banner17

Şapka kanununa muhalefetten asılan kadın: Şalcı Bacı

Cumhuriyet tarihinde şapka kanununa muhalefetten yargılanan hatta asılan birçok insan var. Bunların içinde İskilipli Atıf Efendi gibi alim şahsiyetler de mevcut. Fakat bir kadın şapka kanununa muhalefetten neden asılır ki?

Şapka kanununa muhalefetten asılan kadın: Şalcı Bacı

Şalcı Bacı Şapka Kanunu'na muhalefetle yargılandı.

Cumhuriyet Türkiye'sinde İstiklal Mahkemesinin tez elden karar çıkartıp Erzurum sokaklarında şaşkın bakışlarla dar ağacına yürürken “Kadın şapka giye ki asıla?!” diye medet uman; adam öldürmemiş, beyin yıkamamış, darbe planı yapmamış, terör örgütü kurup anaları ağlatmamış, Ruslara muhbirlik yapmamış, Ermenilerle işbirliğine girmemiş Erzurumlu, yetimlerinin nafakasını çıkarmak için şalcılık yapan iki metreyi geçen boyuyla, korkudan erik gibi olmuş gözleriyle bakan ama kendini yerden yere vurmayan bir kadın asıldı.

Tatar Hasan Paşa, Çetin Altan’ın dedesi. Bir de Vali Paşa var. Bu trajedinin tasarlayıcıları. Bir nevi devrimin acımasız mühendisleri. Milleti adam etmek için, şapka giymeyenlerin burnunu sürtmek için bir fikir gelir akıllarına. Şeytan bile şaşırır: Öyle bir idam yapılsın ki cümle alemin sesi kesilsin; göze batacak bir kadın idam edilmeli. Minareyi çalalım kılıfı nasıl olsa ayarlarız. İsmet Özel’in de dediği gibi “Türkler yaptıktan sonra düşünürler.”

Kurtuluş Savaşı’nın sembol isimlerindendir Şöhret Bacı. Hani, Erzurum çarşı Pazar/ İçinde bir kız gezer ya… Şalcı Şöhret Bacı o kız gibi gezermiş Erzurum çarşı pazarda.

Saatçi Musa – kilit isimdir- Cumhuriyetin ve kayıp tarihin kara kutusu anlatmıştır zaman zaman. Şalcı Şöhret Bacı trajedisini dinleyen bile kalbini tuta tuta gidermiş Saatçi Musa’nın yanından.

İdam sehpasına çıkarken de, sokakta yürürken de, üç günlük dünya hayatının her evresinde haram bellediğinin tam karşısında da siyah çarşaflı Şöhret Bacı.

Dili pek şeker. Dilim seni dilim dilim ederim, demiş ya eskiler… Onun –güya- çektiği dili belasıymış. Onun kadar hoş sohbet ve neşeli bir insan en fazla şunu dedi herhalde: “Avratlar! Bir dahaki bohçamda Frenk serpuşları da getireceğim. Kişilerinizin başına takke diye takarsınız, onlar da sizi kollarına takıp Angaralara gezmelere götürür gayrı.”

Tatar Hasan Paşa çok sert bir askermiş. İyi de onun sertliği bir garip Anadolu kadınına mı gürlemekti?! Topçu okulundan çıkıp bir hışımda Erzurum’a dalıp, “Boyu en uzun kadını asalım!” demekle ve de bu zulmü işlemekle devrimin dibine akıtılan masum kanı size dua mı eder sanırsınız paşam?!

"Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki!" diyen bir kadın elbet paşaların kan sevdasını, mantığın ve vicdanın yönetmelikler karşısında put gibi donup kaldığını bilmez, bilemez. Zira, o kadın vicdanı, merhameti ve sonsuz mantığı öğrenmiştir büyüklerinden.

