Tarihte Reşat Ekrem Koçu diye biri yaşadı mı?

Tarih ile edebiyatı birleştirmek, gizli kalmış belgelerle, sahafların, kitapçıların müdavimi olmak her babayiğidin kârı olmasa gerektir. Bunun böyle olduğunu bilen her edebiyat okuru için Koçu, sadece İstanbul’un değil, Türk kültür atlasında yer arayan tarih meraklıları için de önemli bir isim olarak karşılanıyor olsa gerektir.

Tarihte Reşat Ekrem Koçu diye biri yaşadı mı?

 

E. Hallet Carr, Tarih Nedir? isimli kitabında, “Tarih büyük adamların biyografisidir” der. Bu tanım Türk entelektüel hayatında kaç isme tekabül eder, doğrusu araştırmaya muhtaç bir konu olarak karşımızda duruyor. Öyle ki, tarihin büyük adamların biyografisi olduğu iddiasındaki bu tanım karşısında, bütün ruhumuz ve uzviyetimizle bizim olan, daha doğrusu bize ait unsurların veya isimlerin varlığı, tarihten korkan taraflarımızı izale etmeye belki yetmeyecektir. Bununla beraber, tarih denilen uzun sükûtun sarsak, naif, zaman zaman heccavlığı karşısında bile, onu bize sevdiren gizemi büyük bir iştihayla baş göz üstünde tutmasını da bildik. Çünkü insan tabiatımızla ünsiyet kuran ve onun eşyaları nevinden şeyleri, yakınlık kurduğumuz ve basiretimiz bağlanmaksızın gördüklerimizle temaşa arzusu duyduk hep. Öyle ya, bize ait olmayan bir tarih ancak dünyanın vitrinine çıkarılmış basit bir süs veya teklifsiz kullanılıp atılabilen eşya kabilinden değerlendirilebilirdi. Öyle olduğu da vakidir elbette.Reşad Ekrem Koçu

6 Temmuz 1975’te vefat eden Reşat Ekrem Koçu’nun büyük adamların biyografisi içindeki yeri neresidir? Bu sorunun ansiklopedik bilgi dağarcığı dışında bir yeri veya anlamı bulunduğunu pek sanmıyorum. Öyle ki, tarihi halk anlatımı tarzında, dil zevki göz önünde bulundurularak ve de tarih etrafında bir sevgi ve merak celbiyle kaleme aldığını bilmeyenler için Koçu, ‘eğlencelik’ bir yazar olarak tasvir edilebilir. Oysa merhum, tarihin bilincinde bir yazar olarak, bahsedilen eğlencelik olayların, vakaların ardında cereyan etmiş/eden gerçeği, su katılmamış bir belge sever titizliğiyle aktarmasını bilen ender tarihçilerdendir. Çünkü onun dünyasında bir aksulamel olarak tarih, ancak gerçekliği ölçüsünde yaşananlardır.

Böylelikle o, gerçekliğe sadık kalarak ve fakat o gerçekliği az önce sözünü ettiğim sevgi ve merak celbiyle örgüleştirerek okunur kılınabileceğinin farkına varmıştır. Bunu fark ettiği anda, hocası merhum Ahmed Refik için ayrıca bir eser vücuda getirmiş ve İstanbul sevgisini Osmanlı devriyle cem eylemesini fevkalhad başarmıştır. Tarih ile edebiyatı birleştirmek, gizli kalmış belgelerle, sahafların, kitapçıların müdavimi olmak her babayiğidin kârı olmasa gerektir. Bunun böyle olduğunu bilen her edebiyat okuru için Koçu, sadece İstanbul’un değil, Türk kültür atlasında yer arayan tarih meraklıları için de önemli bir isim olarak karşılanıyor olsa gerektir.

Sadece bir gazeteci, yazar olarak alelusul anılacak bir portre değildir Koçu

Georg Lukacs, tarihî roman bahsinde, “Tarihsel romanda önemli olan büyük tarihsel kişiliklerin değil, onların yaşadıkları dönemi şekillendiren düşüncelerin ve olguların sergilenmesidir.” kaydını düşer. Bu anlamda Koçu’nun Yeniçeriler, Forsa Halil, Dağ Padişahları, Kabakçı Mustafa ve Patrona Halil isimli romanları; karakter, tasvir, vaka, olay örgüsü ve mekân unsurları bir tarafa, sürekli bir çatışmanın, özellikle halk ve otorite arasında cereyan eden çatışmaların düşünce düzeyinde devam edegelen panoramasıdır.

Medeniyet bahsinde sadece bir gazeteci, yazar olarak alelusul anılacak bir portre değildir Koçu. Sadece tarihî romanlarıyla değil, bir İstanbul âşığı olarak, Dersaadet’i köşe bucak, iğneden ipliğe, endazeden pazara varıncaya değin inceleyen, irdeleyen ve kâğıda geçiren bir hezarfendir aynı zamanda. Böyledir, zira şehir tarihçiliği veya yazmacılığı konusunda -en azından İstanbul için söylemek gerekirse- bugün bile bir benzerine rastlanmayacak cesimlikte ansiklopedinin bulunmadığını rahatlıkla söylemek mümkün. Ansiklopedilerin sıkıcılığından dem vuracak olanlar için hemen söylemeliyim ki merhumun İstanbul maddeleri arasında dolaşırken, onun nezih üslûbu, akıcı Türkçesi ve sarıp sarmalayan o geniş ve muazzam bilgisiyle bir ansiklopediden ziyade modern bir Dede Korkut masalı dinliyor/okuyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz.

Tarihi farklı taraflarıyla sevdirmenin endişesini taşıyan Koçu, akademik üslubun sıkıcılığını bildiğinden, daha rahat ve anlaşılır bir söyleyişle kaleme aldığı eserleri iki farklı kategoride değerlendirilebilir: Bilimsel olanlar ve halk için yazılanlar. Özellikle halk için yazdıklarında üslubu bir vak’anüvis titizliğinde olmakla beraber, sadece nakledici olmayı tercih etmiştir.

Tarihi objektif bir süzgeçten geçirmenin, uydurukçuluk babından popüler olmaya tevessül etmemenin bedelini sürekli kıyıda köşede unutulmuş bir romancı eskisi olarak ödeyen Koçu, bu yönüyle bir bakıma piyasa diline rest çekmenin de bariz olarak örnekliğini teşkil etmiştir. Romancı eskisi diyorum, zira Koçu’nun eserlerini -bütün cesimliğiyle yarım kalmış olsa bile İstanbul Ansiklopedisi hariç- yeniden basmaya karar veren yayınevleri müşkülpesentliği bir tarafa bırakarak merhumun eserlerini son yıllarda yeniden basmaya başladılar. Zira aşırma, intihal, bilinen anlamıyla hırsızlık yaparak ödüller almayı marifet telakki eden romancılar karşısında bütün uzviyetiyle ortaya çıkan ve tarihe sadık kalarak gerçeği roman formatıyla verebilen yazarların piyasaya teslim olmadan eserleriyle yeniden hatırlanmış olması elbette sevindirici. Bu yönüyle Koçu’yu tanımayan yeni nesil için bu önemli fırsatı bir daha değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.

 

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Temmuz 2013, 14:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13