Kaya Bilgegil poetika sahibi bir şairdi

Kaya Bilgegil, sadece bir edebiyatçı kimliğiyle yetinmemiş, aynı zamanda sosyal-kültürel-siyasal olaylara da kafa yormuş bir akademisyendir. Tam bu noktada, onun Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanan ‘Kaybedilen Topraklar’ başlıklı uzun metnini anmak gerek.

Kaya Bilgegil poetika sahibi bir şairdi

 

Prof. Dr. M. Kaya Bilgegil söz konusu olduğunda, ilk önce şu üç hususu kayda geçmeli mutlaka:

1.  M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri adlı devasa çalışmayı telif etmiş önemli bir akademisyendir.

2. O, sadeleştirilmeye çalışılan Türkçenin, muazzam bir birikime yaslanmış olan insanımızın düşüncelerini anlatmaya yetmeyeceğini görüp Osmanlıcaya dönmüş namuslu bir aydındır.

3. Yine o Cehennem Meyvası adlı şiir kitabına yazdığı kırk sayfalık “Şiir ve Mâbâdı” başlıklı makalesiyle poetika sahibi bir şairdir.

Soylu bir Arap atı olup koşturdukça yeri, göğü ve tüm ufku kaplayan o nebevi uğraş, yani düşünce (tefekkür), hayatımızdan çıkıyor sanki yavaş yavaş. Oysa biz, “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür.” kadim bilgisini baş tacı yaptığımız iddiasındayız hâlâ. Şunu kabul etmeli ki, başka iklimlerde zehirlenen bir narin çiçeğiz biz. M. Kaya Bilgegil de, kökü derinlerde olan o narin çiçeklerden biri. Pekâlâ, kimdir M. Kaya Bilgegil?

Sorbonne’de Lamartine üzerine doktora yaptı

M. Kaya Bilgegil, halk şairlerine yataklık eden bir memlekette, Sivas’ın Gürün ilçesinde ‘Mollavelioğlu’ namıyla bilinen bir ailenin ferdi olarak dünyaya açar gözlerini 1921 yılında. Kaya Bilgegil’in babası, daha lisede okurken yerel gazete ve dergilerde “Filozof Abdullah” ismiyle şiirler, yazılar yayımlamış biri. Cevval biri olduğu için kendisine kaymakamlık görevi verilir ama katıldığı Kurtuluş Savaşından hasta olarak döner ve 1922 yılında vefat eder, kaymakamlık görevini yapamaz. Babasını daha küçücük çocukken kaybeden Kaya Bilgegil, kısa süre sonra da annesi Zeliha Hanımı kaybederek öksüz ve yetim biri olarak kalakalır. Kaya Bilgegil, çocukluğunu dedesinin ve dayılarının himayesinde yaşayarak öğrenim hayatına başlar.

Kaya Bilgegil, ilkokulu Gürün’de, ortaokulu Sivas ve Erzurum’da okuduktan sonra lise öğrenimini İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamlar. Üniversite öğrenimini, İÜ, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladıktan sonra İzmit, Trabzon, Adana gibi illerde edebiyat öğretmenliği yapar. Lise öğretmenliğinden sonra Gazi Eğitim Enstitüsünde edebiyat hocalığı yapan Kaya Bilgegil, akademik çalışma yapmaya karar verir ve 1951 yılında Sorbonne’de Lamartine üzerine yaptığı çalışma ile edebiyat doktoru unvanını alır.

Bir üniversite hocası olarak Kaya Bilgegil

Paris dönüşü Gazi Eğitim Enstitüsünde bir süre daha çalışan Kaya Bilgegil,1966 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne yeni Türk edebiyatı doçenti olarak atanır. 1970 yılında profesör olan Kaya Bilgegil, bu üniversitede İslami İlimler Enstitüsünün kurucu dekanı olarak görevlendirilir.

İlgi alanı sadece edebiyatla sınırlı olmayan Kaya Bilgegil, tarih ve siyasete de ilgi duyar. Disiplinli biri olup titiz çalışmayı sevdiği için arşivlerin ve belgelerin en çok bulunduğu şehre yani İstanbul’a geçip Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi olur. Artık zamanını İstanbul kütüphanelerinde arşiv kazısı yaparak değerlendiren Kaya Bilgegil’in sağlık durumu çok fazla çalışmasına izin vermez ve Kaya Bilgegil, sağlık sorunları yüzünden 1986 yılında emekli olur. Zaten bir yıl sonra da Rahman’ın mekânına iltica eder. Vefat tarihi, 21 Ekim 1987. Kabri, Karacaahmet Mezarlığındadır.