Bizler şimdi ince bir sızı gibi taşıyoruz o kadını yüreğimizin en akıl almaz kısmında. O kadın hala sormaya devam ediyor: “Ben bir kadınım! Nerde sizin erkekliğiniz?!” diye asanlara ve asılmayı seyredenlere. Saddam Hüseyin ki zalimliği ispat edildi çok kere. İdam edilirken yağlı urganı başına geçirene: “Biraz erkek olun!” demişti. Öyle ya Amerikalıların yakalayıp ellerine verdiği zalimle yüz yüze kavga edememişlerdi cellatları. Başkasının zekeriyle gerdeğe girmek, derler Anadolu’da bu tür vakalara. Şöhret Bacı’nın idamı ise Endülüs’ün son sultanını hatırlattı bana. Hani bir tepeden Kurtuba’ya bakıp (Arabın Ağladığı Yer diye geçti tarihe) o sultan ağlarken, Endülüs tarih olurken anası “Erkekler gibi savaşmadın kadınlar gibi ağla!” demişti ya… Evet, Çifte Minarelerin önünden geçip hükümet meydanına götürülüyor Şalcı Şöhret Bacı, her gün asılıyor ve ağlıyoruz işte.

Şapka kanununa muhalefet gerekçesi ile sırf Erzurum halkına gözdağı vermek için asılan kadın dul idi. Ölmüş eşinin yadigarı çocuklarına bakmak için kumaş, basma, pazen, havlu, ferace satardı. Sırtında bir bohçası, bohçasının içinde kaderi, kaderinin altında bükülmeden dimdik yürüyen uzun boyuyla geçerdi sokak aralarından. Onun söylediği varsayılan sözlere karşın faşist dilleriyle, kısır ideolojileriyle, putlaştırdıkları insanların adlarının ardına saklanarak bin kat çirkinlerini facebookta, twitter’de ve diğer sosyal paylaşım sitelerinde yazıp çizenlere madalya veriyorlar. 

Şalcı Bacı asılmaya gidiyordu; oysa tüm şehir sessizdi. Meleklerin dahi sesi çıkmıyordu. Taif’te Peygamberimize gelen melek, atamız İbrahim ateşe atılırken gelen melek durmuşlar ve bekliyorlardı… İsrafil neredeydi? Bilmiyoruz. Sûr üflenecek, birazdan kıyamet kopacak diye bekleyen kocakarılar çimil çimil dua ediyorlardı pencere önlerinde. Bir de, çarşaflı ve de şapka kanununa –güya- muhalefet eden bir kadını asanlar, kıyametin kopmadığını görüp hızlarını alamayacaklar daha fazla masum için divanlar kuracaklar, delilsiz adam asacaklardı. Evet, adamlar asılıyordu ve korkutulmuş ademler sessizce bekliyorlardı göklerden gelecek olan orduyu.

Ömer Muhtar adlı filmde bir sahne vardır: Bir kadının asılışı anında ettiği dua: “Allahım bana verdiğin hayat için teşekkür ederim!” Bitti. Hayat-memat bitti o cümleden sonra. O kadının teslimiyeti ile Şalcı Şöhret Bacı’nın teslimiyeti ve düşmanları arasında bir fark göremiyorum.

Ayşe Şasa Bir Ruh Macerası adlı kitabında anlatır: Kemal Tahir hapishanedeyken bir idama tanıklık eder. İdamlık ile son gecesinde sohbet etmesini isterler. Kemal Tahir adamın son namazını kılmasını bekler. “Şimdi, konuşmamız gerekiyor. Sabaha bu adam idam edilecek. Fakat birden fark ediyorum ki bu dünyada bütün konuşmalar geleceğe aittir; geleceği olmayan bir adamla konuşacak hiçbir şey yoktur!” diye düşünür ve mahkumla doğru dürüst konuşamaz. Şöhret Bacı’nın böyle bir şansı da olmamış. Apar topar hakim karşısına çıkarıldığında muhtemelen; “Acaba iftira mı attılar, hırsız mı dediler, birinin suçuna şahit mi yazdılar?” diye düşünmüş de olabilir. Bir de Şalcı Bacı gibi idam sehpasına çıkanların geleceğinin yaşayanlarla kıyaslanmayacak denli olduğunu düşünüyorum. 

