne?” diyor. Ve bu man kafalı zalim bir Yahudi düşmanına (Bu arada filmde tüm Araplar’ın bir kalıp olarak acımasız Yahudi düşmanları olduğunu vurgulayan birkaç sahne de var zaten. Sanki altta yatan mesaj, İsrail’in ne acımasız, ırkçı canavarlara karşı tehlike altında olduğu… Aynı sahneleri rolleri değiştirip biz çeksek anti-semitist olurduk.) kimse çıkıp da bir şey demiyor. Filmin son sahnelerinde göreceksinizdir, Wadiya ülkesinin meydanında toplanıp ekranda demokrasinin ilanını bekleyen, edilmeyince üzülen devasa bir kitle var. Halbuki bu film çekildiğinde öyle kitleler arzu ettikleri onurlu hayat için rejimlerine vücutlarını siper ediyordu. Ama filme bakarsak Arap halkları böyle pasif, böyle edilgen. Aslında kasten mi yaptı senaristler bilemem ama şöyle bir bağdaştırma çıkıyor bu durumdan: Arap halkları da demek ki kendi diktatörünün garabetine karşı uysal olacak kadar onun bihaber olduğu değerlerden bihaberler. Yani “insan hakları” ve “adil yönetim” falan bir tek Batılılar’ın anlayabileceği bir şey işte.

- Hemen üçüncü maddeden dördüncüye zıplayalım kaldığımız yerden… Filmin sonunda yüce BM’nin baskısıyla Wadiya’nın yeni bir demokratik anayasa yazacağı beklentisi mevcut. Dediğim gibi halklar sokağa inmiş ekranları izliyor, bir adamın dudakları arasından çıkanları takip ediyorlar (aklına gelmiyor o binlerce kişinin kendi taleplerini dillendirecek şekilde hareket etmek). Herkes ABD’den ve BM’den zuhur ettirilecek bir demokrasiye aç. Bekliyorlar, gözlerinin içlerine bakıyorlar. Demokrasi, medeniyetin merkezinden zuhur etmek üzere zira…

Hadi oradan canım! (Erbakan’ın meşhur “Hadi oradan hadi oradan”ı tonunda düşünün siz) Son birkaç yılda bile kaç kez gördük yani yüce BM’nin de ABD’nin de ne kadar tiran karşıtı olduğunu, ne kadar sandığa saygı duyduğunu. Hadi diyelim reelpolitik, başka ülkelerde demokrasicilik oynamak zorunda değiller; e tamam da bari zekamızla alay etmeyin. Böyle ucuz, böyle absürd bir demokrasi güzellemesini kabul etmiyorum.

Diktatör Aladeen BM’deki konuşmasında anayasa taslağını yırtıp şöyle bir konuşma yapıyor: “Siz niye diktatörlüğe bu kadar karşısınız? Halbuki diktatörlük olursa hapisleri tek bir ırktan insanlarla doldurabilirsiniz, medyayı bir kişi veya aile üzerinden kontrol edebilirsiniz, telefonları dinleyebilirsiniz, yabancı mahkumlara işkenceler yapabilirsiniz, niye savaşa gittiğiniz konusunda yalan söyleyip istediğiniz yerlere saldırabilirsiniz!” Guantanamo, Murdoch, NSA skandalı, Ebu Garib, Bush’un Irak çıkarması… Bingo! Hakikaten “Arap” bir diktatör olursanız yapabilirmişsiniz. Ama siz güzel Amerikalılar ve Batılılar neden bunu istemiyorsunuz ki, ne kadar da naifsiniz?

Yukarıda sayılan her şey bizzat Amerika ve BM’nin öncüsü ülkeler tarafından Arap diktatörlerden kat kat fazla yapılıyor, bu ayan beyan gerçektir. Fakat burada saçma sapan bir Batı devletleri güzellemesi var. Hatta film içine serpilmiş başka sahnelere bakarsak “ABD’nin ve Batı’nın medeniliği” güzellemesi sadece çizilen Arap imajı üzerinden yapılmıyor, ABD egemenliğinin muhalifi konumundaki Çin, İran ve Rusya üzerinden de mesaj pekiştiriliyor. Bu da –kasıtlı yapılsın veya yapılmasın- oryantalist bir emperyal anlayışa, “Batı’nın Doğu’ya medeniyet getireceği” tezine çanak tutuyor. Dahası, “Batı devletlerinin” onca zulmünü meşrulaştırmaya giden bir yolu açıyor. En azından çaktırmadan bunları kenara itiyor. Halbuki bana kalırsa hiç de Batı, BM, demokrasi güzellemesi yapacak bir tarih ve pratik yok önümüzde.