Bir edebiyatçı olarak Kaya Bilgegil

Kaya Bilgegil, sanatkâr kimliğini amatör bir ruhla hep sürdürür ama bu kimliğinin akademisyen kimliğinin önüne geçmesine hiçbir zaman izin vermez. Nasıl ki babası daha lise öğrencisiyken şiir ve düşünce yazıları vadisinde at koşturmuşsa, Kaya Bilgegil de daha öğrenciliği zamanında hem edebiyat vadisinde gezinmiş hem de akademik çalışma yapmıştır. Onun Darendeli Saz Şairi Kusuri çalışması, daha fakülte öğrencisiyken yaptığı bir çalışmadır. Bu çalışma, onun hem kültür-edebiyatın kaynaklarını nerede aradığını, hem de nasıl disiplinli çalışma yaptığını göstermesi bakımından önemli bir çalışmadır.

Kaya Bilgegil, hem öğrencilik yıllarında ve hem de gençliğinin ilk dönemlerinde çeşitli dergilerde şiirler yayımlayan yetenekli bir şairdir aynı zamanda. Ama akademik çalışmanın hem zaman hem de disiplin istemesi, zamanla onu bir seçim yapmaya itmiş, o da akademisyenliğini öncelemiştir.

Kaya Bilgegil, kendine has bir akademisyen olduğu kadar, kendine has bir şairdir de aynı zamanda. Yayımlanan şiir kitabı Cehennem Meyvası mensur (artistik) şiir tarzında yazılmış şiirlerden oluşmuştur. Ama bu ilginç kitap kadar önemli olan bir başka şey de, Kaya Bilgegil’in bu kitabın başında yer alan makalesidir. Kaya Bilgegil, “Şiir ve Mâbâdı” başlıklı bu makalesinde, şiir hakkında düşüncelerini anlatır. Yani bu makale, aslında şiirin ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair bir yazı yani poetikadır.

Müsvedde dergisinin 2009 tarihli 2. sayısında Kaya Bilgegil’in mensur şiirlerini inceleyen Serpil Akgül, Kaya Bilgegil’in lirik bir şair olarak mensur şiir türünün en yetkin örneklerinden birini verdiği tespitinde bulunmaktadır.

Bir kültür adamı olarak Kaya Bilgegil

Kaya Bilgegil, sadece bir edebiyatçı kimliğiyle yetinmemiş, aynı zamanda sosyal-kültürel-siyasal olaylara da kafa yormuş bir akademisyendir. Yaşadığı dönemin güncel olaylarını, bu olayların tarihsel sebeplerini de ortaya koyarak yorumlamış, çözüm yolları önermiştir. Düşüncelerini geniş kitlelere ulaştırmak için her türlü mecrayı kullanmış, yerel gazetelerden başlayarak günlük gazetelere, edebiyat dergilerine, akademik dergilere kadar çok geniş bir yelpazede yazmıştır. Ama o, mutlaka sanatçı naifliğinden kaynaklanan duygusallığı, memleketine âşık bir vatanseverin tavrını ve akademisyen ciddiyetini de yazılarına sindirebilmiştir. Bu da onu, ayrıcalıklı bir akademisyen, önemli bir kültür adamı, üslup sahibi bir yazar yapar. Tam bu noktada, onun Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanan “Kaybedilen Topraklar” başlıklı uzun metnini anmak gerek. Osmanlının Rumeli’den ayrılışının hazin bir türküsü denebilecek bu metin, Kaya Bilgegil’in düzyazıdaki yetkinliğini ve irfan sahibi bir kültür adamı kimliğini göstermesi bakımından önemlidir.

Geçmişi yitirdiğimiz gibi, yakın tarihimizi, yakın tarihimizin önemli değerlerini de yitiriyoruz sanki. Göğümüzü aydınlatan kandiller, aramızdan birer birer çekiliyor ve bizler, sanki onların inşa ettiği coğrafyada yaşamıyormuşuz gibi, bir hayatı, bir toplumu inşa etme yükümlülüğümüz yokmuş gibi, hayatı alabildiğine kayıtsız bir biçimde yaşıyoruz. Bu memleketin sahici evlatlarının kandil olup yanma zamanıdır artık. Kandilin fitilini yakacak akkor ateş, hemen yanı başımızda, geçmişimizde duruyor.

 

Ahmet Serin, yitikler kervanının izini sürdü

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2013, 12:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13