“Ve asıldı... Sarkmış vücudu ne kadar, ne kadar uzandı, Türkiye'nin her tarafına gölgeler salacak kadar uzun.” Nimet Arzık böyle noktayı koymuş.

Noktayı Şalcı Şöhret Bacı koyabilecek mi soralım:

“Benim itibarımı iade edecek olan bana can veren, evlat veren, ekmek veren, doğumu ve ölümü veren Rabbimdir; bir tek asıldığım gün yalnızdım, üşümüştüm, ne olduğunu anlamamıştım. O günkü yalnızlığımdan olsa gerek gölgemi hükümet meydanınızda unutmuşum. Kalsın kaldığı yerde, nasıl olsa o kalıpta bir beden bulamaz, sizin de ardınızdan gelmez. Gidin itibarlarını iade edecek başka masumlar bulun kendinize! Hicret’in 1344’ünde itibarımı iade etti edecek olan.

Bohçam dağıldı kaldı; içindeki esvapları güveler yemeden yetimlere yetirin!”

 

Zeki Bulduk, eskimeyen bir haberi yazdı.

Çizim: Volkan Akmeşe, Cafcaf güz 2011 sayısından

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:54
YORUM EKLE
YORUMLAR
Huseyin
Huseyin - 7 yıl Önce

Zalimler için yaşasın cehennem.

Musa Üzer
Musa Üzer - 7 yıl Önce

Gerçekten Allaha hesap verme bilincine sahip Müslümanlar açısından acı bir durum. Bizim yaşadıklarımızı sol, alevi, ulusalcı, liberaller yaşasaydı her gün yaşananların hikayesini dinlerdik..

Biz hesap gününde Şeyh Said'in yüzüne nasıl bakacağız? Ya Erbilli Esad Efendi'nin? Peki üstad İskilipli Atıf Efendi'nin?
Hele Şalcı Bacı'nın yüzüne bakacak cesareti olan erkek var mı aramızda?
İslam'a küfretmiş, Müslümanlara zulmetmiş olanları unutmayacağız. Onları affetmeyeceğiz, sevmeyeceğiz..

..
.. - 7 yıl Önce

içimi sızlattınız abi

Musa Üzer
Musa Üzer - 7 yıl Önce

Allah razı olsun yazandan. Türkiye Müslümanları açısından ibretlik bir durum söz konusu. Şapka kanunu ve Mustafa Kemal devrimleri nedeniyle onbinlerce Müslüman şehid edildi. Ama Müslümanlar sanki hiç bir şey olmamış gibi, yıllardır kendileri bir eli balda bir eli yağda yaşamış gibi davranıyorlar.
Yeni nesil ise geçmişi hiç bilmiyor. Bırakınız Tc'nin ilk dönemlerini daha 28 Şubat'ı bilmiyor.

murat
murat - 7 yıl Önce

selam ile kardeşler
yazıyı kaleme alan şahsa teşekkür(ün en kıdemlisinden) edeim...
bu nasıl bir edebiyattır bu nasıl bir halet-i ruhiye içinde yazıldı böyle limandan limana sürükler gibi bende oradaydım uzun boylu kadın idam edilirken zaman makinesinde geriye gitmiş ve müdahale edemeden izleyen bir izleyiciydim uzun boylu kadını gölgesini ve uzaktan sessizce izleyen izleyicileri....

zehra samsunlu
zehra samsunlu - 7 yıl Önce

Zat-ı muhtereme'den haberdar değildim. Allak bullak oldum. Bu korkunç ya!

dersaadet
dersaadet - 7 yıl Önce

"Rical" kadınlardan.Rahmetle...

Ahmet Faruk
Ahmet Faruk - 7 yıl Önce

Büyük bir ruh; Temeli çürük olan binanın görünür kısımlarını ne kadar güçlendirmeye çalışırsanız çalışın düzelmesi beklenemez. Bir gün mutlaka yıkılacaktır" derdi.


banner8

banner19

banner20