Berbat bir geçmişten makbul liderliğe

- Filmin sonu da bir hayli absürd. Absürd mizahtan bahsetmiyorum ki absürd mizahı çok severim. Burada söz konusu olan ise hayli hayli absürd. Anayasayı yırtıp adan diktatör Aladeen, bir anda bir “hümanist değerler abidesi Amerikalı kız” sayesinde yolunu buluyor ve demokrasiye karar veriyor. Yani ömrü boyunca kendi coğrafyasında ona aşkı tattıramamış, ona bir kucak vermemiş kimse ki bu Aladeen o kız sayesinde insani yönünü ortaya çıkarıyor. Çıkarınca da hemencecik demokrat oluveriyor. Ben burada da hümanizm üzerinden çizilen bir “medeni toplum aşkı yaşar-ilkel olanlar bu duyguyu bilmez” diyalektiği görüyorum. Hadi ‘sırf diktatör nezdinde bu eleştiri yapılmış’ dense neyse ama o zaman bunu demokrasiye bağlamak da nesi? Herhalde öküzün altında buzağı aramıyorumdur. Ayrıca çok vahim bir mesele de, çocuk tecavüzü dâhil her türlü pisliği yapmış olan bu diktatörü o samimi mi samimi hümanist kıza iyi gösteren şey demokratik seçimlere karar vermesi mi oldu yani? Yani film nasıl onca berbat geçmişi çöpe atıp da bir anda Aladeen’i makbul lider (o kadar da makbul değil gerçi, yine muhtelif baskılar uygulamaktan kendini alamıyor!) ve koca yaptı? Burada bir kasıt aramıyorum da gözden kaçan şu olmuş, film bu geçişle neleri neleri “kabul edilebilir” kılmış oluyor farkında değil… Fütursuzca kafa kesen, çocuk istismarcısı birini, absürd mizah adına dahi, böyle “heh şimdi adam oldu tadında” resmetmeyi ben kabul edilebilir bulmuyorum.

Salt eğlenmek için izlemek mümkün mü?

Filme neden bu kadar kafayı taktım da yazdım sorusunun cevabını yukarıda madde madde vermeye çalıştım. Amacım mizahı aşırı ciddiye alıp nem kapmak değildi kesinlikle, hele ki absürd mizah söz konusu olunca bazı şeylerin kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum. Açıkçası sanata ve mizaha atfedilmesi gereken ideal rol nedir, bu konuda da kafası net olan biri değilim. Bizim mahalle de karşı kültür olarak gördüğümüz “diğer kültürü/ medeniyeti” kafaya alacak bir şey yapsa benzer şeyler ortaya çıkabilir hatta. Ancak bu yazıya sebep olan iki temel mesele var özetle. Birincisi, filmin sınır tanımayan derecede her şeyi meşrulaştırma, normal görme tavrı; kısaca “fazlaca ahlaksızlığı”.
İkincisi de, filmi yapanlar bu saikle yapmış olsun veya olmasın, yüksek doz oryantalizm, önyargı ve Batı merkezci güzellemeler.

Tekrarlıyorum, şayet böyle düşünüyorlarsa bunu yapmaları anormal mi, değil. Ama onların böyle yapması ne kadar normalse, benim de bu filmin bizim bakışımıza ters noktalarını faş etmem o kadar normal. Hele ki bu filmi benzer saiklerle değil de benim gibi salt eğlenmek için izleyen yahut izlerken dediğimiz noktalara pek kafa yormayan binlerce izleyici söz konusuyken o mesajlara maruz kalan kitleye “bu mesaj saçma kardeşim, bu eser zihnine şöyle şeyler işleyebilir” demem gerekli gibi gördüm. Aslında bunu önce Amerika’daki izleyiciye yapmak gerekirdi ama neyse…

Alıntı yaptığım demokrasi konuşması sahnesi: https://www.youtube.com/watch?v=XUSiCEx3e-0

Deniz Baran

Yayın Tarihi: 05 Nisan 2016 Salı 14:02 Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2019, 12:43
banner25
YORUM EKLE

banner26